Ana içeriğe atla

İsrail’in Kürt devletine desteği

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’de gerçekleştireceği bağımsızlık referandumu öncesi, petrol zengini ve çok etnikli nüfusa sahip Kerkük konusunda gerginlik tırmanıyor. Statüsü tartışmalı olmasına rağmen bağımsızlık referandumuna katılma kararı alan Kerkük, Bağdat’ın şimşeklerini çekiyor. Cumhurbaşkanlık Sözcüsü İbrahim Kalın da yaptığı açıklamada, Kerkük konusunda bir oldu bittiye izin vermeyeceklerini belirtti. Irak Meclisinin kendisini görevden alma kararını tanımayan Kerkük Valisi Necmeddin Kerim ise, BBC’den Hediye Levent’e yaptığı açıklamada IKBY bağımsızlık referandumu sonrası gerekli koşullar oluşturulduğunda Kerkük’ün statüsü ile ilgili bir başka referandum yapılacağını belirtti.
Tüm bu gelişmelerin ortasında, IKBY en açık desteği İsrail’den alıyor. Üstelik İsrail’in Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurulmasına desteği yeni değil. Bundan üç sene önce, Tel Aviv’de Institute for National Security Studies’in düzenlediği bir toplantıda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bu konudaki desteğini -ABD’nin Irak’ın bütünlüğünü korumayı istediğini bilmesine rağmen-açıklamıştı. 

Son günlerde İsrail Adalet Bakanı Ayelet Shaked de bu konudaki desteğini açıklamış, ABD’yi de desteğe davet etmişti. Eski bir general olan Yair Golan’ın PKK’yı terör örgütü olduğunu düşünmediğini açıklaması üzerine Netanyahu, her ne kadar Türkiye terör örgütü Hamas’ı desteklese de, İsrail’in PKK’yı terör örgütü olarak kabul ettiğini belirtti ve ülkesinin Kürt halkının devlet kurma çabasını desteklediğini yeniledi. Tabi burada Kürt devletine desteği kadar, Hamas konusunda Ankara’ya verilen mesajı da görmemezlikten gelmek imkansız. Öte yandan tek destek İsrail’den de gelmiyor. Suudi Arabistan da, Iraklı Kürtlerin referandum taleplerini destekliyor gözüküyor. 
Kürt tarafının İsrail’in desteğini istemesi anlaşılır. Kendi Kürt nüfuslarını etkileyeceğinden dolayı bir devlet kurulmasına en sert karşı çıkan ülkelerle çevrili olan IKBY, bu sayede bölgede izole olmaktan kurtulabilecek. Üstelik bölge dışında da pek bir destek bulamıyor. IŞİD’e karşı verdiği mücadele ile Kürtler olumlu bir imaj kazanmış olsa dahi, ABD de referandumun iptal edilmesini talep etti. El-Şark Forumu Direktörü Galip Dalay’ın da belirttiği gibi, IKBY bölgedeki mezhepçi kaygıları kullanarak, Şii yönetime karşı olan Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin desteğini kazanabilir. 
İsrail ise kurulacak bir Kürt devletini ekonomik ve stratejik açıdan doğal bir müttefik olarak görüyor. İsrail dışarda Kürt devletine desteğini demokrasi, özgürlük, bağımsızlık gibi ortak değerleri paylaşmaları üzerinden açıklıyor. İçerde ise Orta Doğu’nun ezilmiş ve uzun süre vatansız kalmış halklarından biri olarak, davalarına sempati beslediklerini söylüyorlar. Tabi burada akıllara hemen Filistinliler konusu geliyor. 
Kürtlere desteği, İsrail’in bölgenin azınlıklarıyla ilişki kurma politikasının bir parçası. Kuruluşunun ilk yıllarından itibaren Arap olmayan ülkelerle yakınlık kurmayı amaçladı. Türkiye ve Şah dönemi İran ile ilişki kurma çabaları bu nedenleydi. Bugün de Azerbaycan ile yakın ilişkileri mevcut. 
Öte yandan bu konuda kilit ülke İran. Böylesi bir gelişme, İran’ı bölgeye daha fazla çekecektir. Bu da ilk önce İsrail’in tercih etmeyeceği bir durum. Lübnan’dan sonra Suriye ile olan sınırında İran ve Hizbullah tehdidi ile karşı karşıyayken, bir de Irak’ta etkisini arttıracak bir İran istemeyecektir. Ancak görülen tabloda, Kürtler bir de Körfez desteğini alırsa hiç şüphesiz karşılarına İran dikilecektir.   
Tüm bu zor denklemde, ABD için öncelik hala IŞİD iken, referandum sonucunun çıkaracağı fırtınaya Trump’ın nasıl tepki vereceğini kestirmek mümkün değil. Öte yandan Irak başbakanı askeri müdahale uyarısı yaparken, İran Genelkurmay Başkanı Bagheri ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görüşmesinde referandum konusunun da konuşulduğu ve ortak hareket edeceklerini söylemek mümkün.
Hatırlanması gereken iki nokta daha var. İlki, IKBY’de siyasi uzlaşı mevcut değil. İkincisi ise, referandumda muhtemelen büyük bir çoğunlukla bağımsızlık isteği kazanacak, ancak hemen ardından bir bağımsızlık ilanına dönüşmeyecek. 2005 yılında benzer bir referandum düzenlenmiş ve %98 ile bağımsızlık halk tarafından desteklenmişti. Şimdikinin farkı sivil toplum değil siyasi otorite tarafından düzenleniyor olması. Referandum sonucunda alınacak yüksek halk desteği sayesinde IKBY uluslararası platformlarda elini güçlendirebilecek. 
Bu referandum, Irak Kürtlerini bağımsızlığa götürecek yolun ilk adımı olabileceği gibi, bir anlamda petrol zengini Kerkük’ün geleceğini de masaya yatırıyor. İsrail’in desteği ise çevrelemeye çalıştığı İran’ı daha fazla bölgeye çekebilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Disclaimer: La verdad i las istoryas ke mos kontamos

Bazado sovre la novela de 2015 de Renée Knight, Disclaimer es una seri psikolojika de suspenso, estrenada en Apple TV+ en 2024. Eskrita i dirijida por Alfonso Cuarón, ganador de sinko Premios Oscar, esta mini-seri de syete epizodios eksplora la fuersa de la verdad, de las istoryas ke mos kontamos i de la manera en ke vemos los evenimientos, ambezando tambiyen el peligro de los sekretos. En esta seri ay munchos aktores famozos: Cate Blanchett interpreta a Catherine Ravenscroft; Sacha Baron Cohen su marido Robert; Kodi Smit-McPhee su ijo Nicholas; Kevin Kline da vida a Stephen Brigstocke i Lesley Manville interpreta a su mujer Nancy. La istorya sige a Catherine, una periodista muy konosida. Un dia una novela aparese i empesa a deskuvrir un sekreto muy personal de su pasado.  Los eventos del pasado son kontados desde diferentes puntos de vista, la seri invita al spektator a kestyonar la memoria, la identidad, la persepsion i la relasyon entre la verdad i la manera ke kontamos la mizm...

NATO’s Southern Flank is Becoming a Strategic Frontier

On 8 July, as NATO leaders gathered in Ankara, the ceasefire between the United States and Iran collapsed, with Washington launching renewed strikes as the meeting was underway. The conflict involving Iran that began on 28 February was expected to remain limited in duration and was widely described as a “short-term excursion,” yet, more than six months later—after an April ceasefire, a June memorandum of understanding, and its collapse—the conflict remains unresolved. For Washington, the conflict has become a sustained drain on attention, assets, and Alliance coherence, raising difficult questions about burden sharing and the credibility of U.S. deterrence commitments across the Middle East.   The conflict’s prolongation and intensification, with regionalization still unfolding, have called into question whether NATO’s Southern neighborhood framework—and, by extension, the U.S. force posture underpinning it—is sufficient for the current security environment. The Alliance des...

From the Indo-Pacific to the Middle East: can the NATO’s IP4 Partnership Model work?

Recent proposals to broaden the Abraham Accords have renewed discussion of regional security cooperation in the Middle East. In May 2026, U.S. President Donald Trump publicly called on Saudi Arabia, Qatar, Pakistan, Turkey, Egypt, and Jordan to join the Abraham Accords, in a social media post following phone calls with regional leaders, describing the initiative as an “unparalleled world coalition” (Chiacu and Pamuk 2026). This proposal, although framed in diplomatic and political terms, raises a more structural question: can NATO’s Indo-Pacific Four (IP4) partnership model of selective, issue-based cooperation be adapted to the Abraham Accord countries? The question matters because the Middle East has repeatedly struggled to institutionalize durable and inclusive security arrangements. Existing frameworks such as the Gulf Cooperation Council (GCC) and the Arab League have not developed into effective collective security mechanisms, while more ambitious proposals such as the Middle Eas...