Ana içeriğe atla

Sürprizler ülkesi ve siyasi sihirbazı

2 Mart’ta gerçekleşen genel seçimlerden beri İsrail seçimlerini yazabilmek için doğru zamanı bekliyorum. Bu herhangi bir seçim değil. İsrailliler son 11 ay içinde tam üç kez sandık başına gitti. Normal bir durum mu? Hiç değil.
Neden hükümet kurulamıyor derseniz, matematiksel bir süreç bu. 120 sandalyeli mecliste 61 sandalyeye sahip olmanız lazım. Ancak seçim barajı (yüzde 3.25) bir hayli düşük. Bu durum çok seslilik ve temsil açısından olumlu olsa da, sistem bu son yılda olduğu gibi kitlenebiliyor. Düşük seçim barajı sayesinde birçok parti meclise girmeye hak kazanıyor. Böylesi bir durumda tek başına hükümet kurmak zaten mümkün değilken, şimdilerde bir koalisyonda anlaşmak bile mucize haline geliyor. Ve her iki seçim sonrasında da aynen bu oldu, koalisyon kurulamadı ve yeniden seçim kararı alındı.
Bu nedenle, başroldeki oyuncular aynı, oyunun kuralları aynı, talepler aynı, vaatler aynı, sonuçlar da aynı olunca beklemeye karar verdim. Zaten, seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte dördüncü (!) seçimlerle ilgili söylentiler de gecikmedi. Kendi kendime aldığım yoğurdu üfleyerek yeme kararı sürerken, merakla takip ettiğim seçim sonuçları yavaş yavaş politik bir dram halini aldı. Şu sıralar İsrail’deki gelişmeler bir Netflix dizisi tadında, tavsiye ederim hiç sıkılmayacak, katilin uşak olduğunu bu sefer hiç tahmin edemeyeceksiniz. 
Özellikle son bir yılda yaşananlar, yaklaşık 9 milyonluk bu küçük ülkede her an her şeyin olabileceğini, yeni bir günün tahminlerin çok üstesinde şeylere gebe olabildiğini gösteriyor. Allah’ın hakkı üçtür derler. Netanyahu üçüncü kerede muradına erdi. Ne yaptı etti, en dezavantajlı durumun üstesinden gelip Eylül 2021’e kadar başbakan olma hakkını elde etti. Boşuna siyasi sihirbaz denmiyor kendisine. Her durumu kendi lehine bu kadar beceriyle çevirebilecek ve sonunda hep karlı çıkabilecek çok az politikacı vardır.
Bu uğurda bir ara meclisi kapattırdı, 17 Mart’ta başlaması beklenen yolsuzluk, rüşvet ve güveni kötüye kullanma hakkındaki davalarını Mayıs sonuna erteletmeyi başardı. Üstelik tüm bunları geçici hükümetin başında Koronavirüs tehdidine karşı alınacak sert tedbirleri planlarken, kurala uymayan bazı Haredi topluluklara yönelik sert kararlar alırken gerçekleştirdi.
Netanyahu oyunu çok sert oynadı. Rakibi Mavi Beyaz ittifakın Lideri Benny Gantz’ı en beklenmedik zamanda, bel altı denebilecek şekilde defalarca vurdu. Netanyahu’nun bilgisi, tecrübesi vardı ve sabrının yanı sıra enerjisi de hiç düşmedi. Rakibi Gantz, bir yılı aşkın bir süredir devam eden bu mücadelenin ardından havlu attı. Mayıs 1996’dan beri merkez-sol partilerin aldığı en yüksek oy oranına sahip olan dört partili Mavi Beyaz ittifak da ortadan ikiye bölündü.
Netanyahu’nun ilk baştan beri davalardan sıyrılmak ve başbakanlığını devam ettirmek için elindeki tüm kozları kullanacağı belliydi, ölüm-kalım savaşıydı bu onun için. Onun yaptıkları bu nedenle pek şaşırtıcı değil. Ancak uzun bir zamandan sonra Netanyahu’ya ciddi bir alternatif olarak çıkan Gantz neden pes etti? Hükümet kurma görevi için en fazla desteği o almış, Devlet Başkanı Reuven Rivlin hükümet kurma görevini kendisine teslim etmişti.
Bunun bir sebebi aklındaki azınlık hükümetini kurma ihtimalinin gittikçe azalması. Önce Mavi Beyaz İttifak’ın içindeki sağ kanattan Hendel ve Hauser Birleşik Arap Listesi’nin desteğinde bir koalisyona destek vermeyeceklerini açıkladılar. Daha sonra bu seçim için sol partilerle ittifak kuran Gesher Lideri Orly Levy-Abekasis aynı sebeple desteğini kesti. Yapılan kamuoyu araştırmaları da halkın bu seçeneği tercih etmediğini ortaya koydu.
Koalisyonun kurulamamasının ardından ülkenin dördüncü seçimlere gitmesi bir seçenek olabilirdi. Ancak öncelikle bunu halka anlatmak çok zordu. Anketlerde Gantz’a verilen destek de azalma eğilimindeydi. Üstelik bu çok riskli bir adım olabilirdi. Çünkü ittifak ortakları onun liderliğinden vazgeçebilirdi ve daha da önemlisi Koronavirüs tehdidi varken seçimlerin ne zaman yapılacağı belirsizdi. Böylesi bir durumda, Netanyahu’nun yürüttüğü geçici hükümet yeni bir seçim yapılabilecek duruma gelene kadar ülkeyi yürütmeye devam edebilirdi. Azınlık hükümeti ve 4. seçim olasılığının üstü çizilince, geriye bir tek Likud ile koalisyon seçeneği kalıyordu.
Halkın yaşanan siyasi kördüğüme yönelik ilgisi de sabrı da pek kalmamıştı. Ana gündem maddesi Koronavirüs, alınan sert tedbirler ve artan vaka ve ölüm sayısı oldukça, Gantz’ın hareket alanı da kısıtlanmış oldu. Netanyahu’nun acil durum hükümeti kurma çağrısının ardından, aralarında Devlet Başkanı Rivlin’in de bulunduğu bir çok farklı kanattan lider bu fikre destek verdi. Bu durum Gantz’ın üzerindeki baskıyı arttırdı.
Likud ile Mavi Beyaz ittifak arasında acil durum veya birlik hükümeti kurma görüşmeleri sürerken, Gantz’ın ortaklarının çok net bir stratejileri vardı; meclis başkanlığı seçimleri ile Likud’un Knesset’teki gücünü azaltmak, ardından hükümet kurulana kadar gerekli komisyonların kurulmasını sağlayan düzenleme komitesi üyelerinin seçilmesini ve göreve başlamasını sağlamak. Bu önemli komisyonun üyeleri partilerin kazandığı sandalye sayılarına göre belirlendiği için Mavi Beyaz burada söz sahibi olacaktı. Böylece hem Netanyahu’nun gücü kısıtlanacak, hem de bir kez daha seçilmesini engelleyecek yasalar oylanabilecekti. Bu durumu engellemek isteyen Likud milletvekili ve Meclis Başkanı Yuli Edelstein Knesset’in çalışmalarını askıya almış ve ancak yüksek mahkeme kararıyla oylama yapılabilmişti. Bu sırada bir ilk yaşanmış, yüksek mahkeme meclis işleyişine müdahale etmek zorunda kalmış ve bunun üzerine bir başka ilk yaşanmış ve mahkemenin kararını tanımadığını belirten Edelstein istifa etmişti.
Gantz’ın Netanyahu ile bir birlik hükümetine girme kararı Yair Lapid’in partisi Yesh Atid ve Moşe Ya’alon’un partisi Telem’in ittifaktan ayrılmasıyla sonuçlandı. Hendel ve Hauser Telem’den ayrılırken, Gesher de sol partilerle ilişkisini bitirdi. Ve bir başka gariplik oldu, Gantz eski ortaklarının hayır oylarına karşı Likud’un destek oylarıyla yeni meclis başkanı seçildi.
Gantz, "olağanüstü durumların olağanüstü kararlar alınmasına neden olduğunu" açıkladı. Haksız değil. Koronavirüs'e karşı hiçbir ülke hazırlıklı değildi, İsrail’in başa çıkması gereken bir ekonomik krizi vardı ve en kısa sürede bu bir yıllık kördüğümün çözülmesi gerekiyordu. Gantz belki bu kararla kendi siyasi hayatını sona erdirdi ancak tüm seçim kampanyalarında belirttiği "Önce İsrail" vaadine uymuş oldu ve bu siyasi krizi bitirecek önemli adımı attı.
Son durumda bir değişiklik olmazsa, Netanyahu başbakanlığında kurulacak hükümet 78 sandalye sahip gözüküyor. Üç yıl olarak hesaplanan koalisyonda ilk 18 ay Netanyahu, daha sonra Gantz başbakanlık yapacak. Ancak bu koalisyonun 18 ay bile süreceği, özellikle Koronavirüs salgını bittiğinde bir hayli şüpheli. Bakanlıklar her iki grup arasında eşit dağıtılacak ve bu durum bakanlık sözü alan sağ bloğu bir hayli kızdırmışa benziyor. Meclis başkanlığı görevini teslim ettikten sonra Gantz başbakan yardımcısı ve büyük ihtimalle dışişleri bakanı olacak. Ancak meclis başkanı olduğu sürece önemli bir güce sahip. Hala hakkında dava açılmış bir başbakanın hükümet kuramayacağı veya bir ismin ancak iki kere artarda başbakanlık yapabileceği ile ilgili yasaları oylamaya sunabilir. Mecliste eski ortakları halihazırda onu hainlikle suçluyor olabilirler ama bu konudaki bir oylamada onu destekleyeceklerdir.
Koronavirüs Netanyahu’ya ihtiyaç duyduğu yaşam öpücüğünü sağladı ve yine hiç beklenmeyeni başardı. Netanyahu eninde sonunda davalarla karşı karşıya gelecek, bundan kaçışı yok. Eğer suçlu bulunursa cezasını çekecek. Ama eğer suçsuz bulunursa bir bakarsınız bilindik bir hikaye kendini tekrar eder, Netanyahu başbakan değil de devlet başkanı olarak karşımıza çıkar ve o makamın yetkilerini arttırır.
Bu satırları yazarken Netanyahu’nun yardımcısının Koronavirüs test sonucunun pozitif çıktığı ve Netanyahu dahil yakın çalışma arkadaşlarının kendilerini karantinaya aldığı haberi geldi. Daha önce söylediğim gibi, drama ve heyecan İsrail siyaset perdesinden hiç eksik olmuyor. Ben de gelişmeler için bir gün daha bekleyip öyle bu yazıyı editörüme yollamaya karar verdim. Netanyahu’ya test yapıldı, negatif çıktı. Sağlıkla kalın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Disclaimer: The Power of Narratives

  Apple Mini-series, 2024 Based on Renée Knight’s bestselling 2015 novel of the same name, Disclaimer is a 2024 psychological thriller drama released on Apple TV+. Written and directed by five-time Academy Award winner Alfonso Cuarón, the seven-episode mini-series explores the power of truth, narrative, and perspective, as well as the danger of untold secrets. Disclaimer features an acclaimed cast including Cate Blanchett as Catherine Ravenscroft, Sacha Baron Cohen as her husband Robert, Kodi Smit-McPhee as her son Nicholas, Kevin Kline as Stephen Brigstocke, and Lesley Manville as his wife Nancy. The series follows Catherine, a celebrated investigative journalist whose seemingly stable life is disrupted by the arrival of a novel that appears to reveal a deeply personal secret. As the story unfolds through multiple perspectives, it explores themes of memory, identity, perception, and the often-fragile relationship between truth and narrative. Throughout the series, we witness ea...

Panorama Asks: The NATO Summit in Ankara

On 7-8 July 2026, NATO’s heads of state and government met in Ankara for the Alliance’s 36th summit. It was the second time Türkiye has hosted this gathering since Istanbul in 2004. The summit came at a difficult moment for the Alliance: a fifth year of war in Ukraine, growing pressure on European allies to turn defense-spending pledges into real industrial capacity, and continuing uncertainty over Washington’s long-term commitment to European security. The Ankara Summit Declaration reaffirmed the Alliance’s commitment to collective defense under Article 5, noted that in 2025, European allies and Canada have increased core defense investment by more than $139 billion, and announced more than $50 billion in new procurements and committed to working with industry to accelerate innovation. Support for Ukraine and the broader question of Europe’s long-term security architecture also featured prominently on the agenda. For most allies, Ankara was simply this year’s venue — one stop in a ro...

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different cou...