Ana içeriğe atla

İran’dan umut ışığı

14 Haziran İran seçimleri öncesinde olumsuz bir tablo vardı karşımızda. 2009 seçimlerinde oy sayımı bitmeden Ahmedinecad’ın galibiyetinin açıklanması, “Oyum nerede?” diye soran halkın protestosunun şiddetle bastırılması, Yeşil Hareket’in başarısızlığıydı umutsuzluğa iten. İran’ın en büyük otoritesine karşı kazanamamıştı reform isteyen halk. Birçoğu, “nasılsa sayılmayacak” diyerek oy vermeyi bile düşünmüyordu. 2009 seçimlerinden sonra Ahmedinecad ile bir dört yıl daha geçirmiş, İran’ın gittikçe dünyadan koparıldığını, yaptırımların ağırlaştığını, ekonomik darboğazın sıkılaştığını görüyorlardı. Reformist liderler Musavi ve Karrubi ise hâlâ ev hapsinde tutuluyordu.
Rejim tarafından onay alanlar ancak seçimlerde aday olabiliyor İran’da. Bu da yine dini lidere bağlı bir kurum tarafından belirleniyor. Reddedilenler arasında Ahmedinecad’ın desteklediği Meşai ve İran devrimi liderlerinden eski Cumhurbaşkanı Rafsancani de var. Yeni bir 2009 yaşanmaması için internet yavaşlatılıp, belli programlara giriş engellenince, Dini Lider Hamaney’in tercih ettiği Nükleer Baş Müzakerecisi Sait Celili veya Tahran Belediye Başkanı Muhammed Bekir Kalibaf’ın kazanmaması için hiçbir neden kalmamıştı.
Seçim tarihi yaklaşırken Hamaney’in dünürü muhafazakar Haddad Adil’in ve ılımlı aday Muhammed Rıza Arif’in yarıştan çekilmesiyle, muhafazakar kesimin beş adayına karşı reform yanlılarının oyları Hasan Ruhani’nin oldu ve ilk turda yüzde 50 barajını geçerek yeni cumhurbaşkanı seçildi.
Yüksek katılım, büyük oy farkı, merak uyandırıcı bir sonuç. Hamaney, halkın olası bir isyanını engellemek ve sisteme olan güveni tazelemek için Batı’nın da olumlu karşılayacağı bir adayın kazanmasına imkan vermiş oldu.

Reformist olmamakla birlikte ılımlı ve merkeziyetçi Ruhani, iyi bir diplomat, hukukçu ve Batı dünyasında uzlaşmacı olarak tanınıyor. Başta eski Cumhurbaşkanı Rafsancani ve Hatemi olmak üzere birçok kesimin güvendiği Ruhani’ye seçime giren tek din adamı olarak Kom şehrinden de destek geldi. Hatemi döneminde nükleer baş müzakereci olan Ruhani, insan ve kadın hakları konusunda ilerleme kaydedeceğini, siyasi mahkumları serbest bırakacağını ve ülkeye yeniden itibar kazandıracağını vadetmişti.
Ruhani’nin tecrübeli kadrolar kuracağı ve çok tepki çeken Celili’yi nükleer baş müzakereci olarak bırakmayacağı tahmin edilebilir. Ruhani’nin Musavi ve Karrubi’yi ev hapsinden çıkarması da beklenebilir. Ekonomi ise asıl başını ağrıtacak sorun olacak.
Dış politikada ise Ruhani’nin eli kolu bağlı. Hamaney bu konudaki son söz sahibi ve Ruhani’nin karşı çıkacağını sanmıyorum. Nükleer çalışmalar devam edecektir. İranlı liderler, İran’ın bölgedeki etkisini devam ettirebilmesi için bu konuda hemfikirler. Türkiye’yi yakından ilgilendiren Suriye ve Irak konusunda çok büyük bir değişiklik beklememekle birlikte, Türkiye ve İran arasındaki ticaretin artmaya devam edeceği öngörülebilir. İsrail’e karşı sert söylemlerin dozunun azalacağını düşünürken, genel çizgide bir değişiklik beklemek hayalcilik olur.
İsrail’i ise daha zorlu bir süreç bekliyor. Ahmedinecad’ın sivri çıkışları, İran’ın tüm dünyayı etkileyen nükleer bir tehlike olduğu konusunda İsrail’in dünya ülkelerini ikna etmesinde önemli bir araç oldu. Bu sayede uluslararası kamuoyundan güçlü bir destek alabilen İsrail, diyalog yanlısı yeni bir İran ile başa çıkmak için yeni stratejiler üretmek zorunda kalacak.
İran, Ruhani ile daha olumlu bir tablo çizerek üstündeki baskıyı azaltma niyetinde. ABD içinse o çok beklediği diyalog kapısını aralayabilecek bir lider seçildi. Böylece herkes eski oyununa geri dönebilir. ABD askeri müdahaleden kaçınır, diplomatik yollu çözüme odaklanır, İsrail nükleer tehlike karşısında yeni çareler üretir, İran ise UAEK’nın isteklerini yerine getirir gözükerek nükleer çalışmalarına zaman kazanır. Bu seçimlerde kazanan ise Ruhani ve sandıkta verdiği oy ile taleplerini, tepkisini dile getirebilen halk olur.

Karel Valansi, Objektif 19 Haziran 2013 Şalom Gazetesi
http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=87485#.UcMNsedUHSg

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Türkiye-İsrail rekabetinin doğal bir jeopolitik gereklilik olduğunu düşünmüyorum”

EDAM Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü Dr. Can Kasapoğlu ile Türk savunma sanayini, Türk SİHA´larına yönelik artan ilgiyi ve yapay zekanın kullanıldığı drone´lar meselesini konuştuk. Ayrıca, Azerbaycan´ın artan bölgesel gücünün yanı sıra, Türkiye´nin ABD, Rusya ve İsrail ile ilişkisi de söyleşimizin gündemindeydi... Türk Savunma Sanayi ve özellikle Türk SİHA’ları bugünlerde bir hayli tartışılıyor, bir savunma başarısı olarak tanımlanıyor. Türk drone’larının teknik yapısı üzerinden yetenekleri neler?  Türk sistemlerinin başarısının arkasında yatan birkaç temel var. Bunlardan ilki, fiyat-kalite dengesi diyebileceğimiz, savunma ekonomilerinin üzerine getirdikleri yük ve muharip kapasite. Libya, Suriye, Irak, terörle mücadele operasyonları örneğinde, en son Karabağ’da, bir konvansiyonel harp durumunda, Türk drone sistemlerinin binlerce uçuş saatine dayanan çok ciddi bir tecrübeyle geldiğini görüyoruz. Bu muharip tecrübe, uluslararası silah pazarlarında çok öne çıkan bir özellik. Türk

İsrail-Arap ilişkileri gelişirken, Türkiye ile normalleşme bir türlü kurulamıyor

Bir sene önce imzalanan İbrahim Anlaşması ( Abraham Accords ) meyvelerini vermeye devam ediyor. İsrail’in imzacı ülkelerle ilişkileri -Trump’ın eksikliğine, Biden’ın ilgisizliğine rağmen- gelişmeye devam ediyor. İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid yaz aylarını Körfez ülkelerini ziyaret ederek geçirdi. Temmuz ayında Birleşik Arap Emirliklerini ziyaret eden ilk İsrailli bakan olan Lapid, ziyareti sırasında Abu Dabi’de İsrail büyükelçiliğini, Dubai’de konsolosluğu açtı. İsrail ayrıca geçtiğimiz günlerde Dubai’de gerçekleşen Expo 2020’ye de katıldı. İlk kez İsrail pavyonu bir Arap ülkesinde yer aldı. Ağustos ayına geldiğimizde ise Lapid Fas’taydı. İki ülke arasındaki bu ilk üst düzey görüşme, işbirliği olanaklarının artırılmasını da beraberinde getirdi. Sonbahar ise İsrail için ilklerin yaşandığı bir dönem olmaya devam ediyor. İlk önce Bahreyn İsrail’e ilk büyükelçisini atadı. Ardından eylül ayı sonunda Lapid, Bahreyn’in başkenti Manama’yı ziyaret etti. Bu ziyaret bir İsrailli bakanın ülkey

Turkey has flipped the script on its regional isolation. But will it amount to real change?

Turkey has been working away at recalibrating its foreign policy by tracking down new allies and issuing conciliatory statements—and it’s a crucial part of the country’s bid to become a regional leader, energy hub, and economic powerhouse. But are Ankara’s steps toward recalibration big enough to really change the regional landscape? Last month, Turkish Deputy Foreign Minister Sedat Önal hosted his Egyptian counterpart in  Ankara for rapprochement talks focusing on regional issues. The latest talks follow a first-round visit to  Cairo  in May, where Turkey and Egypt hashed out bilateral concerns. It’s a remarkable moment, since these visits marked the first high-level political consultations between the two powers since the 2013 military coup in Egypt, an event that led to a rapid deterioration in Cairo’s relationship with Ankara. But the recalibration isn’t just with Egypt. For several months now, Ankara has taken steps to normalize regional relationships that had been fraught with pr