Ana içeriğe atla

Değişen Beyoğlu, Kaybolan İstanbul

İstanbul’un kalbinin attığı Beyoğlu’nda ardı ardına kapanan tarihi mekânlar, beraberlerinde eski İstanbul’u, yaşanmışlıkları, anıları, toplumsal hafızayı da götürüyorlar. Şehir modernleştikçe tekdüze ve sıradanlaşırken bunca zaman değişime direnen dükkânlar halktan aldıkları destekle ayakta kalma çabalarını sürdürüyorlar. Bunlardan bir tanesi de 78 yıldır aynı tarihi binanın girişinde bulunan ve yıl sonuna kadar dükkânı boşaltması istenen Kelebek Korse Mağazası


Tünel’den Galatasaray’a doğru yürürken hemen sağ kolda, kırmızı tentesinin yarı yarıya örttüğü bir dükkân dikkatinizi çeker. Biraz yaklaştığınızda, isminin asılı olduğu yukardan sarkan siyah bir levhanın gölgesinde, ürünlerin bugünlerde görmeye alışık olmadığımız bir biçimde sergilendiği, fiyatlarının beyaz not kâğıtlarına yazılarak üstlerine tutuşturulduğu bu vitrin, çok eskilerde kalmış bir zamanı dondurmuşçasına sizi şaşırtarak karşınıza çıkar. Graffitilerle süslü kepenk ise, uzun zamandır el değmemiş gibi duran vitrin ve dükkânın dar ahşap kapısı ile ilginç bir tezat oluşturmakta. 1920’lerde Terkos Pasajı’nda kurulan, 1930’ların ortasında İstiklal Caddesi üzerindeki şimdiki mekânına taşınan Kelebek Korse Mağazası’nın kapısındayım. İlya Avramoğlu beni güler yüzüyle içeriye davet ediyor.

Her taraftan ürünlerin taştığı minicik bir dükkândayım. Ahşap raflar, sarı buzlu camlı dolaplar, tam kapanmayan çekmeceler, lambri kaplı duvarlar... Eskiden kişiye özel iç çamaşırı ve tadilat yapmak için kullanılan, ancak şimdilerde boş duran küçük asma katı sayesinde yüksekçe bir tavanı var. Tam ortada duran tezgâhın arkasına geçen İlya Bey, el çabukluğu ile müşterisinin istediği ürünü buluyor, kullanımı ile ilgili ipuçları ve beden ölçüsü tavsiyesi veriyor. Daha da önemlisi, tıpkı eskiden bakkalların, mahalle terzilerinin yaptığı gibi ahbaplık ediyor, müşterisini dinliyor.
Sohbetimiz sırasında dükkân hiç boş kalmıyor. Önce bir hanım geliyor ne istediğini en ince detayına kadar anlatıyor. “Bazı hanımlar hep alıştıkları, aynı model sutyeni kullanır, ne olursa olsun” diye anlatıyor İlya Bey. Yaşları, beden ölçüleri değişse de aynı modeli istiyorlarsa, mutlaka alıştıkları mağazadan alıyorlardır diye ekliyorum içimden. Daha sonra çok güzel bir transseksüel geliyor. Siparişini alıp hızlıca dükkândan çıkıyor. Yaşlıca bir amca canını acıtmayacak bir kamburluk korsesi arıyor. Piyasadakileri beğenmeyen amca aklındaki fikri hayata geçirmek ve kendisi gibi bu dertten çekenleri rahata erdirecek ‘icadını’ heyecanla anlatmaya başlıyor. Hemen ardından utana sıkıla torunuyla gelen bir teyze isteğini söylemeye kalmadan aklındaki model, beden ve renk tezgâhta beliriveriyor. Parayı öderken daha sonradan Amerika’da dans eğitimi gördüğünü öğrendiğim bir genç kız ile annesi dizlik almaya geliyorlar. Teyze ile komşu olmalılar, ortak tanıdıkların hatırının bolca sorulduğu bir sohbet başlıyor aralarında.
Tüm bir katı iç giyime ayıran ışıltılı, şık dükkanlardan, prezantabl ve konusunda eğitimli satış danışmanlarının etrafımızı sardığı alışveriş merkezlerinin soğukluğundan ne kadar da farklı anlattıklarım, öyle değil mi? Eski tip giyim ve tuhafiyeci mağazacılığının bu güzel örneği, her şeyiyle eskiyi, onlarca kez seyretsek de hiç bıkmadığımız Türk filmlerindeki o çok özlenen eskiyi hatırlatıyor.
Dizlik çeşitleri konuşuladursun dükkânın önünde yirmi kişilik bir turist kafilesi beliriyor. Tur rehberi vitrindeki ürünleri göstererek dükkânın geçmişini anlatırken, cama yapıştırılmış yazıları okuyarak Kelebek Korse Mağazası’nı bekleyen üzücü geleceği aktarıyor. O sırada içeri giren Adapazarı’ndan bir bey, dükkânın tahliye kararına direnme hikâyesinden etkilenmiş, İlya Bey’in elini sıkıp desteğini göstermeye geldiğini söylüyor. Bir başka hanım ise “Sadece dükkânın kokusunu, özlediğim Beyoğlu’nu koklamaya geldim” diyerek kaybolan, yıkılan onca değerin yanında, çevredeki büyük değişime direnen bu küçük dükkânın ayakta kalmasını ne kadar çok istediğini söylüyor. 
On yılını dolduran kiracıların gerekçe göstermeden çıkarılabilmesine olanak veren yeni düzenlemenin mağdurlardan biri de Kelebek Korse. Büyükbabadan kalan dükkânı üçüncü nesil olarak işleten İlya Avramoğlu üç ailenin, dokuz kişinin yükünü omuzlarında taşıyor. Gelen tebligatlar ise yılbaşına kadar tarihi dükkânın boşaltılması gerektiğini söylüyor. Beyoğlu’nda yeni bir yere geçmenin astronomik fiyatlar yüzünden imkânsız olduğunu söyleyen İlya Bey, düzenlemede değişikliğe gidilmesini ve kiracı ile mal sahibine bir uzlaşma şartı getirilmesini talep ediyor.
Sesini duyurmak, hukuki mücadelesini sürdürmek için en büyük desteği ise halktan alıyor. Her şeyiyle eski İstanbul’u, İstiklal Caddesi’nin La Grande Rue de Pera olduğu dönemi hatırlatan, o kültürü yaşatan bu dükkânın yeni bir hamburgerci zinciri veya dönerci olmamasına uğraş veriyor.
Yerli ve yabancı basının büyük ilgi gösterdiği Kelebek Korse’ye bir destek de Beyoğlu Kent Savunması’ndan geldi. 27 Eylül Cumartesi günü dükkânın önünde bir basın açıklaması düzenleyen sivil toplum kuruluşu, ‘Kelebek Korse Kapanmasın’ adlı bir imza kampanyası başlattılar. Bir başka imza kampanyası da change.org’da devam ediyor. Ancak en son kontrol ettiğimde 2135 kişinin desteğine sahip kampanyanın işleme alınabilmesi için 365 imzaya daha ihtiyacı var.
Safiye Ayla’nın hâlâ çok satan özel korsesi, göğüsleri füze gibi gösteren Marilyn Monroe sutyenleri Kelebek Korse’nin kendi ürettirdiği modelleri arasında en dikkat çekenleri. Korse giyen hanımların kendilerini kelebek kadar hafif hissetmeleri için adını ‘Kelebek’ olarak seçen dükkân, Muhteşem Yüzyıl gibi birçok diziye, filme de ürün sağlıyor.
İstanbul’un kalbinin attığı Taksim’de birçok olaya, özellikle de 6-7 Eylül 1955’de yaşananlara bizzat tanıklık etmiş Kelebek Korse. Bir duvarında cam-çerçeve kırıp yağmalamak için içeri girenlerin vurduğu balyoz darbesi, tarihe tanıklık edercesine duruyor ve bu vahim olayın izini geleceğe taşıyor.
Emek Sineması, Rebul Eczanesi, Robinson Crusoe Kitabevi, Mayer, Zahaviyedis… Eski İstanbul’u Beyoğlu’nda yaşatan, bir şehrin hafızasının en güzel örnekleriydi bu mekânlar. Kendine has dokuları, havaları ile İstanbul’u İstanbul yapan bu simgeler, müzelerde tekrar canlandırılamayacak bu kültürel değerler bir bir azalırken, İstanbul’un kendine özgü alışveriş ruhu, alışkanlıkları da yok oluyor.
Her şehir farklı zamanlarda aynı hataları tekrarlıyor ve çoğu zaman iş işten geçtikten sonra ders alıyor, öğreniyor. Turizm kadar kendi kendini baltalayan bir sektör daha kolay bulunmaz sanırım. İstiklal’e gelenlerin modern ve yeniyi, AVM, otel zinciri ve kafeyi değil eski, henüz değişmemiş İstanbul’u aradığını hatırlasak, değişime direnen, uyandırdığı hisle eski Beyoğlu’nu yaşatan, bir dönem dekoru gibi duran Kelebek Korse’yi internet mağazacılığına mahkûm etmeyiz. Geçtiğimiz haftalarda otel, rezidans ve alışveriş merkezi yapılmak üzere yıkılan Harbiye’deki İnci Sineması, kepenklerini kapatan Beşiktaş’taki Kaymakçı Pando da bu güzel şehrin yerine konulamayacak kaybolan sembolleri. Kelebek Korse’yi de kaybederek bu upuzun listeye bir yenisini daha eklemeyelim, şehrin hafızasında bir boşluk daha yaratmayalım.

Karel Valansi Şalom Gazetesi 22 Ekim 2014 
http://www.salom.com.tr/haber-92701-degisen_beyoglu_kaybolan_Istanbul.html?rev=1

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Türkiye-İsrail rekabetinin doğal bir jeopolitik gereklilik olduğunu düşünmüyorum”

EDAM Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü Dr. Can Kasapoğlu ile Türk savunma sanayini, Türk SİHA´larına yönelik artan ilgiyi ve yapay zekanın kullanıldığı drone´lar meselesini konuştuk. Ayrıca, Azerbaycan´ın artan bölgesel gücünün yanı sıra, Türkiye´nin ABD, Rusya ve İsrail ile ilişkisi de söyleşimizin gündemindeydi... Türk Savunma Sanayi ve özellikle Türk SİHA’ları bugünlerde bir hayli tartışılıyor, bir savunma başarısı olarak tanımlanıyor. Türk drone’larının teknik yapısı üzerinden yetenekleri neler?  Türk sistemlerinin başarısının arkasında yatan birkaç temel var. Bunlardan ilki, fiyat-kalite dengesi diyebileceğimiz, savunma ekonomilerinin üzerine getirdikleri yük ve muharip kapasite. Libya, Suriye, Irak, terörle mücadele operasyonları örneğinde, en son Karabağ’da, bir konvansiyonel harp durumunda, Türk drone sistemlerinin binlerce uçuş saatine dayanan çok ciddi bir tecrübeyle geldiğini görüyoruz. Bu muharip tecrübe, uluslararası silah pazarlarında çok öne çıkan bir özellik. Türk

Bu çocuğa dikkat! Adını çok duyacaksınız

Ralfi Kanyas ile tanıştırmak istiyorum sizleri. Çok özel bir genç. 22 yaşında hem medya iletişim üçüncü sınıfta okuyor hem de Hürriyet Ege’de muhabir olarak çalışıyor. 16 yaşında karşıdan karşıya geçerken bir arabanın çarpmasıyla hayatı değişiyor. Tekerlekli iskemleye bağlı kalmanın tüm zorluklarına rağmen hayata daha da sıkı tutunuyor. Başta zorluk çekse de önce ailesi sonra da arkadaşları ona güç veriyor ve engel tanımaz oluyor. Şimdi hem katıldığı gönüllü çalışmalarla, hem de gazete yazılarıyla engellilerin hayatında bir fark yaratmaya çalışıyor. Geleceğin başarılı gazetecisini şimdiden tanıyın istedim. Karel Valansi

Büyükelçi Tacan İldem: “Dezenformasyona karşı toplumsal dayanıklılığın güçlendirilmesi gerek”

NATO eski Genel Sekreter Yardımcısı, Türkiye´nin NATO ve AGİT nezdinde eski Daimi Temsilcisi Emekli Büyükelçi Tacan İldem ile kendisinin de hazırlayanlar arasında olduğu NATO 2030 raporunu, NATO-Türkiye, ABD-Türkiye ilişkilerini ve NATO´nun Karadeniz politikası ile Türkiye´nin bu konudaki rolünü konuştuk. Sayın büyükelçi ayrıca Washington büyükelçiliğinde görevli olduğu dönemde 500. Yıl Vakfı ile gerçekleşen Sefarad Yahudilerinin Osmanlıya gelişlerinin 500. yılı etkinlikleri ile ilgili anılarını da Şalom okuyucularıyla paylaştı. Washington Büyükelçiliğimizde görev yaptığınız dönemde, 500. Yıl Türk Musevileri Vakfının ülkemizin doğru tanıtılması çabalarına da ortak oldunuz. Bu dönemi anlatabilir misiniz? 1980’lerin sonlarında zamanın İspanya hükümeti Amerika kıtasının 1492’de Kristof Kolomb tarafından keşfinin 500. yıldönümü etkinliklerinin arzu edilen görkemde kutlanmasını temin çabasındaydı. Ancak 1492 yılında ülkede yaşayan ve sayıları 300 bin dolayında olduğu tahmin edilen Yahudiler