Ana içeriğe atla

İsrail’in doğalgaz kartı ve Türkiye (1)

Bir zamanlar doğalgazı Mısır’dan ithal eden ve Sina’da boru hatlarına karşı düzenlenen her sabotajda soğuk terler döken İsrail, 2009’da Tamar, 2011’de de ondan çok daha zengin Leviathan doğalgaz kaynaklarını keşfettiğinden beri, dünyanın büyük enerji oyuncuları arasında gösterilmeye başlandı. İsrail’i enerji açısından bağımsız hale getirecek, ekonomik olarak da rahatlatacak çok önemli bir gelişme bu. Haaretz’de yayınlanan bir habere göre, doğalgazın önümüzdeki yıllarda İsrail’deki elektrik üretiminin yüzde 80’inin, sanayinin yüzde 90’ının, trafiğe çıkan araçların yüzde 40’ının enerji ihtiyacını karşılayacağı bekleniyor. Sadece bu tablo bile doğalgazın İsrail ekonomisini çok ciddi bir biçimde değiştirecek güce sahip olduğunu göstermekte.
Üç dileğinden biri gerçekleşmiş olan İsrail, öncelikle kendi enerji ihtiyacını karşılayacak. Verilere göre önümüzdeki en az 50 yıl için arzı kendi ihtiyacını aşacak. Kabineden aldığı onay ile rezervlerinin yüzde 40’ını ihracata ayıran İsrail, ekonomisinin en önemli kalemini oluşturacak olan doğalgaz için öncelikle var olan boru hatlarını kullanarak az maliyet ile hızlı getiri getirecek komşularının kapısını çaldı.

İsrail’in ilk müşterisi Filistin Özerk Yönetimi (FÖY) oldu yılın başında, ikinci müşterisi ise Ürdün. Bu sayede FÖY ve Ürdün hem ucuz doğalgaza kavuşacak, hem de 2011’de çıkan isyandan sonra ihracatı durduran Mısır ile yaşadıkları enerji sıkıntısından kurtulup, istikrarlı bir kaynağı sağlama almış olacaklar. Bölgenin eski tedarikçisi Mısır ise geçtiğimiz günlerde İsrail ile anlaştı. Mısır’dan İsrail yönüne doğru akan doğalgaz artık ters yöne, İsrail’den Mısır’a doğru akmaya başlayacak.
İsrail için bu anlaşmalar bölgedeki dost ülkelerin azlığını düşününce oldukça önemli. Hem bu ülkelerle ilişkilerini geliştirecek, hem de karşılıklı güven artacak. Bu durum da Filistinlilerle yürütülecek barış görüşmelerinden sınır güvenliğine kadar birçok hayati avantajı beraberinde getirecek.
Yaz aylarındaki Gazze Savaşı ile birlikte İsrail’in güvenlik penceresinden baktığı politikalarına karşı uluslararası eleştiriler artarken, İsveç ile başlayıp İngiltere, Fransa, İspanya, İrlanda, Hırvatistan ile Avrupa’ya yayılmaya devam eden ‘Filistin Devletini tanıma’ önergeleri karşısında İsrail’in tutunduğu ve ülkeleri etkileyebileceğine inandığı en önemli stratejik kozu artık doğalgaz.
FÖY, Ürdün, Mısır’ın oluşturdukları talep İsrail’i enerji politikalarında söz sahibi küresel bir oyuncu haline getirmez. Bunun için dünyaya doğalgazını satabilmesi gerekiyor. İsrail’in elindeki bu değerli hazineyi değerlendirebilmesi için ise iki seçenek konuşuluyor; boru hatları ile Avrupa’ya bağlanma veya LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) ile dünyaya açılma. Ancak İsrail bu günlerde tam bir sessizlik içinde.
Boru hatları konusunda Türkiye ve Güney Kıbrıs en ön sırada yer alıyor. Güney Kıbrıs’ın Vasilikos LNG projesi için Afrodit doğalgaz kaynağı yeterli gelmediğinden İsrail doğalgazına ihtiyacı var. Güney Kıbrıs’ın ekonomik sorunlarına sihirli değnek etkisi yaratacak bu hattın İsrail doğalgazını Avrupa’ya ulaştırma olanağı sağlaması ise Güney Kıbrıs’ın pazarlama taktiği. Ancak Güney Kıbrıs’ın bu konuda İsrail’in rakibi olması, adadan Avrupa’ya bağlanmak için LNG’nin gerekmesi ve maliyetleri rekabet edecek düzeyden uzaklaştırması bu olasılığı azaltıyor. Bu noktada Türkiye devreye girebilir ancak Kıbrıs sorununun çözümsüzlük hali ve Türkiye’nin Güney Kıbrıs ile olan zihinsel problemleri bu ortaklığın gerçekleşmesini engelliyor. Türk-İsrail ilişkilerinin mevcut durumu ise İsrail’in Türkiye’de hali hazırda bulunan boru hatlarını kullanarak Avrupa’ya ulaşması olasılığını düşük maliyetine rağmen şimdilik gölgeliyor.
İsrail doğalgaz konusunda bugünlerde LNG’ye yoğunlaşmış gözüküyor. Şimdiye kadar gözlemlediğim yüksek başlangıç maliyetleri nedeniyle İsrail’in yatırım yapmak yerine olan tesisleri ve hatları kullanmayı tercih ettiği. LNG uzmanı Woodside ile ortaklık anlaşmasının bir türlü gerçekleşememesinin de bu kararda önemli bir payı vardır muhakkak. Mayıs ayında imzalanan ön protokole göre İsrail, doğalgazını Mısır’ın 2012’den beri atıl vaziyette duran LNG tesislerinde işlemeye hazırlanıyor. Ürdün’de 2015 başında tamamlanacak bir LNG tesisinin varlığı da İsrail’in bu ülkeyle yakınlaşmasının bir diğer nedeni. Tüm anlaşmalara rağmen İsrail, Katar gibi güçlü LNG ihracatçısı ülkelerle yarışmak zorunda. LNG’nin taşıma maliyetini yüksekliği ise İsrail’in rekabetçi bir fiyat çıkarmasını zorlaştıracak bir etken.
Ortadoğu’daki istikrarsızlığa bir de rekabetçi fiyat baskısı eklendiğinde İsrail’in sadece iç piyasaya yöneleceği fikri uyanmakta. Ancak doğalgaz stratejik bir silah olarak önemini korudukça İsrail bunu en doğru şekilde kullanmak isteyecektir. Türkiye seçeneği ise ikili ilişkilerin şu anki durumuna bakıldığında büyük bir soru işareti uyandırmakta. Ancak asıl sorular burada yatıyor. Türkiye ile İsrail arasında bir ‘barış boru hattı’ kurulması mümkün mü? Doğalgaz diplomasisi bu yakınlaşmayı sağlayabilecek mi? En nihayetinde ekonomi politikaya üstün gelebilir mi?

Karel Valansi OBJEKTİF Şalom Gazetesi 29 Ekim 2014
http://www.salom.com.tr/haber-92809-Israilin_dogalgaz_karti_ve_turkiye_1.html?rev=1

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Struma, Mefkure, Salvador, Parita

David Stoliar ve Siyam İsmail (Aslan) Tarihler 1941 yılını gösterdiğinde, Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudilerden kurtulmak için kabul gören ‘nihai çözüm’ün uygulamaları hızlandırılmıştı. Hedef haline getirilen Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek, onları kabul edecek bir yerleri de yoktu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin olarak gözüküyordu.   Ancak, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak isterken, Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere, vize almayı oldukça zorlaştırmış, hatta imkansız kılmıştı. 1939 yılında Beyaz Belge’nin (MacDonald White Paper) yayınlanması ile Filistin’e gelecek Yahudi sayısına kota konulmuş, illegal akını engellemek için Türkiye dahil, rota üzerindeki ülkelere baskı yapılıyordu.  Katliamların yoğunlaştığı 1942-1944 yıllarında Doğ

Biden'ın Filistin başlığı II

Bir önceki  yazı da ABD'nin yeni Başkanı  Joe Biden 'ın ana önceliğinin Orta Doğu olmadığını, ancak gelişmelerin onu daha önceki başkanlar gibi bölgeye döndürebileceğinden söz etmiş ve İran tehdidinin İsrail ile ilişkilerini belirlemede önemli rol oynayacağından bahsetmiştim. Biden'ın ayrıca,  Donald Trump 'ın tercih ettiği baskı ve cezalandırma politikasından vazgeçip Filistinlilerle yakınlaşacağı ve iki devletli çözüme odaklanacağını belirtmiştim. İki devletli çözüme ulaşmak pek de mümkün olmasa da, bu konuda İsrail ile Filistinliler arasındaki ilişkilerde bir normalleşme, en azından bir diyalogun başlatılmasını isteyeceğini, fakat buna  Obama / Kerry  kadar siyasi sermaye, enerji ve zaman harcamayacağını söylemiştim. İran ve Filistin meselesine farklı yaklaşmak istese de, Biden'ın Trump'ın bölgede kurduğu yeni düzenden, oluşturduğu yeni parametrelerden ilerleyeceğini ABD Dışişleri Bakanı  Antony Blinken 'ın İsrail'in başkenti olarak Kudüs'ü tanıd

Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin kararı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 5 Şubat günü aldığı bir kararla, yetki alanının Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü de kapsadığına hükmettiklerini açıkladı. Bu karar, uluslararası mahkemenin İsrail, Filistin Yönetimi (FÖY) ve Hamas’a yönelik savaş suçu iddialarını araştırmasının yolunu açıyor. Filistin tarafında sevinçle karşılanan bu haber, İsrail tarafından skandal olarak tanımlandı. Biraz geriye gidersek, Birleşmiş Milletler Filistin Yönetimi’nin tam üyelik talebini reddetmiş ancak 2012 yılında 1967 sınırlarıyla ‘üye olmayan gözlemci devlet’ olarak tanınma talebini çoğunluk oyuyla kabul etmişti. O dönem FÖY Lideri Mahmud Abbas, İsrail ile doğrudan görüşmeler yerine BM aracılığıyla tek taraflı diplomatik adımlarla Filistin Devleti’nin kabul edilmesine yönelik bir politika izliyordu. Abbas bu son adımında başarılı olmuş, BM’de gözlemci olarak kabulüyle, Filistinlilere BM kurumlarına katılma hakkı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne üye olma yolu açılmıştı. FÖY 2014 yılında UCM’nin kuruc