Ana içeriğe atla

Barış, hemen şimdi

Suriye savaşı sürerken İsrail ve Filistin Yönetimi daha çok kendi içlerine döndüler. İsrail seçimler, iç meseleler derken, Abbas uluslararası kurumlardaki tek taraflı diplomatik adımlarına devam etti. Herkes kendi ajandasını uygularken, barış görüşmeleri Kerry’nin bir hayali olarak raflarda tozlanmaya terk edildi.
IŞ(İD)’in son 15 aydaki yükselişi ile Suriye tüm gündemi kaplamaya başladı. Yemen, İran, mülteciler derken, Ortadoğu’nun altın sorunu Arap-İsrail çatışması unutuldu. Ayrıca, İran nükleer anlaşması örneğinde olduğu gibi İsrail artık güvenlik gündemini belirleyemezken, Abbas’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Oslo Anlaşması tehditleri bile fazla yankı bulamadı. Liderler ilgiyi yeniden üzerlerine çekmeye çalışırken danışıklı dövüş gibi devam eden güncel durumdan rahatsız olan halk, barış umudunun bile olmadığı bir ortamda içten içe kaynıyordu. İsrail’de dindar-laik ayrımı keskinleşirken, Tapınak Tepesi ile El Aksa gerilimin ana merkezi oluyordu.
Umudun olmadığı, bir gelecek şansı verilmeyen kesimler, cevabı şiddet ve terörde arıyor. Geçen sene yayaların üzerine araba süren Filistinliler, bu sene bıçağı yeniden keşfettiler. Yanlarından geçen herhangi biri hedefleri olabiliyor. Sosyal medya da bu eylemleri teşvik ediyor.

Birinci ve İkinci İntifada’yı yaşamamış, sonuçları ve verdiği hasarı görmemiş bu nesil çözümü yeni bir İntifada’da arıyor. Liderlerine güvenmeyen Filistinli gençler bu gidişatı ne şekilde olursa olsun değiştirmek istiyorlar.
Kendini güvenlik duvarları ile pembe bir balonun içine hapsetmiş olan İsrail ise pek de ulaşılamaz olmadığını gördü, herhangi bir yerden gelebilecek bu sürpriz saldırılarla. Sandı ki kontrol noktalarını sıkılaştırırsa, İsrailliler ile Filistinliler arasındaki ilişkileri asgari düzeye çekerse güvenliğini sağlayabilir. Barış olmadan güvenlik için duvarların yetmeyeceğini acı bir yoldan öğreniyor. İlk adım olarak, resmi olmasa da, yerleşim inşaatlarını durdurdu. Uzatılan bu el bakalım karşılığını alacak mı...
Büyük bir siyasi baskı altındaki Abbas, sivillere yönelik saldırıları bile kınayamıyor. En büyük baskı konusu ise İsrail ile güvenlik konusundaki işbirliği. İstediği en son şey ise üçüncü bir İntifada’nın başlaması. İntifada başladığı anda biliyor ki Batı Şeria’yı Hamas’a kaybedecek. Bunu engellemek içinse İsrail ile güvenlik işbirliğini korumak hayati önem taşıyor.
Hamas ise Gazze savaşından sonra yeteri kadar güçlenemediğinden, istediği şekilde Batı Şeria’daki gelişmelere müdahil olamıyor. Üstelik fark ettiyseniz, Gazze denince artık Hamas kadar İslami Cihad’ın da adı anılıyor. Hamas Suriye konusunda İran’a sırtını dönmesinin cezasını çekiyor. Halkın yönetim memnuniyetsizliği de eklenince, Hamas ne siyasi parti ne de isyancı grup olarak desteğini güçlü bir şekilde sürdürebiliyor. Şu an ihtiyacı olan son şey İsrail ile sıcak bir çatışmaya girmek.
Öte yandan ABD’nin istikrarsız ve isteksiz Ortadoğu politikası, İsrail ve Filistin Yönetimini de etkiliyor. ABD’ye karşı duyulan güven azalmış, herkes kendi başının çaresine bakma derdinde. Bu durumu birçok dış politika kararında görebiliyoruz. En önemlisi, her iki taraf da Washington’dan bağımsız bir dış politika yürütüyorlar. İsrail, ABD’nin karşı çıktığını bilmesine rağmen yerleşimlere devam etmiş, Abbas ise Filistin Devletini İsrail ile görüşerek değil BM aracılığıyla elde etme yolunu seçmişti.
Suriye konusunda gidişatı değiştiren Rusya, İsrail-Filistin konusunda da etkisini arttırabilir. Abbas sadece bu sene üç defa Putin ile görüşüp destek istedi. Hamas da ağustos ayında Moskova’nın misafiriydi. Eski Rus-Arap ilişkilerine atıfla ABD’den daha Filistin yanlısı bir arabulucu olabileceğini varsayıyor olabilirler. Netanyahu da Putin henüz Obama ile görüşmeden, görüşüp askeri işbirliği anlaşması yaptı. Bu, İsrail’in güvenlik konusunda ABD’ye güveninin azaldığının diğer bir önemli göstergesi, kendini sağlama alıyor. Rusya’nın Suriye konusunda Esad-İran-Hizbullah ile aynı kulvarda olması İsrail’i endişelendirse dahi, Rusya’nın diğer üçlünün aksine ideolojik bir amaç için değil, kendi çıkarları uğruna Suriye’ye müdahil olması İsrail’i rahatlatıyor. Ayrıca İsrail-Rusya ilişkileri hem ekonomik, hem askeri, hem de kültürel açıdan oldukça iyi. Hatırlarsanız İsrail Kırım ilhakına sessiz kalırken, Rusya Gazze savaşı sırasında İsrail yanlısı bir tavır sergilemişti. En son imzalanan drone anlaşması da iyi ilişkilerin son kanıtı. Ancak İsrail artık Suriye’deki operasyon rahatlığını Rusya işin içindeyken devam ettiremez. İran veya Hizbullah’a gidebileceği ihtimali mevcutken operasyon öncesi Rusya’ya bilgi verir mi?
Türkiye ise Suriye ile ilgili adımlarını artık çok daha dikkatli atıyor. Rusya, Türkler için asırlar boyu en büyük tehdit olarak kaldı. Angajman kurallarının Rusya için geçerliliği olmamasında bu korkunun yeri büyük. Ayrıca Türkiye enerjide Rusya’ya bağımlı. Moskova’nın, tersine giden ülkeleri doğalgazını keserek ıslah ettiği de biliniyor. Öte yandan PKK, Rusya’nın desteğini alan bir terör örgütüydü kuruluşundan beri. Rusya’nın bu yola başvurması iki seçim arası bir kaos yaşayan ülkeyi daha da karanlığa sürükleyebilir.

Karel Valansi OBJEKTİF Şalom Gazetesi 14 Ekim 2015

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Her yaşam bir roman - Panama´daki Türk Yahudileri

Panama´da hızla büyüyen bir Yahudi yaşamı var. Café con Teclas kitabının yazarı gazeteci Sarita Esses´in yanı sıra Antakyalı Eli Cemal, Mersinli Musa İlarslan, Trakya kökenli Julia Kohen de Ovadia ve kuzeni İstanbullu Çela Alkabes de Eskinazi ile göç hikayelerini ve Panama´daki yaşamlarını konuştuğumuz keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Julia Kohen de Ovadia İstanbul doğumluyum. Babam Çanakkaleli Aron Kohen, annem ise Çorlulu Suzi Bahar.  Seneler evvel büyükbabamın eltisi Meksikalı Sultana genç yaşta çocuksuz dul kalınca küçük teyzem Donna’yı yollamasını istedi anneannemden. Donna da Sultana teyzesiyle yaşamak için Meksika’ya gitti. Orada eniştem Moises Mizrachi ile tanıştı ve evlenerek Panama’ya taşındı. Büyükbabam Nessim Bahar vefat edince anneannem Coya, ablam Malka ile iki aylığına kızını görmeye Panama’ya gitti. Ancak orada ablam eniştemle tanıştı, evlendi ve hayatını Panama’da kurdu. Dört çocuğu ve on torunu var. Ablamın düğünü için Panama’ya geldiğimizde ben Saint Pulcheri...

Orta Büyüklükte Bir Güç Olarak Türkiye’nin Dış Politikası

Farklı bölgelerde devam eden savaş ve krizler, uluslararası ilişkilerde güç rekabetini öne çıkarıyor. Buna ABD’nin büyük güç olarak alışılmış rolünü yerine getirmekteki isteksizliği de eklendiğinde, 1945’ten bu yana kurulan uluslararası düzen ve yapı taşı olan kurumlar yıpranıyor. Bunun sonucu olarak belirsizlik artıyor ve mevcut küresel sistem bir geçiş döneminin sancılarını yaşıyor. Öte yandan bu durum, orta güç olarak tanımlanan ülkelere daha geniş bir hareket alanı da sağlıyor. Bu sayede orta güçteki ülkeler, sistemde dengeyi gözeten, arabuluculuk yapabilen, bölgesinin istikrarına katkı sağlayabilen, hatta zaman zaman kapasitesinin üzerinde sorumluluk ve inisiyatif alabilen, küresel düzeyde etkili roller oynayabilen aktörler haline geliyor. Özellikle belirsizlik dönemlerinde bu ülkeler çok yönlü diplomasi, proaktif dış politika, esnek ittifak arayışları ile öne çıkabiliyor. Türkiye, bu bağlamda, orta güçte bir devlet olarak dikkat çeken bir örnek teşkil ediyor. Jeostratejik konumu,...

Shai Cohen: “Israel is more than willing to facilitate the life of the civil population in the Gaza strip”

Since the press leak during the Zurick meeting we are discussing the Turkish-Israeli reconciliation. I wanted to ask Shai Cohen, the Consul General of Israel in Istanbul, about the latest developments in the region as well as the reasons and outcomes of these negotiations. I want to thank him especially as I know he does not talk to any journalists right now and accepted my request Karel Valansi Since the press leak during the Zurich meeting, we are discussing the reasons and possible outcomes of Turkish-Israeli reconciliation. In what stage are the negotiations? The Zurich meeting has anchored three Turkish conditions which are the apology, the compensation and the Gaza issue. According to some reports in the media, which I cannot confirm, there are Israeli conditions which is the condition of withdrawal of lawsuits that have to do with the Mavi Marmara incident. The condition that is already met by Israel more than two years ago is the apology. Regarding the compensatio...