Ana içeriğe atla

Gazze’nin ikinci kapısı

Aralık ayında basına sızan Zürih görüşmelerinden sonra Türkiye ile İsrail Cenevre’de yeniden bir araya geldiler. Görüşme sonrası ilk resmi açıklama ise AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten geldi. Pazartesi günü Çelik, tazminat konusunda imza atmaya yakın olduklarını açıkladı. Özürden sonra tazminatta da anlaşılırsa Türkiye’nin talep ettiği maddelerden geriye sadece Gazze ablukası kalıyor.
İki tarafın da olumlu tavrı, Türkiye ile İsrail arasındaki normalleşme için doğru zamanın artık geldiğini gösteriyor. Gazze konusunda sunulan yapıcı öneriler ise bu işi daha fazla yokuşa sürmek yerine, Mavi Marmara olayının iki ülke ilişkilerinde geride bırakılmak istenen bir dönem olarak kabul edildiğini gösteriyor.
Gazze konusunda kilit artık deniz ambargosunun kalkması değil, Türkiye’nin Gazze’deki etkinliğinin artması. Geçtiğimiz haftalarda görüşüne başvurduğum İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Shai Cohen’in de dediği gibi Türkiye’nin Gazze’nin yeniden yapılanmasında öncelikli ülke olması, Cenevre görüşmesi sonrası basına yansıyan Türkiye’nin Gazze’nin altyapısını iyileştirmeye yönelik maddeleri ile de örtüşüyor.

Türkiye’nin yıldızı Gazze üzerinden parlarken İsrail buna neden onay veriyor diye bir soru aklınıza takılırsa burada Türkiye’nin Hamas üzerindeki etkisi devreye giriyor. İsrail Savunma Bakanı Yaalon’un açıklamalarını takip ederseniz, Hamas’ın elinde bulunan İsrailli askerlerin cenazelerinin iadesi gibi şartlar önermesi, Türkiye’nin Hamas üzerindeki etki gücünü sınamak istediğini gösteriyor. Cenevre görüşmesi hakkında basından öğrendiğimize göre, İsrail’in Türkiye’den talepleri arasında Hamas’ın daha ılımlı olması için ikna edilmesi de var.
Hamas yönünde de İsrail ile yeni bir çatışmaya girilmek istenmediği, Haniye gibi en yetkili ağızlardan duyuluyor. Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen Türkiye’nin de dâhil olduğu ülkelerden Gazze’ye yollanan inşaat malzemelerinin önemli bir bölümünün Hamas tarafından bir sonraki savaşta kullanılmak üzere yeni terör tünelleri inşasında kullanıldığı ise bir başka gerçek.
Türkiye ile İsrail konusunda olumlu yönde gelişmeler yaşanırken, arka planda bu yakınlaşmadan oldukça rahatsız olan bir ülke var; Mısır. Müslüman Kardeşler Lideri Mursi’nin devrilmesinin ardından Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler malum. Karşılıklı suçlamalar, ticaret ve askeri dâhil birçok anlaşmanın iptal edilmesi ve elçilerin geri çekilmesi ile sonuçlanmıştı. Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler’in son güçlü kalesi olarak tanımlanan Gazze’ye, Müslüman Kardeşler’in kardeş örgütü Hamas’ı destekleyen Ankara’nın geliyor olması Sisi yönetimiyle beraber İsrail ile stratejik bir işbirliği geliştiren Mısır’ı oldukça rahatsız ediyor.
Görüşmelerin detaylarını isteyen Mısır’ın bu tepkisinden sonra Ankara ile Kahire arasında arayı bulma görevi İsrail’e düştü. Yani bir anlamda Türkiye ile İsrail arasındaki yakınlaşmanın gerçekleşebilmesi için Mısır’ın Türkiye ile ilgili endişelerinin giderilmesi gerekiyor. Alıştığımız gerçeklerle pek de uyuşmayan bu durumda İsrail’in Türkiye ile Mısır arasında bir nevi arabulucu rolüne soyunduğunu söylemek mümkün.
Hamas ile IŞ(İD)’e karşı güçlü bir işbirliğine giren iki ülke birçok konuda birbirlerini destekliyor. Gazze’den silah ve cihatçı geçişi için kullanılan tüneller Mısır tarafından bir bir yıkılırken, İsrail Sina’da hiç olmadığı kadar Mısır askeri gücüne izin veriyor. İran tehdidi ise iki ülkeyi birbirine daha da yakınlaştırıyor. Bu önemli işbirliğini tehlikeye atmak istemeyen İsrail’e de, Ortadoğu’nun en önemli iki ülkesi arasında arabuluculuk yapmak kalıyor.
Arap Baharı ile birlikte bölgede önemli bir değişim daha yaşandı. Filistin meselesi üzerinden kurulan İsrail karşıtı Arap dayanışması yerini önce Müslüman Kardeşler’e, daha sonra da İran tehdidine bıraktı. Buna cihatçıların güçlenmesi de eklenince, ana tehlike algısı değişti. Bu nedenlerle İsrail birçok Arap ülkesiyle ilişkisini geliştirebildi. En başta da Suudi Arabistan geliyor.
Kral Salman yönetimindeki Suudi Arabistan, İran konusunu ana tehdit olarak belirleyerek bölgedeki birçok iç çekişmeyi çözme yoluna gitmeyi tercih etti. Bunun başında da Türkiye ile Mısır geliyor. İki ülke ilişkilerinin iyileşmesi için Suudi girişiminden söz edilirken, İstanbul’da nisan ayında gerçekleşecek İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesine Mısır’ın da katılıyor olması, bu konudaki önemli bir gelişme.
Ve Suriye... Rusya’nın Suriye yoluyla Ortadoğu’ya geri dönmesi bir dönüm noktası. Rus uçağının düşürülmesi ile Türkiye ile ilişkileri tehlikeli sularda ilerlerken, İsrail’in bölgedeki askeri üstünlüğü de sona erdi. Suriye savaşı ile birlikte kimin eli kimin cebinde, kim kiminle dost veya düşman derken birçok ülke ilişkisi dayanıklılık testine tabi tutulmuş gibi. Ve tüm bu kaosun içinden uzun süredir ortak çıkar ve tehditleri örtüşen Türkiye ile İsrail ilişkileri güçlenerek çıkacağa benzer. Üstelik tek başına da değil, Türkiye ile Mısır ilişkisini de peşine takarak.

Karel Valansi OBJEKTİF Şalom Gazetesi 17 Şubat 2016

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Struma, Mefkure, Salvador, Parita

David Stoliar ve Siyam İsmail (Aslan) Tarihler 1941 yılını gösterdiğinde, Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudilerden kurtulmak için kabul gören ‘nihai çözüm’ün uygulamaları hızlandırılmıştı. Hedef haline getirilen Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek, onları kabul edecek bir yerleri de yoktu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin olarak gözüküyordu.   Ancak, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak isterken, Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere, vize almayı oldukça zorlaştırmış, hatta imkansız kılmıştı. 1939 yılında Beyaz Belge’nin (MacDonald White Paper) yayınlanması ile Filistin’e gelecek Yahudi sayısına kota konulmuş, illegal akını engellemek için Türkiye dahil, rota üzerindeki ülkelere baskı yapılıyordu.  Katliamların yoğunlaştığı 1942-1944 yıllarında Doğ

Biden'ın Filistin başlığı II

Bir önceki  yazı da ABD'nin yeni Başkanı  Joe Biden 'ın ana önceliğinin Orta Doğu olmadığını, ancak gelişmelerin onu daha önceki başkanlar gibi bölgeye döndürebileceğinden söz etmiş ve İran tehdidinin İsrail ile ilişkilerini belirlemede önemli rol oynayacağından bahsetmiştim. Biden'ın ayrıca,  Donald Trump 'ın tercih ettiği baskı ve cezalandırma politikasından vazgeçip Filistinlilerle yakınlaşacağı ve iki devletli çözüme odaklanacağını belirtmiştim. İki devletli çözüme ulaşmak pek de mümkün olmasa da, bu konuda İsrail ile Filistinliler arasındaki ilişkilerde bir normalleşme, en azından bir diyalogun başlatılmasını isteyeceğini, fakat buna  Obama / Kerry  kadar siyasi sermaye, enerji ve zaman harcamayacağını söylemiştim. İran ve Filistin meselesine farklı yaklaşmak istese de, Biden'ın Trump'ın bölgede kurduğu yeni düzenden, oluşturduğu yeni parametrelerden ilerleyeceğini ABD Dışişleri Bakanı  Antony Blinken 'ın İsrail'in başkenti olarak Kudüs'ü tanıd

Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin kararı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 5 Şubat günü aldığı bir kararla, yetki alanının Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü de kapsadığına hükmettiklerini açıkladı. Bu karar, uluslararası mahkemenin İsrail, Filistin Yönetimi (FÖY) ve Hamas’a yönelik savaş suçu iddialarını araştırmasının yolunu açıyor. Filistin tarafında sevinçle karşılanan bu haber, İsrail tarafından skandal olarak tanımlandı. Biraz geriye gidersek, Birleşmiş Milletler Filistin Yönetimi’nin tam üyelik talebini reddetmiş ancak 2012 yılında 1967 sınırlarıyla ‘üye olmayan gözlemci devlet’ olarak tanınma talebini çoğunluk oyuyla kabul etmişti. O dönem FÖY Lideri Mahmud Abbas, İsrail ile doğrudan görüşmeler yerine BM aracılığıyla tek taraflı diplomatik adımlarla Filistin Devleti’nin kabul edilmesine yönelik bir politika izliyordu. Abbas bu son adımında başarılı olmuş, BM’de gözlemci olarak kabulüyle, Filistinlilere BM kurumlarına katılma hakkı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne üye olma yolu açılmıştı. FÖY 2014 yılında UCM’nin kuruc