Ana içeriğe atla

İddialar yalan, ırkçılık baki

Yeni Akit gazetesinin okuyucu mektubu köşesinde İclal Yalçıner’in bir yazısı yayınlandı. Beykoz Göksu Evleri sakinlerinden olduğunu tahmin ettiğimiz İclal Hanım site içinde yaşadığı rahatsızlığı şöyle dile getiriyor; “Beykoz Göksu Evleri’ndeki sokaklar, kaldırımlar ve caddeler köpek sürülerinin kontrolüne geçti. Saldırıya uğrayanlar, ısırılanlar 100 kişiden fazla.” Buradan anladığımız site içerisinde çok fazla kontrolsüz köpek var ve rahatsız olan İclal Hanım bu konuda bir şeylerin yapılmasını istiyor. Site yetkilileri ile görüşüp bir çözüm bulamamış olmalı ki devlet yetkililerine sesini duyurmak için bir gazeteye mektup yazma yoluna gitmiş. Her ne kadar 100 sayısına nasıl ulaştı, yakınlardaki bir sağlık ocağında mı çalışıyor acaba diye içimden geçirsem de, yazının devamının korkunçluğu bu detayı önemsizleştiriyor.

Sokak hayvanları ile ilgili olan yazı bir anda ırkçılığın en karanlık noktasına ulaşıyor. İclal Hanım şöyle devam ediyor; “Beykoz Göksu Evleri’nde köpekler yoluyla taciz kastidir. Safarat Yahudileri dört yüz sene Hristiyan gibi İspanya’da saklanmışlardı. Çocukları çivili fıçıya koyarak yuvarlayıp kanlarını dökünce İspanyollar uyanmış ve ayaklanmıştı. Bugün Selanik Yahudileri ve Masonların bir kısmı Göksu Evleri’nde yaşıyor. Köpekleri Müslümanların üstüne saldırtıyorlar. ‘Bir şey yapmaz bir şey yapmaz sen merak etme köpeğin teyzesi veya dayısı’ deyip bir de aşağılıyorlar. İçlerinden de gayet sevinerek ‘Müslümanı ısır ısır’ diye saldırtıyorlar. Bütün bunları kasten yaptırıyorlar. Sokaklar ve kaldırımlar güya belediyenin ama devlet yok. Aidatların elli lirası köpeklerin masraflarına ayrılıyor. Yolların temizliği, işçilik ücreti, tazminatı, dışkılar için naylon torba parası... Bunlar köpeklerden zarar gören Müslüman Türklere ödettiriliyor. Hem zarar görüyorsunuz hem de para ödüyorsunuz.” 

Önce genel bilgi. Safarat değil Sefarad. Sefarad İbranicede İspanya anlamına gelir. 1492 fermanıyla birlikte Yahudiler din değiştirmek ile İspanya’dan kovulmak arasında kaldılar. Büyük bir yıkım, büyük acılar yaşandı. Benzer bir karar Müslümanlara yönelik de uygulandı. Yıllarca Arap boyunduruğu altında kalan İspanya’da giderek artan yabancı düşmanlığı, oluşturulan ortak Katolik kimliğine uymayanları tehdit olarak görüyordu. Farklı inançlara sahip olanlar, günah keçisi olarak seçilmişti. Sefarad Yahudileri arasında halen İsabella ve Ferdinand pek tercih edilen çocuk isimleri değildir, yaşattıkları bu büyük acıdan dolayı.

Yani İspanya’da Yahudiler Hristiyan olarak saklanmadılar, yüzyıllarca Yahudi olarak yaşadılar. 1492’den sonra bir kısmı zorla din değiştirip marrano (domuz) olarak damgalandı veya din değiştirmeyi reddedip ülkeden kovuldu. Kovulanların önemli bir kısmı Osmanlı’ya sığındı. Bugün Türkiye’deki Yahudilerin büyük bir bölümü Sefarad Yahudilerinden oluşuyor ancak Roma döneminden beri bu topraklarda olanlar veya başka yerlerden göç edenler de var. Şimdilerde ise yaşlanan, azalan ve hep göç veren bir toplum oldu.

Yeri gelmişken, ‘biz lütfettik geldiniz’ kabalığını yaklaşık 22 nesildir bu topraklarda yaşayan, Osmanlı ve Cumhuriyetin kaderini paylaşan, sadece dini inancı farklı bu topluma karşı kullanmaktan vazgeçin. Beş yüz kusur yıl sonra bunun tanımı ‘hoşgörü’ olmuyor. Ülkemizde kalacak olan Suriyeliler iki nesil sonra bu aşağılamayı Türk Yahudilerine karşı kullanmaya başladığında ise lütfen bu sözlerimi hatırlayın.

Okur mektubuna geri dönersek, çivili fıçı ile suçlanmak tam anlamıyla Orta Çağ Avrupası’na geri götürüyor bizi. Bir de ‘Hz. İsa’yı siz öldürdünüz’ deseydi, Türkiye’de olmadığı söylenen Batı kaynaklı antisemitizmin en dibine vurmuş olurdu. Bu da yeterli gelmemiş olacak ki araya Selanik Yahudileri diye bahsettiği Sabetaycıları da ekledi. Yahudilikten Müslümanlığa geçen bu grubun gizli gizli Yahudilik inancını devam ettirdiğine inanılır. Orta Çağ dedik ya, marrano’dan bir farkı yok bu anlayışın. Kaleminin şehvetine kapılmış olacak ki bir de masonları ekliyeyim demiş. Nasılsa mason algısı toplumda olumsuz. Yine burada belirtelim, Yahudilikle neredeyse eş anlamlı hale getirilen masonluk, çok uzun yıllar boyunca Yahudilerin katılabildiği bir kurum bile değildi.

Köpeklerin karşısındakinin inancını sezip sırf Müslümana saldırması bölümünü İclal Hanım’ın köpek korkusunun oluşturduğu bir paranoya hali olarak açıklamaya çalışmak isterdim ama o kadar büyük bir antisemitizm var ki içerisinde… Yahudilerin köpeklere komut verip, Müslümanı ısırınca içten içe sevindiğini yazmış hanımefendi. Bu hastalıklı bakış açısına ne denebilir ki… Muhtemelen onun korkusunu görüp sakinleştirmeye çalışan bir köpek sahibinin ‘merak etmeyin ısırmaz teyzesi’ demesindeki samimiyeti bile göremiyor. Köpeğini çocuğu gibi gören birinin ‘merak etme teyzesi’ demesinde hiçbir art niyet yok, ama gel de anlat anlatabilirsen.

Köpeklerden korkan, kedi-köpek yanında rahatsız olanları anlayabiliyorum. Ben her ne kadar yakın çevremde (hadi isimlerini tek tek yazayım güzel dostlarımın) Ninja, Guapa, Latte, Bobo, Boy, Coco, Panter’in sevgisiyle sarmalanmışsam da, korkudan arabanın üstüne dahi çıkan, bir kedi yakınlaştığında rahat yemek yiyemeyen, telefonuna köpek ve kedilerin duyabildiği sinir bozucu tiz bir ses yayan uygulamayı yükleyip kaldırım değiştiren çok tanıdığım var. Ancak çözüm ararken sokak hayvanlarının da yaşama hakkı olduğu ve onlara zarar verilmemesi gerektiği akılların baş köşesinde olmalı.

Merak ettim, sitenin aidatına baktım. Oturulan eve göre 200 ile 320 TL arasında bir aidat ödeniyor. Bunun içinde 50 TL’nin “yolların temizliği, işçilik ücreti, tazminatı, dışkılar için naylon torba parası” olarak ayrılmasının nesi yanlış anlamak mümkün değil. Aidatları sadece ‘Müslüman Türklerin’ ödeyip diğerlerinin ödemediğini düşünmek ise yine aynı sıkıntılı bakış açısının bir ürünü.

Sonra şaşırtıcı bir bilgiyle karşılaştım. En iyisi son sözü Göksu Evleri’ne bırakalım. Yayınlanması için Yeni Akit’e yolladıkları tekzip metninden İclal Yalçınlar’ın ne Göksu Evleri Kooperatifinin bir üyesi, ne de sitenin bir sakini olduğunu öğreniyoruz. Tekzip metninde ayrıca başıboş köpek sürülerinin olmadığı belirtiliyor ve köpek saldırılarının kasti olduğu suçlamaları yalanlanıyor. “Gerçek dışı, ırkçı ve Milli Birlik ve Bütünlüğümüze açık bir kasıt taşıyan haberi yayımlayan ilgililer hakkında Cumhuriyet Savcılığına Suç duyurusunda bulunulacak, ayrıca ortaklarımızın ve Kooperatifimizin manevi şahsiyetini ağır surette zedeleyen bu habere karşı ilgililer hakkında manevi tazminat talebi ile” dava açılacağı da ekleniyor.

Yani tüm iddialar yalan ama Yahudi düşmanlığı ve ırkçılık baki…

Karel Valansi, T24, 26 Temmuz 2019 https://t24.com.tr/yazarlar/karel-valansi/iddialar-yalan-irkcilik-baki,23241

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Unutmayacağız

Unutmayacağız... Bu sözü ne kadar da çok tekrarlıyoruz. Oysa çok değil birkaç yıl sonra her şey gibi o unutulmaz denen şey de unutuluyor. Zamanın akışına bırakılıyor. Bir tek anne-babalar, eşler, çocuklar hatırlıyor, acısını en derinde hissediyor. Bir tek onlar için o yangın devam ediyor. Ateş bir tek düştüğü yeri yakıyor. Bu söz bir kere de hatalı çıksın istiyorum, olmuyor, çıkmıyor. Bu sene 15 Kasım’da bir yazı aradı gözlerim. Ama kuru kuru bir haber değildi istediğim, bulamadım. Fark ettim ki  bu konuyla ilgili sosyal medyada paylaşabileceğim yazılar ya daha önce kendi yazdıklarım, ya Şalom Gazetesi’nde çıkanlar, ya da geçen sene ben dahil dört kişiyle röportaj yapan Agos’un söyleşisiydi. Bu kadar. Aradan geçen 13 sene, 15 ve 20 Kasım saldırılarının vahşetini, korkunçluğunu, kayıplarını unutturmuş olmalı.  Çok daha önemli görülen konular olmalı ki, El Kaide terör örgütünün İstanbul’un göbeğine gerçekleştirdiği bu saldırılar konuşulmadan, kurbanları anılmadan geçilebiliyor. Ya

Prof. İnbar: “Barışçıl bir Ortadoğu görmeyeceğiz”

İbrahim Anlaşması'nın (Abraham Accord) imzalanması, istikrarsız Ortadoğu'da yaşanan bir hayli önemli bir gelişme. Prof. Dr. Efraim Inbar ile İsrail'in bu konudaki duruşunu ve Türkiye-İsrail ilişkisinin geleceğini konuştuk. Prof. Inbar, Kudüs Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (Jerusalem Institute for Strategic Studies, JISS) başkanı ve Bar-Ilan Üniversitesi'nde siyaset bilimi öğretim üyesidir. Prof. Inbar, 23 yıl boyunca Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (BESA) kurucu direktörü görevindeydi. Ortadoğu stratejik sorunları, İsrail-Filistin diplomasisi ve Türkiye-İsrail ilişkileri konularında uzmanlaşmış olan Prof. Inbar ŞALOM’un sorularını cevapladı.   Geçtiğimiz salı günü tarihi bir ana tanıklık ettik. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail ile Bahreyn arasında imzalanan barış anlaşmalarını nasıl değerlendirirsiniz? İlk söyleyeceğim bunun sıcak bir barış olduğu. Halklar arasında iletişim var ve malların dolaşımı mevcut. Böyle bir ilişk

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different countri