Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Endişe, zaman ve değişim

İlk başlarda, farklı ülkelerde her gün açıklanan yeni vaka ve ölüm rakamları, en vurdumduymazın bile koronavirüs konu olduğunda en azından bir kulak kabartmasına sebep oluyordu. Bu işin gerçekten ciddiye alınması ise ancak bu sayılar kendi ülkelerinden gelmeye başladığında başladı. O güne kadar büyük bir çoğunluk, uzak diyarları etkileyen, adı sanı bilinmeyen tropik, yeni bir hastalık, üzücü bir öykü gibi dinliyordu olan biteni. Daha sonra hayatın doğal akışını, alışkanlıklarımızı alt üst eden, başka türlü olabileceğini düşünemediğimiz yaşamımızın bir anda nasıl yarıda kesildiğini, o uzaklarda yaşananların üzücü bir hikayeden bir gecede nasıl kendi gerçekliğimize dönüştüğünü fark ettik. Okulların kapatılmasından, evden çıkmama tavsiyelerine değin bize dayatılan bu kısıtlamaları çok da sorgulamadan kabul etmek durumundayız. Bunları kabul etmek zorundayız çünkü bu kısıtlamaları geçici olarak görüyor ve normal, alışık olduğumuz özlediğimiz hayatlarımıza geri dönebilmenin tek anahtarı...

Koronavirüs her şeyi kontrol edemediğimizi gösterdi

"Yerküre ısınıyor, iklim değişikliği çok büyük bir tehdit" dendiğinde burun kıvıranlar, "geri dönülemez noktaya doğru ilerliyoruz" dendiğinde alınması tavsiye edilen önlemlerin ilk önce ekonomiye olan olası etkisini ve bu "masrafın" kimin cebinden çıkacağını hesaplayanlar, Koronavirüs (Covid-19) salgını ile karşı karşıya kalınca çaresiz kaldılar. Küresel ısınma gibi hayati bir konuda liderlik gösteremeyen, güçlü bir vizyon oluşturamayan, sınır ötesi dayanışma gerekirken bunu çok da önemsemeyenlerin, bu salgında ilk refleksinin ülke sınırlarını kapatmak olması bir rastlantı değil. Sapiens kitabının yazarı Yuval Noah Harari’nin CNN’e verdiği röportajda söylediği gibi, "Ülkelerin sınırlarını kapatarak virüslerle mücadele etme fikri bir illüzyondan ibaret. Korumanız gereken tek sınır, ülkeler arasındaki değil, virüslerle insanların arasındaki alan." Çünkü bu virüs ne sınırları, ne kanunları, ne tarihsel anlatıları tanıyor. Şu an en çok ihtiyaç duy...

Sinem Açıkmeşe: “AB mülteci meselesini sınır güvenliğiyle özdeşleştirerek militarize etti”

Avrupa Birliği uzmanı, Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinem Akgül Açıkmeşe ile Türkiye-Avrupa Birliği kapsamında mülteci krizini, ikili ilişkilerin geleceğini, Suriye savaşının bu kapsamdaki etkilerini, Brexit’i, artan popülizmi ve Batılı değerlerinin erozyonu olarak tanımlanan Batısızlık kavramını konuştuk Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri uzun zamandır mülteci konusuna indirgenmiş durumda. Avrupa Parlamentosunun önceki Raportörü Kati Piri de Medyascope’a verdiği röportajda kendi taahhütlerini yerine getirmemesine rağmen Türkiye’yi suçlayan AB’yi iki yüzlülükle itham etmişti. Yunanistan sınırında tanık olduğumuz insani dramı da görünce, AB’nin bu konudaki tutumunu nasıl değerlendirebiliriz? AB, Kati Piri’nin de söylediği gibi, 2016’dan beri verdiği sözleri tutmuyor. 2016’daki göç mutabakatının ardından Türkiye-AB ilişkileri mülteci meselesi üzerinden yürüyor. AB’nin o dönemde verdiği sözleri hatırlarsak, Türkiye ile müzakerelerin...

Struma, Mefkure, Salvador, Parita

David Stoliar ve Siyam İsmail (Aslan) Tarihler 1941 yılını gösterdiğinde, Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudilerden kurtulmak için kabul gören ‘nihai çözüm’ün uygulamaları hızlandırılmıştı. Hedef haline getirilen Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek, onları kabul edecek bir yerleri de yoktu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin olarak gözüküyordu.   Ancak, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak isterken, Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere, vize almayı oldukça zorlaştırmış, hatta imkansız kılmıştı. 1939 yılında Beyaz Belge’nin (MacDonald White Paper) yayınlanması ile Filistin’e gelecek Yahudi sayısına kota konulmuş, illegal akını engellemek için Türkiye dahil, rota üzerindeki ülkelere baskı yapılıyordu.  Katliamların yoğunlaştığı 1942-1944 yılla...

Orta Doğu girdabından uzak bir Türkiye ihtiyacı

Geçtiğimiz hafta Dış Politikada Kadınlar (DPK) inisiyatifi, "Dünyada ve Türkiye Dış Politikasında 2019" adı altında, 2019 yılının önemli dış politika olaylarının dünyada ve Türkiye’deki yansımalarını anlatan çok değerli bir almanak yayınladılar. Editörlüğünü Prof. Dr. Zeynep Alemdar ve Prof. Dr. Sinem Akgül Açıkmeşe’nin yaptıkları almanakta, toplumsal isyanlardan kadın hareketlerine, göçten enerji güvenliğine, Brexit’ten Kıbrıs sorununa, füze krizinden Trump’ın azil sürecine ve Türkiye’nin ABD, AB, Orta Doğu, Balkanlar, Asya ülkeleri ile ilişkilerine değin uzanan çok geniş bir yelpazedeki konular, DPK üyelerinin gözünden, birikimleri ve uzmanlıklarıyla anlatıldı. Editörlerimizin deyimiyle, "Hepsi alanlarında uzman, televizyonlarda kavgalı TV programları yerine öğrencileriyle, diledikleri ortamlarda uzmanlarla, kendi köşe yazılarında, röportajlarında görüşlerini paylaşan DPK’lılardan görüş istedik. Böylece dünya ve Türkiye için 2019’dan 2020’ye devrolan 19 sorunu, ilgili...

Orta Doğu ve Türkiye

2019 yılında Orta Doğu’yu en çok etkileyen olaylar ABD’nin bölgeden asker çekme kararı, Rusya’nın artan etkisi ve ABD- İran gerilimi oldu. Dünyanın dört bir yanında yaşandığı gibi bu bölgeden de protestolar yükseldi. Orta Doğu halkları sosyal ve ekonomik adalet ile yolsuzluğa karşı seslerini yükseltirken, Sudan, Lübnan ve Irak’taki protestolar devlet başkanlarını koltuklarından etti. Birçok ülkede iç savaş ve siyasi belirsizlik devam ederken, İran - Suudi Arabistan gerilimi ve Aramco saldırısı, etkileri açısından en çok konuşulan konular oldu. ABD’nin 2020’nin ilk günlerinde İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi öldürmesi ise, 2020’de de ABD’nin Orta Doğu’daki ana ilgi alanının İran’a yönelik maksimum baskı politikasını sürdür mek olduğunu gösterdi. Süleymani’nin öldürülmesi ve ertesinde gelişen olayların dışında kalmaya özen gösterse de, Orta Doğu’daki tüm bu gelişmeler Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor ve etkiliyor. Suriye’de IŞİD Lideri El Bağ...

Brexit ve sonrası, hüzün ve coşku

İlişkileri en baştan mesafeli başladı. İngiltere projeye temkinli yaklaşıyordu. On yıl sonra katılmak istediğinde ise iki defa Fransa, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle tarafından geri çevrildi. En nihayetinde Birlik’in bir parçası olduğunda ise tarihler 1 Ocak 1973’ü gösteriyordu. Evlilikleri hep sıkıntılıydı ancak boşanma raddesine gelinmemişti, ta ki Haziran 2016’daki Brexit referandumuna kadar. Yüzde 52 oy oranıyla AB’ye hayır diyen İngilizler, üç yıl uğraşıp üç başbakan eskittikten sonra, 31 Ocak akşamı Avrupa Birliği’nden ayrıldılar. İngiliz Merkez Bankası bu tarihe özel bastırılan madeni paralarla ayrılığı kutlarken, Başbakan Boris Johnson ülkenin “Yeni bir çağın şafağında” olduğunu söylüyordu ulusa sesleniş konuşmasında. Varılan anlaşmaya göre 11 aylık bir geçiş dönemi başlıyor. Buna göre yılbaşına kadar ülke fiilen Birlik’in bir üyesi olarak kalacak ancak karar mekanizmalarında yer almayacak. İngiltere bayrakları, Avrupa Birliği ve kurumlarından bir tören düzenlen...