Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Koronavirüs Türkiye-İsrail İlişkilerinde Bir Kapı Aralayabilir mi?

Koronavirüs bir çok ilişkiyi yeniden tanımlarken, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi için bazı fırsatlar da sunuyor. Ancak bunları değerlendirmek, yeni bir bakış açısıyla ilişkileri ele almak bu iki devletin elinde. İlişkilerdeki güvensizlik ve bunun halklara yansıyan olumsuz etkisi istenirse aşılabilir ama bunun için başta siyasi irade ve dış politikada bir açılım gerekir. Doğal afetlerin ya da pandeminin başlatacağı bir yakınlaşma ancak bu irade olursa sağlanabilir.  İsrail koronavirüse bir yıldır süren siyasi bir kriz ve Yüzyılın Anlaşması’nın açıklanmasının hemen ardından yakalandı. Pandemiye karşı sert tedbirleri çok hızlı aldı. Zayıf halkası ise modernliği ve seküler yaşam tarzını reddeden  Haredimlerdi   (ultra-Ortodoks Yahudiler). Türkiye ise koronavirüse karşı biraz daha geç ve bu kadar sert olmayan ama gerekli bir takım tedbirler aldı.  Elinin değdiği her yeri ve her şeyi içine alan ve hayatı durdurma noktasına getiren ko...

Bu sene farklı olacak ama yine güzel olacak

Benim sesimden bu yazıyı dinlemek isterseniz lütfen en alttaki linke giriniz Bana en çok sorulan soruların başında “Yahudiliğin en çok hangi özelliğini seviyorsunuz?” gelir. Bir açıklama yapmam gerekiyor sanırım burada, çünkü sorunun kendisi garip gelebilir ilk bakışta. Müslüman çoğunluklu bir toplumda yaşayınca ve büyük bir çoğunluk hayatında “O hakkında çok konuşulan Yahudiyi” görmediyse veya tanımak istese de sayımızın azlığından dolayı bu ihtimal bir hayli düşükse, birine rastladığında dışardan acayip gözüken ama bana göre özünde tanımaya, anlamaya yönelik bir sürü soru sorabilir. Bunu ilk elden tecrübe ettiğim  Yaşayan Kütüphane  faaliyetleri ve bizim organize ettiğimiz  Gelin Tanış Olalım  etkinlikleri bu açıdan, yani öteki diye addedilenleri yakından tanımak için önemli bir fırsat sunuyor.  Bu soruyla bu nedenle birçok kez karşılaştım. Çok dindar olmayan ama geleneklerine bağlı biri olarak Yahudiliğin en çok sevdiğim özelliği kalabalık aile yemek...

The Middle East and Turkey

The events that most impacted the Middle East in 2019 were the United States’ decision to withdraw its troops from Syria, Russia’s increasing influence in the region and U.S.-Iranian tensions. Just as elsewhere in the world, demonstrations took place in the region. People around the Middle East took to the streets to protest corruption and to demand social and economic justice. The protests in Sudan, Lebanon and Iraq unseated their respective leaders. As civil strife and political uncertainty beset many countries, tensions between Iran and Saudi Arabia, including the attack on Aramco, were among the most discussed issues, in terms of their impact. The killing of Qasem Soleimani, the head of Iran’s Islamic Revolutionary Guard Corps’ Quds Force, in the first days of 2020 showed that the United States’ main area of interest in the Middle East is to continue its maximum-pressure policy against Iran. Even if Turkey sought to avoid the fallout from this assassination, all of these develop...

Sürprizler ülkesi ve siyasi sihirbazı

2 Mart’ta gerçekleşen genel seçimlerden beri İsrail seçimlerini yazabilmek için doğru zamanı bekliyorum. Bu herhangi bir seçim değil. İsrailliler son 11 ay içinde tam üç kez sandık başına gitti. Normal bir durum mu? Hiç değil. Neden hükümet kurulamıyor derseniz, matematiksel bir süreç bu. 120 sandalyeli mecliste 61 sandalyeye sahip olmanız lazım. Ancak seçim barajı (yüzde 3.25) bir hayli düşük. Bu durum çok seslilik ve temsil açısından olumlu olsa da, sistem bu son yılda olduğu gibi kitlenebiliyor. Düşük seçim barajı sayesinde birçok parti meclise girmeye hak kazanıyor. Böylesi bir durumda tek başına hükümet kurmak zaten mümkün değilken, şimdilerde bir koalisyonda anlaşmak bile mucize haline geliyor. Ve her iki seçim sonrasında da aynen bu oldu, koalisyon kurulamadı ve yeniden seçim kararı alındı. Bu nedenle, başroldeki oyuncular aynı, oyunun kuralları aynı, talepler aynı, vaatler aynı, sonuçlar da aynı olunca beklemeye karar verdim. Zaten, seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlik...

Endişe, zaman ve değişim

İlk başlarda, farklı ülkelerde her gün açıklanan yeni vaka ve ölüm rakamları, en vurdumduymazın bile koronavirüs konu olduğunda en azından bir kulak kabartmasına sebep oluyordu. Bu işin gerçekten ciddiye alınması ise ancak bu sayılar kendi ülkelerinden gelmeye başladığında başladı. O güne kadar büyük bir çoğunluk, uzak diyarları etkileyen, adı sanı bilinmeyen tropik, yeni bir hastalık, üzücü bir öykü gibi dinliyordu olan biteni. Daha sonra hayatın doğal akışını, alışkanlıklarımızı alt üst eden, başka türlü olabileceğini düşünemediğimiz yaşamımızın bir anda nasıl yarıda kesildiğini, o uzaklarda yaşananların üzücü bir hikayeden bir gecede nasıl kendi gerçekliğimize dönüştüğünü fark ettik. Okulların kapatılmasından, evden çıkmama tavsiyelerine değin bize dayatılan bu kısıtlamaları çok da sorgulamadan kabul etmek durumundayız. Bunları kabul etmek zorundayız çünkü bu kısıtlamaları geçici olarak görüyor ve normal, alışık olduğumuz özlediğimiz hayatlarımıza geri dönebilmenin tek anahtarı...

Koronavirüs her şeyi kontrol edemediğimizi gösterdi

"Yerküre ısınıyor, iklim değişikliği çok büyük bir tehdit" dendiğinde burun kıvıranlar, "geri dönülemez noktaya doğru ilerliyoruz" dendiğinde alınması tavsiye edilen önlemlerin ilk önce ekonomiye olan olası etkisini ve bu "masrafın" kimin cebinden çıkacağını hesaplayanlar, Koronavirüs (Covid-19) salgını ile karşı karşıya kalınca çaresiz kaldılar. Küresel ısınma gibi hayati bir konuda liderlik gösteremeyen, güçlü bir vizyon oluşturamayan, sınır ötesi dayanışma gerekirken bunu çok da önemsemeyenlerin, bu salgında ilk refleksinin ülke sınırlarını kapatmak olması bir rastlantı değil. Sapiens kitabının yazarı Yuval Noah Harari’nin CNN’e verdiği röportajda söylediği gibi, "Ülkelerin sınırlarını kapatarak virüslerle mücadele etme fikri bir illüzyondan ibaret. Korumanız gereken tek sınır, ülkeler arasındaki değil, virüslerle insanların arasındaki alan." Çünkü bu virüs ne sınırları, ne kanunları, ne tarihsel anlatıları tanıyor. Şu an en çok ihtiyaç duy...

Sinem Açıkmeşe: “AB mülteci meselesini sınır güvenliğiyle özdeşleştirerek militarize etti”

Avrupa Birliği uzmanı, Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinem Akgül Açıkmeşe ile Türkiye-Avrupa Birliği kapsamında mülteci krizini, ikili ilişkilerin geleceğini, Suriye savaşının bu kapsamdaki etkilerini, Brexit’i, artan popülizmi ve Batılı değerlerinin erozyonu olarak tanımlanan Batısızlık kavramını konuştuk Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri uzun zamandır mülteci konusuna indirgenmiş durumda. Avrupa Parlamentosunun önceki Raportörü Kati Piri de Medyascope’a verdiği röportajda kendi taahhütlerini yerine getirmemesine rağmen Türkiye’yi suçlayan AB’yi iki yüzlülükle itham etmişti. Yunanistan sınırında tanık olduğumuz insani dramı da görünce, AB’nin bu konudaki tutumunu nasıl değerlendirebiliriz? AB, Kati Piri’nin de söylediği gibi, 2016’dan beri verdiği sözleri tutmuyor. 2016’daki göç mutabakatının ardından Türkiye-AB ilişkileri mülteci meselesi üzerinden yürüyor. AB’nin o dönemde verdiği sözleri hatırlarsak, Türkiye ile müzakerelerin...