Ana içeriğe atla

Türkiye-İsrail ticareti tam gaz devam ediyor

Türkiye ile İsrail arasında süregelen siyasi gerginliğe rağmen iki ülke arasındaki ticaret hacmi gittikçe artıyor. İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Shai Cohen, ekonomi gazetecileri ile bir araya gelerek bu konudaki verileri aktardı, gelişmeleri değerlendirdi ve önerileri dinledi. 



Türkiye’nin önde gelen gazete, televizyon kanalı ve haber ajanslarının ekonomi gazetecileri geçtiğimiz hafta İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Shai Cohen’in davetinde bir araya geldiler. Kahvaltı ikramı eşliğinde düzenlenen basın toplantısında Türkiye ile İsrail arasındaki ticari işbirliğinin güncel durumu ve iki ülke arasındaki ticari ilişkilerinin daha da ileriye götürülebilmesi için yapılması gerekenler hakkında fikir teatisinde bulunuldu. 
Toplantı sırasında yapılan sunumda tüm siyasi sorunlara rağmen iki ülke arasındaki ticaretin arttığı verilerle anlatıldı. 2007 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2,8 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2009 yılında bir önceki yıla göre ciddi bir düşüş yaşayan ticaret oranı, 2012 yılında da bir miktar azaldıysa da, verilere göre bu iki istisna dışında her sene gittikçe artarak gelişti. 2012 yılında İsrail’in Türkiye’ye olan ihracat miktarı 1,4 milyar dolar, Türkiye’nin İsrail’e olan ihracatı 2,1 milyar doları buldu. 2013 yılına gelindiğinde ise ilk defa İsrail’in Türkiye’ye yaptığı ihracat miktarı Türkiye’nin İsrail’e yaptığını aşarak sırasıyla 2,5 milyar dolar ve 2,4 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2014 verileri de ticaretin bir önceki seneye oranla arttığını ve toplam ticaret hacminin 5,4 milyar dolara ulaştığını gösteriyor. Karşılıklı ticaretin artışında büyük payın özel sektöre ait olduğu ve daha da geliştirebilmek için her türlü desteğe hazır oldukları belirtildi.

Türkiye ile İsrail’in ekonomik anlamda rekabet içinde olmadığı, tam tersine birbirini tamamladığı belirtildi. Türkiye, İsrail’in daha çok motorlu taşıtlar, tekstil, içecek, tütün gibi tüketici ürünleri konusundaki eksiklerini tamamlarken, çelik, mineral, değerli taşlar gibi çeşitli malzemelerin ihracatını da yapıyor. İsrail ise Türkiye’ye yüzde 75 gibi yüksek bir oran ile kimya sanayii ürünleri satıyor. Bunu plastik, kauçuk ve metal sanayii takip ediyor. Altını çizmek gerekir ki Türkiye ihracat pazarları arasında İsrail için ilk 10 ülke arasında yer alırken, İsrail de Türkiye için ilk 20 ülke içinde yer alıyor.
Türkiye ile İsrail arasında günde karşılıklı 11 uçak seferin yapıldığı da belirtildi. İsrail havayolları bu pazardan çeşitli sebeplerle pay alamadığı için bu hatta Türk Hava Yolları (THY) ve Pegasus sefer düzenliyor. THY hem 2013 hem de 2014 yılında İsrail’e ve İsrail’den en çok yolcu taşıyan havayolu oldu. Cohen’in verdiği bilgiye göre THY sadece en çok hava trafiği olan yabancı havayolu şirketi olmakla kalmayıp, İsrail havayolları El-Al’dan sonra ülkede faaliyet gösteren en önemli havayolu şirketi durumunda. Bu tercihin başlıca sebebinin uygun fiyat olmadığı, daha uygun fiyatlı havayollarının bile THY’nin yolcu taşıma kapasitesine ulaşamadığı belirtildi. Bu durumun İstanbul’un bir transit uçuş merkezi olmasından kaynaklandığı konuşuldu. Türkiye-İsrail hattını kullanan yolcuların önemli ölçüde transit yolcu olduğu ve İstanbul Atatürk Havaalanı’nın kendini transit uçuş merkezi olarak geliştirmiş olmasına değinildi.
İki ülke arasındaki ticari ilişkilerin politik durumdan etkilenmeden nasıl arttırılabileceğinin tartışıldığı toplantıda; bunun için sivil ve resmi kurumlar ile görüşüldüğü, fuar ve kongre gibi çeşitli tanıtıcı etkinliklerin yanı sıra iş adamlarının karşılıklı olarak ülke ziyareti gerçekleştirdikleri belirtildi.
Doğu Akdeniz doğal gaz rezervleri, Suriye savaşının patlak vermesi ile İskenderun-Hayfa arasında düzenlenmeye başlanan ro-ro seferleri, 10 yıl önce gündemden düşmeyen Türkiye ile İsrail arasında kurulacak su hattının neden gerçekleşmediği ve günümüzde İsrail’in deniz suyunu arıtarak ihracatını yapacak düzeye geldiği gibi konular da toplantı sırasında detaylıca tartışıldı.

Karel Valansi Şalom Gazetesi 4 Şubat 2015

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

From the Indo-Pacific to the Middle East: can the NATO’s IP4 Partnership Model work?

Recent proposals to broaden the Abraham Accords have renewed discussion of regional security cooperation in the Middle East. In May 2026, U.S. President Donald Trump publicly called on Saudi Arabia, Qatar, Pakistan, Turkey, Egypt, and Jordan to join the Abraham Accords, in a social media post following phone calls with regional leaders, describing the initiative as an “unparalleled world coalition” (Chiacu and Pamuk 2026). This proposal, although framed in diplomatic and political terms, raises a more structural question: can NATO’s Indo-Pacific Four (IP4) partnership model of selective, issue-based cooperation be adapted to the Abraham Accord countries? The question matters because the Middle East has repeatedly struggled to institutionalize durable and inclusive security arrangements. Existing frameworks such as the Gulf Cooperation Council (GCC) and the Arab League have not developed into effective collective security mechanisms, while more ambitious proposals such as the Middle Eas...

NATO’s Southern Flank is Becoming a Strategic Frontier

On 8 July, as NATO leaders gathered in Ankara, the ceasefire between the United States and Iran collapsed, with Washington launching renewed strikes as the meeting was underway. The conflict involving Iran that began on 28 February was expected to remain limited in duration and was widely described as a “short-term excursion,” yet, more than six months later—after an April ceasefire, a June memorandum of understanding, and its collapse—the conflict remains unresolved. For Washington, the conflict has become a sustained drain on attention, assets, and Alliance coherence, raising difficult questions about burden sharing and the credibility of U.S. deterrence commitments across the Middle East.   The conflict’s prolongation and intensification, with regionalization still unfolding, have called into question whether NATO’s Southern neighborhood framework—and, by extension, the U.S. force posture underpinning it—is sufficient for the current security environment. The Alliance des...

Bizi yargılamadan önce tanı!... Yahudi Kitaplar konuşuyor

Biz, ayrımcılığa, ötekileştirmeye ve Yahudilere karşı gittikçe artan nefret söylemine karşı durmak isteyen bir grup aktivist ruhlu genciz. Önyargıları yıkmaya yönelik Yaşayan Kütüphane projesine destek verebilmek için bir araya geldik. Büyüklerimizin bilgilerinden, daha önce bu etkinliklerde Yahudi Kitap olarak görev almış arkadaşlarımızın deneyimlerinden yararlandık. Bu proje sayesinde hayatlarında hiç Yahudi görmemiş, önyargı ve yanlış bilgilerle kafası dolmuş ama aynı zamanda bizleri dinlemeye hazır, öğrenmeye meraklı birçok kişi ile görüştük. İşte bu sene yaşadıklarımız! Karel Valansi Yaşayan Kütüphane ‘yabancı’ veya ‘öteki’ olarak tanımlanan ve ayrımcılığa uğrayanları toplumla bir araya getiriyor. Hedefi ise bilinmeyene karşı olan olumsuz düşünceyi yıkarak diyalogla insanlar arasında bir köprü kurabilmek. Birkaç yıldır düzenlenen Yaşayan Kütüphane aracılığı ile Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ve üniversiteler bu gerçeği değiştirmek için çaba sarf ediyor. Gönüllü öğrenc...