Ana içeriğe atla

İsrail’in Ankara Maslahatgüzarı Amira Oron’a veda

2010 yılında Mavi Marmara olayı ile başlayan kriz sonucunda Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler büyükelçiden ikinci katip seviyesine düşürülmüştü. 2014 yazındaki Gazze’deki Hamas’a yönelik Koruyucu Hat Operasyonu ile ise ilişkiler yeni bir sıkıntılı döneme daha girmişti. Bu hassas zamanda tecrübeli diplomat Amira Oron İsrail’in Ankara’daki en üst düzey görevine, maslahatgüzarlık görevine getirildi. Görevi süresince iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileşmesine, uzun zamandır beklenen normalleşme anlaşmasının imzalanmasına ve en nihayetinde altı yıl aradan sonra karşılıklı büyükelçi atanması ile başlayan ilişkilerdeki yeni döneme tanık oldu. Amira Oron ile bu dönemde karşılaştığı zorlukları ve fırsatları, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerdeki gelişmeleri, Türkiye sevgisini ve Beşiktaş hayranlığını konuştuk.  
Çok hassas bir dönemde Ankara’ya maslahatgüzar olarak atandınız. Buraya gelirken beklentileriniz nasıldı ve neyle karşılaştınız?
Ocak 2015’te bu göreve atandım. Türkiye’nin beni bu göreve kabul etmesi benim için ilişkilerin ilerleyeceğinin bir göstergesiydi. Ben bakanım, üst düzey bir diplomatım, katip değil. Bunu biliyorlardı ve buna rağmen beni çok iyi karşıladılar. O zamanlar 2015 yılı sonunda gelecek olan ilişkilerdeki büyük gelişmeyi henüz bilmiyorduk. Göreve, ortamı diplomatik ilişkilerin yükseltilmesine hazırlamam gerektiği düşüncesiyle başladım. Bu benim misyonumdu. Kiminle görüştüysem er ya da geç ilişkilerin düzeleceği mesajını verdim. Bunun için çok uğraştık. Ekonominin, ticaretin, kültürel ilişkilerin iyileştirilmesine çalıştık. Güzel organizasyonlarımız oldu. Çalışmalarımızın ana amacı, hem bize hem de Türk tarafına beraber çalışabileceğimizi ve çalışmamız gerektiğini, bunun her iki ülkenin de yararına olduğunu gösterebilmekti. Ben ve elçilikte benimle birlikte çalışan harika ekibin bu konuda başarılı olduğunu düşünüyorum. Türk tarafından olumlu geri dönüşler aldık. Ortadoğu’da yaşanan birçok olayın etkisiyle ilişkilerde normalleşme gerçekleşti. Ancak biz bu yolu hazırladık, hiç hata yapmadık, güven ortamı yarattık. Sonunda her şey iyi ve olumlu sonuç verdi.

“İKİ ÜLKENİN İŞ DÜNYASI BİRBİRİNİ TANIYOR”
Ekonomi ilişkilerde önemli bir yer tutuyor. İlişkilerin en kötü gününde bile ticaret arttı hatta kendini ikiye katladı. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz? 
Evet söylediğiniz durumu verilerde de görebiliyoruz. 2014 yılı sonunda karşılıklı ticaret rakamı 5,4 milyar dolar. Bu kendi başına her şeyi açıklıyor. 2014 yılının ilişkilerde çok zor bir yıl olduğunun da altını çizmem gerek. 2015 yılında ise bir düşüş yaşandı ve 4 milyar dolar ile bitti. Ancak bunun sebebi iki ülke arasında büyükelçi olmamasından vs... kaynaklanmıyor. Bunun sebebi İsrail’in küresel ihracatının azalmış olması. Bunun da sebebi petroldeki fiyat artışı ve petrol ürünlerindeki azalış. Ancak buna rağmen Türkiye’nin payı değişmedi ve hem 2014 hem de 2015’de 2,4 olarak sabit kaldı.
Diplomatik ilişkiler bu kadar zarar görmüşken iş dünyasını işbirliğine devam etmeye teşvik eden neydi?
Öncelikle her iki ülkenin iş dünyası birbirini tanıyor ve bu nedenle birlikte çalışma konusunda rahat ve güvenli hissediyorlar. Bu sebeple devam edebildik. Birbirimize çok benziyoruz bu nedenle gerçek anlamda konuşabiliyor ve anlaşabiliyoruz. Her iki ekonomi de birbirini tamamlıyor, birbirlerine rakip değiller. İsrail high tech’de ileri, Türkiye de güçlü bir ekonomi, yüksek kalitede ve sayıda üretim kapasitesine sahip. Coğrafi yakınlık da önemli bir etken. Deniz yoluyla İsrail’den yola çıkan bir mal ertesi gün Türkiye’ye varmış oluyor. Ticareti kolaylaştıran birçok anlaşma mevcut; çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması, serbest ticaret anlaşması, AR&GE anlaşması gibi. Ve eklemek gerekir ki her iki hükümet de konuya çok pragmatik yaklaştı ve bu sayede çok iyi bir ticari işbirliğimiz var. Yine bu sayede diplomatik ilişkilerin tamamen yok olmadığını düşünüyorum. Ve şimdi Tanrı’ya şükür yeniden yükseltebiliyoruz.

“İSRAİLLİ TURİSTLER BURAYA GELMEKTEN ÇOK KEYİF ALIYOR”
Diplomatik ilişkilerin bozulmasından en çok etkilenen sektörlerin başında turizm geliyor...
İsrailliler için Türkiye bir numaralı yaz tatili destinasyonuydu. İsrailliler genelde Antalya diyemez, Anatalya der. Buraya gelmekten çok keyif alıyorlardı. Ancak son iki yılda bir düşüş yaşanıyor. Bunun sebepleri arasında terör de var. Eskiden gelen turist sayısı çok yüksekti, tekrar gelmeyi çok istiyoruz. Ayrıca İstanbul bizim dünyaya açılan kapımız. Birçok İsrailli İstanbul’daki Atatürk ve Sabiha Gökçen havaalanlarını kullanıyor. THY İsrail’de bir numaralı yabancı havayolu. Tüm bunlar birbirimize ne gibi faydalar sunduğumuzu anladığımızı ve bunu taktir ettiğimizi gösteriyor.
Tel Aviv ile İstanbul arasında çok uçuş var değil mi? Günde 8 sanırım...
Evet, sekiz. Çoğu THY, Pegasus da var tabi.
El-Al güvenlik sorunu nedeniyle Türkiye uçuşlarını sonlandırmıştı. Bu konuda bir gelişme var mı?
El-Al’ın Türkiye’ye uçuşlarını yeniden başlatabilmesi için güvenlik konusunu halletmesi gerekiyor. Umarım yakın zamanda gelip tekrar bu konuyu konuşurlar ve bir çözüm bulunabilir.

TİCARET YOLLARI VE DOĞALGAZ
Suriye savaşı ile birlikte Türkiye’nin Ortadoğu’ya ticaretini kara yoluyla bu ülkeden geçerek gerçekleştirebilmesi imkânsız hale geldiğinde, İsrail Türkiye’ye limanlarını açtı böylece ticaret devam etti. Bu işbirliği günümüzde halen devam ediyor mu?
Savaş nedeniyle Suriye topraklarından kara yoluyla geçmek imkansız hale geldiğinde İsrail Türkiye’ye kendi limanlarını kullanmasını teklif etti. Böylece mallar İskenderun’dan Hayfa’ya gemi ile taşındı, oradan tırlara bindirilip İsrail’i geçti, Ürdün sınırından geçerek Suudi Arabistan’a vardı. Bu kara koridorunun devam ettirilmesinde İsrail’den değil, Suudi Arabistan’dan kaynaklanan bazı sorunlar oluştu. Bu koridor ciddi bir ihracat hacmine ulaşmadı ancak bir seçenek oluşturdu. İlerde bunun yeniden hayata geçmesi için gayret sarf edilmesini umuyoruz. 
Normalleşme anlaşması imzalandığına göre yakın zamanda İsrail ve Türkiye arasında doğalgaz konusunda ‘stratejik bir evlilik’ bekleyebilir miyiz?
Gaz konusu Türkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceğinde önemli bir yer tutuyor. Bu ilişkilerimizin yeni öğesi. Bu yeni başlangıç, gaz ve enerji konusunda yeni işbirliği olanağı da açtı. Anlaşma sonrası Türkiye’yi ziyaret eden ilk İsrailli bakanın Enerji Bakanı Steinitz olması bir tesadüf değil. Gazın anlaşmaya varılmasında da rol oynadığını düşünüyoruz. Her iki ülke de bundan yararlanabilir. İsrail’in gazını denizin altından çıkaracak yatırımcılara ve Türkiye gibi iyi bir pazara ihtiyacı var. Türkiye ayrıca Avrupa’ya da bir köprü, bir bağlantı noktası.
Kıbrıs sorunu doğalgaz konusu ile ele ele giden bir konu...
Kıbrıs konusundan haberdarız. Eğer çözülürse bu projeyi hayata geçirmemiz daha kolaylaşır.
İki ülkenin askeri ve istihbarat işbirliği ne durumda, özellikle IŞİD tehlikesi yakınımızda kol gezerken?
İsrail ve Türkiye’nin birçok konuda benzer çıkarları var. Bazı tehditlere aynı şekilde yaklaşıyoruz. Suriye, IŞİD, İran bunlardan bazıları. İran, Türkiye ve Arap dünyası için de bir tehdit çünkü Arap Sünni dünyasına doğru yayılıyor, Hizbullah gibi terör örgütlerini destekliyor. Bu konuda Türkiye ile ortak çıkarlarımız var. Her iki ülke de Suriye’ye komşu. Suriye’nin geleceği hakkında endişeliyiz. Suriye’nin tek bir politik birim olarak kalmasını istiyoruz, belki konfigürasyonu farklı olabilir. Türkiye’nin de konuya bu şekilde yaklaştığını düşünüyorum. IŞİD Türkiye’ye de ne yazık ki saldırıyor ve her iki ülke için tehdit oluşturan bir örgüt. Bir çok konuda işbirliği yapmamız için sebep var. İstihbarat ve askeri işbirliği için güven gerekiyor. Bunu yeniden inşa etmemiz lazım. Bu zaman alacaktır. Ancak eskiden vardı, samimi bir diyalog ile yeniden kurulabileceğine inanıyorum. 
Filistin ve özellikle Gazze konusu iki ülke arasındaki hassas nokta. Gazze’de bir şey olursa, Türkiye-İsrail ilişkileri nasıl etkilenir?
Daha önceki tecrübemize dayanarak etkileneceğini ve bunun olumlu yönde olmayacağını söyleyebilirim.
Türk yetkililerle ilişkileriniz nasıl? İsrail’in milli günlerine katılmadılar, siz de bazı resepsiyonlara davetli değildiniz. İlk defa olarak son Ramazan’da iftar yemeğine davetli olduğunuzu biliyorum...
Son Ramazan’da Başbakan Yıldırım bizi davet etti. Ondan önceki yıl davetli değildik. Ancak tüm resmi davetlere davet edildik. 29 Ekim’de, bu önemli günde, saraya Cumhurbaşkanı tarafından şahsen davet edildim. Bunun için kendisine müteşekkirim. Dışişleri bakanlığı ve diğer bakanlıklardan gereken tüm işbirliğini aldım. Başarılı toplantılar düzenledik, özellikle ticaret konusunda. İyi işbirliklerimiz oldu, tamamen profesyonel. Mesela üç İsrail vatandaşının öldüğü terör saldırısında en üst düzeyden destek aldık. Ülkeyi gezdiğimde vali ve belediye başkanlarıyla görüşüyorum, hiç sorun yaşamadım. Türk tarafının benim çalışmama olanak vermesinin doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Böylece izlenimlerimi ve raporlarımı Kudüs’e yollayabildim ve onlara “Her şey yolunda, anlaşmayı tamamlamak için elimizden geleni yapalım,” mesajını verebilmiş oldum. Bu mesajın Kudüs tarafından alındığını düşünüyorum ve sonuç ortada. Bu konuda çok mutluyum.

TÜRK MEDYASI VE İSRAİL
29 Ekim resepsiyonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile konuşmanız basına yansıdı. Bu sebeple bizler de neler konuştuğunuzu merak ettik...
Beni davet etti. Kendimi tanıttım elini sıktığımda. Bu bizim üçüncü bir araya gelişimiz ve elini sıkmam. Akşamki resepsiyona katılıp katılmayacağımı sordu. Çok nazikti. Bu kişisel bir yakınlıktı, bana değil İsrail’e karşı. Televizyona da yansıdı. İsrail’in Türk basınında çok ilgi çektiğinin farkındayım. Bunu anlayıp, olumlu mesaj iletmek için kullanmalıyız, yeniden dost olabilmek için. Buna çok önem veriyorum; benden röportaj isteyen herkese röportaj veriyorum. Benden yarım isteyen kim olursa, hangi konu olursa yardım etmeye çalışıyorum. Bu aramızdaki dostluğu, güveni yeniden sağlamanın yegane yolu.
Bazı Türk gazetelerinde İsrail’in hep düşman ya da günah keçisi olarak tanıtılması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konuda ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?
Bu sorunu çözmek için belki de bu kişiler ile, genel yayın yönetmenleriyle bir araya gelmeliyiz. Onlarla, kendi bakış açımızı anlatabilmek için bir diyalog başlatmalıyız. Belki İsrail’in politikalarını beğenmiyorlar ve bu nedenle bu şekilde yazıyorlar. Ancak eğer hiçbir gerçeği bilmeden sadece İsrail’i suçlamak amacıyla yazıyorlarsa, çok yazık. Bu nedenle bir diyalog ortamı oluşturmalıyız.
Bunu yapma konusunda bir planınız var mı?
Bunu kesinlikle tavsiye edeceğim. Ne yazık ki buradaki görev süremin sonundayım. Büyükelçi Na’eh’ye bu konuyu ileteceğim. Bazı kişilerin Yahudilere, İsrail’e, Siyonizm hareketine karşı önyargıları olduğu bir sır değil. Kariyerimin çoğu Arap dünyasıyla ilgiliydi bu nedenle bazı kesimlerde böyle bir algı ve önyargının olduğunu biliyorum. Bu konuda dikkatli olmalıyız. Türkiye dünyanın bazı yerlerinde kötü bir imaja sahip. Bunu üzülerek söylüyorum çünkü Türkiye harika bir ülke. İnsanlar haberlerde duyduklarına, okulda öğrendiklerine, ailesinden duyduklarına inanmaya devam ediyorlar, gerçekleri araştırmadan. Bunun değişeceğini umuyorum ama evet bu sorunun farkındayız.
Türkiye ile ilgili en çok neyi özleyeceksiniz?
Sanırım en çok misafirperverliğini özleyeceğim. Türkiye harika bir ülke. Çok sıcakkanlı ve iyi insanlar var. Türkiye’nin güzelliklerini de özleyeceğim. Ama en çok insanlarını özleyeceğim.

“BEN DE TÜRKİYE’DE FUTBOL KÜLTÜRÜNE GİRDİM”
Şimdi Beşiktaş’tan bahsedelim. Büyük bir Beşiktaş taraftarı olduğunuzu biliyorum...
Beşiktaş benim favori takımım, bunu itiraf ediyorum. Onu çok seviyorum ve destekliyorum. Bu benim için inanılmaz bir tecrübeydi çünkü futbol Türkiye’de bir başka din adeta. Ve çok olumlu çünkü bu bir spor. Ülkemde kadınlar da ilgilidir ama burada çok farklı. Stadyumlarda kadınlar da var. Bağırıyorlar, seviniyorlar ve bunlardan bir tanesi de benim. Bu kültüre eklendim ve çok mutluyum. Daha önce futbol seyretmezdim bile, sadece biraz basketbol. O da İsrail bu konuda daha güçlü olduğu için. Sonra buraya geldim ve harika üç takım tanıdım.
O zaman neden Fenerbahçeli olmadınız?
Fenerbahçe bizim düşmanımız, öyle söylediler bana! Şaka yapıyorum tabi. Arkadaşlarım bana Beşiktaş’ı anlattılar. 1903 yılında kurulmuş köklü bir kulüp. Türkiye ve Türk kültürünün, bağımsızlığının bir parçası. Stadyumu gördüm, Fikret Orman ile tanıştım, çok etkileyici bir adam. Diğer takımlar da çok başarılı tabi.
Bundan sonraki göreviniz ne olacak?
Bilmiyorum. Sanırım birkaç ay daha burada kalacağım daha sonra da umuyorum ki kendi büyükelçiliğime gideceğim. Belki gelecekte Türkiye’ye büyükelçi olarak tekrar dönebilirim. Bunu çok isterim ve bu görevden onur duyarım.  

Karel Valansi Şalom Gazetesi, 7 Aralık 2016 http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=101290

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Unutmayacağız

Unutmayacağız... Bu sözü ne kadar da çok tekrarlıyoruz. Oysa çok değil birkaç yıl sonra her şey gibi o unutulmaz denen şey de unutuluyor. Zamanın akışına bırakılıyor. Bir tek anne-babalar, eşler, çocuklar hatırlıyor, acısını en derinde hissediyor. Bir tek onlar için o yangın devam ediyor. Ateş bir tek düştüğü yeri yakıyor. Bu söz bir kere de hatalı çıksın istiyorum, olmuyor, çıkmıyor. Bu sene 15 Kasım’da bir yazı aradı gözlerim. Ama kuru kuru bir haber değildi istediğim, bulamadım. Fark ettim ki  bu konuyla ilgili sosyal medyada paylaşabileceğim yazılar ya daha önce kendi yazdıklarım, ya Şalom Gazetesi’nde çıkanlar, ya da geçen sene ben dahil dört kişiyle röportaj yapan Agos’un söyleşisiydi. Bu kadar. Aradan geçen 13 sene, 15 ve 20 Kasım saldırılarının vahşetini, korkunçluğunu, kayıplarını unutturmuş olmalı.  Çok daha önemli görülen konular olmalı ki, El Kaide terör örgütünün İstanbul’un göbeğine gerçekleştirdiği bu saldırılar konuşulmadan, kurbanları anılmadan geçilebiliyor. Ya

Prof. İnbar: “Barışçıl bir Ortadoğu görmeyeceğiz”

İbrahim Anlaşması'nın (Abraham Accord) imzalanması, istikrarsız Ortadoğu'da yaşanan bir hayli önemli bir gelişme. Prof. Dr. Efraim Inbar ile İsrail'in bu konudaki duruşunu ve Türkiye-İsrail ilişkisinin geleceğini konuştuk. Prof. Inbar, Kudüs Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (Jerusalem Institute for Strategic Studies, JISS) başkanı ve Bar-Ilan Üniversitesi'nde siyaset bilimi öğretim üyesidir. Prof. Inbar, 23 yıl boyunca Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (BESA) kurucu direktörü görevindeydi. Ortadoğu stratejik sorunları, İsrail-Filistin diplomasisi ve Türkiye-İsrail ilişkileri konularında uzmanlaşmış olan Prof. Inbar ŞALOM’un sorularını cevapladı.   Geçtiğimiz salı günü tarihi bir ana tanıklık ettik. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail ile Bahreyn arasında imzalanan barış anlaşmalarını nasıl değerlendirirsiniz? İlk söyleyeceğim bunun sıcak bir barış olduğu. Halklar arasında iletişim var ve malların dolaşımı mevcut. Böyle bir ilişk

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different countri