Ana içeriğe atla

Bir başka açıdan Kudüs



ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan elçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma vaadinin İsrail’in kuruluşunun 70. yıldönümünde gerçekleştirileceğini açıkladı. Ancak konu Ortadoğu olunca takvimler bile sıkıntılı. Trump İsrail’e hazırladığı doğum günü hediyesini 14 Mayıs’ta vermeye hazırlanıyor. Oysaki İsrail kuruluş yıldönümünü Miladi değil İbrani takvime göre kutluyor. Ancak böylesi bir karar söz konusu olunca, İsrail’in bir ayı sorun etmeyeceği rahatlıkla söylenebilir.
Aslında Trump, Kudüs konusunda İsrail tarafının beklentilerini de tam olarak karşılayamamıştı. Açıklamalarında İsrail’in egemenlik alanının sınırlarına değinmemiş, bunu ilgili taraflara bıraktığını söylemişti. Kudüs’ün hangi bölgeleri içerdiğini de belirtmemişti. Yani Doğu Kudüs’te Yahudi egemenliğini kabul ettiğini belirten bir açıklama yapmamaya özen göstermiş, İsrail’in duymayı hayal ettiği gibi ‘bölünmez Kudüs’ dememişti. Tam tersine, Trump’ın amacı bu yönde olmasa bile, Batı Kudüs söylemi bugünlerde daha sık kullanılmaya başlandı. Gerçi bu konuda da Rusya ABD’nin bir adım önünde. Putin, “İsrail’in başkenti Tel Aviv değil, Batı Kudüs”tür dediğinde takvimler Nisan 2017’yi gösteriyordu.
Trump’ın bu kararı aynı zamanda, büyük gizlilikle hazırlanmakta olan Amerikan barış planında, İsrail’in barış görüşmelerinden Kudüs maddesini çıkarma isteğini kabul ettiği anlamına da geliyor. Pratikteki düşünce, diğer bütün konular çözülsün, barış sağlansın, böyle bir ortamda Kudüs konusu ele alınsın olmalı. Ama konu bu kadar hassas olunca, evdeki hesap çarşıya uymuyor. Gerçi uymaması da pek şaşılacak bir şey değil.
Ortadoğu’da söz sahibi olmak isteyen tüm liderlerin kısır döngüsüdür bu. Şimdiye kadar hiç kimsenin çözüm bulamadığı bu sorunu kendisinin çözebileceğine inanır. Rusya ve Putin de farklı değil. Geçtiğimiz haftalarda Valdai Club’un düzenlediği Ortadoğu konferansında konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da bu sorunu Moskova’nın çözebileceğini yineledi. Oysa asıl aktörlere baktığımızda, ne İsrail’in ne de Filistinlilerin barış masasına oturmak gibi bir acelesi yok. Bölge ülkelerinin de ana önceliği bu değil. Her ne kadar İsrail karşıtlığı veya Kudüs, özellikle bölge halkları nezdinde birleştirici bir unsur olsa da, birçok ülkenin tehdit algıları ve öncelikleri halen farklı.
Trump’ın Kudüs kararı kadar tepki çeken bir diğer konu, yaz aylarında yaşanan El Aksa kriziydi. İsrail’in bir güvenlik önlemi olarak aldığı ve dünyanın birçok yerinde kabul gören metal dedektörler, Filistinliler için İsrail’in kendilerine yönelik bir güç ve hakimiyet göstergesi olarak görüldü ve statükonun değiştirilmesi olarak algılandı.
Orada neler olup bittiği yeterince yazıldı ama satır aralarında kalan bir konu daha vardı. El Aksa olayları devam ederken, Amman’daki İsrail büyükelçiliğinde mobilya teslimatı sırasında çıkan tartışma, İsrail ile Ürdün arasında diplomatik bir krize dönüşmüştü. Mobilyacı, İsrailli görevliyi tornavida ile ağır yaralamış, görevli de silahına davranıp saldırganı ve kazara civarda bulunan bir Ürdünlüyü öldürmüştü. ABD’nin desteğindeki görüşmeler sonucunda 24 Temmuz’da İsrailli görevli dahil tüm elçilik çalışanları Ürdün’ün izniyle ülkeden çıkarılırken, İsrail aynı gün El Aksa’daki metal dedektörlerin kaldırılacağını açıklamıştı. İki ülkenin bu diplomatik krizle doğan işbirliği El Aksa krizini sonlandıracak adımların atılmasına olanak vermişti.
O günden itibaren İsrail’in Amman büyükelçiliği uzun süre boş kaldı. Üstelik aynı tarihlerde bölgenin bir diğer önemli ülkesi olan Mısır’daki İsrail elçiliği de boştu. Aralık 2016’da İsrail’in Kahire büyükelçiliği güvenlik sebebiyle boşaltılmış, elçi ve çalışanlar ancak sekiz ayın ardından, Ağustos 2017’de geri dönebilmişti. İsrail’in Kahire elçiliği sessiz sedasız boşaltılırken, Mavi Marmara olayının ardından yıllarca boş kalan Ankara’daki büyükelçilik makamı ise Eitan Naeh’nin atanması ile doluyordu.
İran tehdidi nedeniyle Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkeleriyle ilişkilerini hiç olmadığı kadar iyileştirmiş olsa bile, bölgedeki gelişmelerin hızı ve şiddeti göz önüne alındığında,  İsrail’in diplomatik ilişkisi bulunan bu iki Arap ülkesindeki elçiliklerinin böylesi kritik bir dönemde boş kalması İsrail için sıkıntılı bir durumdu. Üstelik Ürdün ile ilişkilerinin düzelmesi, Netanyahu’nun bu konuyu da bir iç siyaset malzemesi yapması nedeniyle uzun zaman aldı. Netanyahu’nun olaya karışan görevliyi bir kahraman gibi karşılaması ve elçiliğin boşaltılmasını bir başarı hikâyesine çevirmesi Amman’ın şimşeklerini çekti. Aylar süren diplomasi trafiğinin ardından, İsrail bu olay ve 2014 yılında Allenby Köprüsünde çıkan tartışmada öldürülen yargıç konusunda üzüntülerini belirtti ve tazminat ödemeyi kabul etti. Geçtiğimiz haftalarda İsrail Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Masa Şefi Amir Weissbrod’ın Amman’a büyükelçi olarak atanmasıyla da diplomatik kriz sona erdi.
Nüfusunun önemli bir bölümü Filistinli olan ve Suriye savaşı ile birlikte bir milyonu aşkın mülteciye ev sahipliği yapan Ürdün, aynı zamanda Mescid-i Aksa’nın da bulunduğu Kudüs’teki vakıfları himayesinde bulunduruyor. Filistin konusu, halkının hassasiyetinin yanı sıra, bu konuda dini ve tarihi sorumluluğu bulunan Ürdün kraliyet ailesinin de meşruiyetini garanti ediyor. Ayrıca, Ürdün ile İsrail’in Harem-ül Şerif /Tapınak Tepesinin güvenliğini sağlamak için ortak çalışmaları da bulunuyor. Bu nedenle El Aksa krizi sırasında İsrail’in tek taraflı olarak aldığı güvenlik kararları en çok Ürdün’ü zor durumda bıraktı ve İsrail’in Ürdün ile ilişkilerini zedeledi. İki ülkenin güvenlik, istihbarat ve enerji anlaşmaları bulunduğunu ve daha da önemlisi Ürdün’ün İsrail’e güvenliği için elzem olan stratejik derinliği sağladığını da eklemek gerekir.
İster Trump’ın Kudüs kararı, ister El Aksa’nın güvenlik sorunları olsun, İsrail-Ürdün ilişkileri oldukça önemli. Her ne kadar bugün aralarındaki diplomatik kriz çözülmüş olsa da, günün sonunda akılda kalan İsrail’in iç politikada puan kazanmak için Ürdün’ü zor durumda bıraktığı, hayati bir dönemde hem Kahire hem de Amman’daki elçiliğinin aylarca boş kaldığı oldu. Bölge ülkelerinin endişelerini dile getirirken bile diyalogdan yana olan, iki devletli çözümü desteklediğini belirten Ürdün için ise Trump’ın Amerikan elçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması hem kendi içinde, hem de İsrail ve ABD ile olan ilişkilerinde gerilimi arttırabilecek hassas bir nokta.
Karel Valansi, Şalom Gazetesi OBJEKTİF 14 Mart 2018 http://salom.com.tr/haber-106165-bir_baska_acidan_kudus_.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bu yılki Elküs Marküs ödüllerine Şalom damgasını vurdu

İki yılda bir düzenlenen ancak pandemi nedeniyle 2020 yılında gerçekleştirilemeyen Elküs Marküs Erdem ve Hayırseverlik Ödül Töreni 30 Mart akşamı çevirim içi olarak gerçekleştirildi. Bir çok dalda ödüllerin dağıtıldığı gecede Şalom Dergi ve Şalom yazarlarına da ödüller yağdı. Fakirleri Koruma Derneği’nin Elküs Marküs Erdem ve Hayırseverlik Ödül Töreni 30 Mart Çarşamba akşamı Zoom üzerinden gerçekleştirildi. İki yılda bir düzenlenen ödül töreni pandemi nedeniyle planlandığı gibi Mart 2020 yılında gerçekleştirilememişti. Ödül töreni dört yıllık zorunlu bir aradan sonra çevirim içi bir törenle sahiplerine teslim edildi, başarıları ödüllendirildi.  Türk Yahudi Toplumunun yegane ödül veren kurumu olan Fakirleri Koruma Derneği, bu ödülü 1916 yılında, dönemin ABD İstanbul Büyükelçisi Abraham Elküs ve Gertrude Elküs’ün henüz 16 yaşındayken hayatını kaybeden kızları Jane Selma Elküs’ün anısını yaşatmak için vermeye başlamıştı. Davranışlarıyla hayranlık uyandıran kişileri onurlandırmak ve bu...

Yahudi Kültürü Avrupa Günü: İris ile Eran temsili düğün töreni ile yeniden evlendi

Yahudi Kültürü Avrupa Günü etkinlikleri kapsamında bu sene Neve Şalom Sinagogu’nda temsili bir Yahudi düğünü düzenlendi. İris ve Eran’ın düğünü açıklamalar eşliğinde gerçekleşirken, gazetemizin fotoğraf editörü Alberto Modiano’nun ‘Zaman ve Mekân içinde Musevilik’ adlı sergisi de yer aldı 26 Ekim Pazar günü Neve Şalom Sinagogu’nu dolduran farklı kesimlerden misafirler, on beş gün önce evlenen İris ve Eran’ın temsili düğün törenini izlemek için bir araya geldiler. Sinagogun girişinde Şalom Gazetesi Fotoğraf Editörü Alberto Modiano’nun ‘Zaman ve Mekân İçinde Musevilik’ adlı sergisi gelenleri karşıladı. İlgi ile gezilen sergide sanatçı, İstanbul Yahudi Cemaati’nin dini ritüellerini fotoğraflar aracılığıyla anlatıyor. Yahudilerin günümüz Türkiye’sinde örf ve adetlerini tanıtan fotoğraflar, Sefarad, Aşkenaz ve İtalyan Yahudilerinin dini yaşam döngüsünü konu alıyor. Gerçek bir düğün törenini öncesinde olduğu gibi genç kızlar gelenleri şeker dolu bonboniyerlerle karşıladılar ve...

Şii hilali ve Sünni dolunayı

İran’ın Ortadoğu’daki gücü artıyor. Özellikle Arap Baharı’ndan sonra sıkça karşılaştığımız bu söylem, Şii hilali olarak da adlandırılan, kabaca Lübnan’dan Yemen’e uzanan ülkelerde mevcut Şii nüfus üzerinden İran’ın etki alanını arttırarak Ortadoğu ve İslam coğrafyasında egemenlik kurma anlayışı olarak tanımlanıyor. Özünde mezhepsel bir bölünmeyi işaret eden bu söylem, bölgede yaşananları sadece din ve mezhep üzerinden algılanması ve açıklanması sonucunu doğuruyor. Mezhepsel bir kutuplaşma durumunda, karşı tarafta bir Sünni cephesi kurulması kaçınılmaz oluyor. Şii hilaline karşı Suudi Arabistan liderliğinde Sünni dolunayı gecikmiyor. Şii gücü deyince akla ilk gelen ise İran ve Hizbullah. İran konusunda önemli iki tarih varsa biri hiç kuşkusuz Tahran’ın Batı’dan koptuğu 1979 İslam Devrimi, bir diğeri ise Irak Savaşı. Irak işgali sonucunda nüfusun çoğunluğunu oluşturan Şiiler, ülkede uzun yıllardır devam eden Sünni egemenliğini yıktılar. İran’ın bu tarihten sonra Irak’taki etkisi bek...