Ana içeriğe atla

İlk adım İtalya’dan geldi

Avrupa’da siyasi kaos deyince aklınıza sadece Brexit ile alt üst olan İngiltere gelmesin. AB’nin önemli bir ekonomik gücü olan İtalya da siyasi bir krizin eşiğinden dönmeyi son anda başardı, en azından bir süreliğine.
Lega ve Beş Yıldız Hareketi’nin oluşturduğu popülist koalisyon, Lega’nın Lideri Matteo Salvini’nin dizginleri ele almaya çalışmasıyla sarsıldı. Anketlerde önde gittiğini gören ve buna güvenerek hükümetteki tek karar verici haline gelmeye karar veren Salvini, hükümeti devirmek için bir güven oylamasına gidilmesi için hazırlıklara başladı. Ancak bu siyasi oyun Başbakan Giuseppe Conte’nin istifa etmesiyle durduruldu.
Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella yeniden hükümeti kurma görevini Conte’ye verdi. Ve hiç beklenmeyen oldu. Anlaşamaz denilen Demokrat Parti ile Beş Yıldız Hareketi el sıkıştı ve hükümet kısa sürede kuruldu. Ortak bir ajandası olmayan ve fikirleri pek uyuşmayan bu iki partinin kurduğu koalisyon ne kadar uzun süreli olabilir bilinmez ancak maliyeti yüksek yeni bir seçimin ve belirsizliğin hüküm süreceği bir dönemin başlamasını engellediler. 73 yılda 68 hükümet değiştiren İtalya için bu uzlaşı oldukça önemli.
Yeni hükümetin karşısında öncelikli iki önemli konu var. Birincisi ekonomi. Düşük büyüme oranı, yüksek işsizlik verileri ve yüksek borçlanma içindeki İtalyan ekonomisinin düzlüğe çıkarılmaya ihtiyacı var. Bunun da ilk adımı önümüzdeki aylarda AB’ye 2020 bütçesini teslim etmekten geçiyor. Aksi taktirde İtalya yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir. Bu da ne İtalya ne de AB’nin kendisi tarafından istenmiyor. İtalya gibi bir devin ekonomik anlamda çökmesi AB’yi de altında bırakacak bir krizi tetikleyebilir. Çünkü İtalya, kurtarma paketleri ile suni solunum verilen Yunanistan gibi çökünce ayağı kaldırılabilecek bir ekonomi değil. Bu yöntem İtalya’da işe yaramayacağı gibi, AB’yi de derinden sarsacak daha geniş çaplı bir krizi tetikleyebilir.
Yeni hükümetin ikinci önemli konusu ise mülteciler. Akdeniz, Orta Doğu ve Afrika’dan Avrupa’ya gelen mültecilerin ana rotası. İtalya ise özellikle Libya ve Tunus üzerinden gelen mültecilerin ilk sığındığı limanların başında geliyor.
İtalya mülteci konusunda kendini AB tarafından terk edilmiş hissediyor. Dublin anlaşması yasadışı mültecilerin ilk geldikleri ülkede kayıt edilip tutulmasını öngörüyor. Ayrıca AB, İtalya ve Malta’yı “en yakın ve en güvenli liman” olarak tanımlamak istiyor. Yani mülteciler AB’nin dış çemberindeki bu ülkelerde konaklayacaklar. Ancak bu konaklamanın maliyeti ağır ve süresi belli değil.
AB ülkelerinin ne kadar az sayıda mülteci kabul ettiği göz önüne alınınca, İtalya tüm gelenlerin kendisinde kalacağı endişesini taşıyor. Yaz aylarında, İtalya’ya sığınmaya çalışanların yanı sıra, Avrupa’nın diğer ülkelerinden ilk kayıt yerleri olan İtalya’ya geri gönderilen mültecilerin sayısındaki artış da Roma’nın endişelerini haklı çıkarır nitelikte.  
İtalya AB içinde tek başına bırakıldığını hissedince sorunu çözmek için radikal çözümler üretmeye başladı. 2017’de Libya Sahil Güvenliği ile tepki çeken bir anlaşma yaptı ve o bölgeden gelen mülteci sayısında belirli bir azalma yaşandı. Bu anlaşma halen devam ediyor. İtalya ayrıca izinsiz mülteci kurtaranlara 50 bin Euro ceza verilmesini kararlaştırdı. Tüm bu önlemler alınırken ıskalanan en önemli konu ise insan hayatının değeri. Sadece sayılara indirgenmiş mülteciler, hayatları pahasına giriştikleri bu yolculukta sahipsiz bırakılıyorlar.
İtalya hem ekonomik zorluklar yaşar, hem siyasi tahterevallide dengesini kaybetmeden durmaya çalışırken kendisinin bir tampon bölge olarak kullanılmaya çalışıldığının da farkında. Çünkü mülteciler aslında İtalya’ya değil daha zengin Avrupa ülkelerine göç etmeyi tercih ediyorlar. Gelen mültecileri Akdeniz sınırındaki İtalya, Yunanistan, Malta, İspanya’da tutarak ise bu ülkeler aslında kendilerini mülteci akınından korumaya çalışıyorlar.
İtalya Avrupa’nın mülteci kampı olmak istemediğini defalarca tekrarladı. Roma, Dublin anlaşmasında bir reform yapılmasını, mülteciler konusundaki bu orantısız yasaların değiştirmesini istiyor ve tüm AB ülkelerinin bu konuda ellerini taşın altına koyması gerektiğini belirtiyor.
Bu hafta yeni hükümet ile birlikte İtalya’nın göçmen politikasında olumlu bir değişim başladı. Roma, mülteci konusunda farklı bir adım attı ve Libya'dan kaçan göçmenleri kurtaran ancak 6 gündür denizde bekleyen gemideki 82 mültecinin ülkeye girişine izin verdi. Fransa ise bu göçmenlerin İtalya ve Fransa’nın yanı sıra Almanya, Portekiz ve Lüksemburg arasında dağıtılması için anlaşmaya varıldığını açıkladı.
Bu olumlu adımın devam edebilmesi için AB’nin mevcut göçmen politikasını revize ederek özellikle mültecilerin ilk durağı olan ve bunun sosyal, ekonomik ve politik sonuçları ile boğuşan Akdeniz’e kıyısı olan üyelerinin üzerinden bu ağır yükü alarak ortak bir zeminde anlaşmaları gerekiyor. İlk yapıcı adım İtalya’dan geldi, şimdi gözler Brüksel’de.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Türkiye-İsrail rekabetinin doğal bir jeopolitik gereklilik olduğunu düşünmüyorum”

EDAM Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü Dr. Can Kasapoğlu ile Türk savunma sanayini, Türk SİHA´larına yönelik artan ilgiyi ve yapay zekanın kullanıldığı drone´lar meselesini konuştuk. Ayrıca, Azerbaycan´ın artan bölgesel gücünün yanı sıra, Türkiye´nin ABD, Rusya ve İsrail ile ilişkisi de söyleşimizin gündemindeydi... Türk Savunma Sanayi ve özellikle Türk SİHA’ları bugünlerde bir hayli tartışılıyor, bir savunma başarısı olarak tanımlanıyor. Türk drone’larının teknik yapısı üzerinden yetenekleri neler?  Türk sistemlerinin başarısının arkasında yatan birkaç temel var. Bunlardan ilki, fiyat-kalite dengesi diyebileceğimiz, savunma ekonomilerinin üzerine getirdikleri yük ve muharip kapasite. Libya, Suriye, Irak, terörle mücadele operasyonları örneğinde, en son Karabağ’da, bir konvansiyonel harp durumunda, Türk drone sistemlerinin binlerce uçuş saatine dayanan çok ciddi bir tecrübeyle geldiğini görüyoruz. Bu muharip tecrübe, uluslararası silah pazarlarında çok öne çıkan bir özellik. Türk

Gelişim Forumu'nda Türkiye - İsrail konusunu konuştuk

Karel Valansi ile Türkiye- İsrail İlişkileri 10 Ocak 2021 tarihinde Gelişim Forumu'nun düzenlediği çevirimiçi kapalı oturumda Murat Keçeciler moderatörlüğünde Türkiye-İsrail ilişkilerini tarihsel ve bölgesel gelişmeler ışığında konuştuk  

Quoted in Al Monitor 17 May 2021

Turkey’s Jewish minority takes the heat amid Israeli-Palestinian violence  By  Amberin Zaman , Al Monitor, 17 May 2021 A frenzy of anti-Israeli coverage in Turkish media has accompanied anti-Semitic attacks on the country's small Jewish community. Turkey’s tiny Jewish community is once again in the crosshairs of the ongoing violence between Israelis and Palestinians, with its community newspaper the target of a fresh wave of anti-Semitic attacks. Individuals who identified themselves as disciples of Necip Fazıl Kisakurek, a Turkish nationalist poet and anti-Semite revered by Turkey’s Islamist President  Recep Tayyip Erdogan , hacked the website of  Salom , the sole newspaper serving  Turkey’s dwindling Jewish minority . They posted, “Our actions will continue until Palestine is free and independent.” They also posted a verse from one of Kisakurek’s poems evoking Palestinians responding to Israeli missiles with stones. The perpetrators have yet to be caught. Turkey’s Jews are on edg