Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Suriye’nin üç dostu

Arap Baharı’nın en kanlı bilançosu Suriye’de yaşanıyor. Yaklaşık bir yıldır devam eden isyanlar Esad hükümeti tarafından güç kullanılarak bastırılmaya çalışılıyor. Gelen haberler ülkede bir katliam yapıldığı iddialarını güçlendirirken, Şam yönetimi kırk yıllık olağanüstü hali kaldırarak, çok partili seçimin yolunu açarak ve yeni bir anayasa ile ilgili referandum yaparak halkın demokrasi ve özgürlük talebini yerine getirmeye çalışıyor. Arap Ligi, Türkiye, ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından geç kalınmış tavizler olarak yorumlanan bu adımlar ise ülkenin sürüklendiği iç savaş durumunu etkilemiyor. Uluslararası toplumun desteğini arkasına alan Suriye Ulusal Konseyi, bu ülkelerden silah ithal etmesine izin verilmesini talep ederken, ABD Başkanı Obama’nın Esad için söylediği “Suriye’yi yönetmeyi hak etmiyor” sözü Suriye Ulusal Konseyi’nin Suriyelilerin meşru temsilcisi olarak tanınması tartışmalarına da hareket kazandırdı. Esad yönetimi ise huzursuzluk yaratarak ülkeyi bölmeye çalışan ve Sur...

Geyikler, Noel Baba yerindeydi kuzey ışıkları sürpriz yaptı

Finlandiya’nın Kuzey Kutup Dairesi’ndeki en büyük yerleşimi Rovaniemi, Noel Baba’nın şehri olarak biliniyor. Yılın 6 ayı karlar altında, hava sıcaklığı eksi 47 dereceye kadar düşüyor. Her yıl dünyanın dört bir yanından kuzey ışıklarını görmek, geyikli kızaklarla turlara çıkmak isteyen 500 bin kişiyi ağırlıyor. İstanbullu okurumuz Karel Valansi , kuzey ışıklarının en belirgin görüldüğü günlerde kente gitti. İzlenimlerini yazdı. Kış aylarında, hele İstanbul ’da kar yağarken tatile çıkmayı planlayanlar genelde sıcak iklimli ülkeleri tercih eder. Arkadaşlarıma “Finlandiya’ya gidiyoruz” dediğimde çok şaşırdılar. Ardından can alıcı soru geldi: “Şu anda kaç derece orası?” En kolay cevabı en başta veriyorum: Biz oradayken eksi 22 dereceyi gördük... Ne görmesi, o soğuğu yaşadık!

Tarihin yankıları

2005 yılında BM kararı ile Auschwitz Kampı’nın kurtuluş günü olan 27 Kasım, ‘Uluslararası Holokost Kurbanlarını Anma Günü’ olarak belirlendi. Nazi katliamında hayatını kaybeden Yahudiler, bu tarihte Türkiye dâhil birçok ülkede bir kez daha anıldı. Ancak Viyana’da aynı gün düzenlenen ‘Nazi Balosu’ insanlık tarihinin bu büyük utancı için yapılan törenlere ve altı milyon kurbana karşı büyük bir saygısızlık göstergesi oldu. Avrupa’da uzun zamandır yükselmekte olan aşırı sağın Avusturya’daki temsilcisi Özgürlük Partisi, üyesi olan antisemit ve ırkçılardan oluşan bir toplulukla gerçekleştirdiği yıllık toplantısını bu güne denk getirdi. Fransa’nın aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisi’nin lideri Marine Le Pen de böyle bir günde kutlama yapar gibi eğlenen bu topluluğa katılarak babasının kızı olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Bu olay geçen sene Almanya’da gösterime girmesi için yine bu tarihi seçen ancak duyarlı kişiler tarafından engellenen ‘Kurtlar Vadisi- Filistin’ filmini de hatırlattı...

Umuda yolculuk

Tunus’ta cumartesi günü binlerce kişi toplanıp Arap Baharı’nın kapılarını açan Yasemin Devrimi’nin birinci yıldönümünü kutladı. Ellerinde kapısı açık boş kafesler, tek mumlu doğumgünü pastası taşıyan, Tunus bayrağını gururla sallayan bu kalabalık, bir sene önce yine bu meydanda toplanarak diktatör Bin Ali’den özgürlüklerini istemişlerdi. Arap Baharı, Tunuslu seyyar bir satıcının kendini yakmasıyla başladı denir. Tıpkı I. Dünya Savaşı’nın Avusturya-Macaristan Prensi Ferdinand’ın öldürülmesiyle başladığının söylendiği gibi. Oysa bunlar, patlamaya hazır bekleyen bir bombanın sadece pimini çeken, kendi başına belli bir ses getirecek olaylardı. Tunuslu satıcı bu hareketiyle baştakilere sesini duyurmaya çalışarak yardım isterken aslında umutsuzluk içinde tek cevabın ölüm olduğuna inandığı bir çaresizliği simgeliyordu. İsyanı başlatan da bu çaresizlikle kendini özdeşleştiren halkın mevcut sisteme başkaldırması oldu.

Hikayenin sonu

Her yıl sona erdiğinde, o yılın muhasebesi yapılır, kötü alışkanlıklardan vazgeçme kararları alınırken, yeni umutlarla güzel başlangıçlar hayal edilir. Ancak 2012, 2011’den devraldığı yüklü bir ‘yapılacaklar listesi’ ile göreve başladı bile. 2011 yılı, WikiLeaks depremi ve ardından Tunus’ta başlayan ve tüm Ortadoğu’ya yayılan demokrasi ve özgürlük hareketi ile hızlı bir start aldı. Tunus Lideri Bin Ali yurtdışına kaçmak zorunda kalırken, Mısır Devlet Başkanı Mübarek istifa edip tutuklandı, Libya Lideri Kaddafi kendi halkı tarafından linç edildi, Yemen’deki 33 yıllık diktatörlük sona erdi, Suriye’de ise protestolar şiddetli bir şekilde devam ediyor. Arap Baharı’nın ilham verdiği ABD’nin Wall Street hareketi ve İsrail’deki çadır protestoları da gelir dağılımındaki eşitsizliğe dikkat çekti. WikiLeaks sitesinin kurucusu Julian Assange açılan bir taciz davasıyla susturulurken, İsrail’de yaşanan tecavüz davasında Devlet Başkanı Moşe Katsav suçlu bulunup hapse mahkûm edildi. 2011’in en s...

Aman Petrol Canım Petrol

Kendisine uygulanan uluslararası yaptırımların artması üzerine İran, Hürmüz Boğazı’nı geçişlere kapatmakla tehdit etti. 1982 yılında BM kararı ile uluslararası bir boğaz olarak tanımlanan Hürmüz Boğazı, Umman Denizi’ne bağlanan ve dünya petrol ticaretinin yüzde 40’ının transfer edildiği stratejik bir geçit. Sert tepkiler üzerine, Umman Denizi’nin kontrolü ellerinde olduğu için böyle bir ihtiyaçları olmadığını belirten İran, geri adım atsa da bu önemli bölge ile ilgili kaygıları arttırdı. İran’ın nükleer çalışmalarını tüm diplomatik çabalara rağmen durdurmaması, uluslararası yaptırımların artması ile sonuçlanıyor.   AB, İran’a karşı petrol ambargosu uygulamayı planlıyor. ABD ise yabancı firmaların İran Merkez Bankası ile iş yapmasını yasakladı, ancak bu İran’dan petrol satın almanın tek yolu. İran’ın bu tehdidini dünya petrol piyasası sakin karşılarken, İran’da yaptırımların etkisini gösterdiği açıkça görülüyor. İki haneli rakamlarda seyreden enflasyon ve işsizlik verileri,...

Siz sevgilinizle nasıl yürüyorsunuz?

Bir kafenin kaldırım masalarından birinde oturan İtalyan düşünür ve yazar Umberto Eco çevresinden geçenleri gözlemlediğinde bir şey fark etmiş; artık çiftler eskisi gibi kol kola değil el ele yürüyorlar! Bu yeni keşif sonrasında sokaktakileri daha da dikkatle incelediğinde el ele yürüyenlerin genellikle 30 yaş üstü, burjuva sınıfına ait olduklarını fark etmiş. Umberto Eco bu gözlemini yaptığında şöyle sormuş kendine, “Eskiden çiftler kol kola yürürdü. Şimdilerde ise el ele tutuşmak neredeyse zorunlu. Çocuklu erişkinlere ve gay’lere özgü duran el ele tutuşma onları cinsel ilgiyle ödüllendiren tek kişiyi kaybetmeme yolu mu? Bozulmayacak ilişkiye boyun eğmek, kadere teslim olmak mı? Yoksa yaşlılığın karşı konulmaz ilerlemesi ve yetersiz gelir seviyesini dengeleyen bir şefkat göstergesi mi?” Günlük hayatın bu belki önemsiz ancak ilginç detayı Eco’nun dikkatini çektiği gibi Tempo Dergisi’nin kasım sayısındaki konuyla ilgili makalesini okuduğumdan beri benim de ilgimi çekiyor. Ne k...