Ana içeriğe atla

Yasemin kokusu


Güzel bir cumartesi sabahıydı, ya da ben öyle olduğunu sanıyordum. Kötü haber tez ulaşırmış “Sizden biri var mı?” diye sordu arkadaşım telefonda. Anlamadığımı anlayınca da “televizyonu aç” dedi.
15 Kasım 2003 sabahı sinagoglara dua etmeye gidenleri hedef almıştı acımasız terör örgütü. Bir Ramazan günüydü. Allah’a inananlar, Allah adına eylemi gerçekleştirdiğini sananlar tarafından, Allah’ın iki evinde öldürülmüştü, eşzamanlı. 20 Kasım’da iki intihar saldırısı daha gerçekleşti. Bu sefer İngiliz hedeflere ve yine eşzamanlı. Bu dönemden aklıma kalan, olan olayları özetleyen, en etkili kelime; eşzamanlı.
Eşzamanlı bomba yüklü araçlar yola çıkıyor.
Biri Şişli’ye, biri Şişhane’ye.
İçerde kalanlar korkuyor, geride kalanlarsa hala korkuyor.
İki saldırı amaçlanıyor.
Birinde Türkiye Yahudileri, birinde Batı ülkeleri.
Biri umutları, biri tüm halkı yaralıyor.
Uzun süre sinagoglar kapalı kaldı, evlerde dua edildi. Sonra güvenlik tedbirleri daha da arttırıldı. Avluların üstü kapandı, polis korumalı, çift çelik kapılı, güvenlik görevlileri eşliğinde parmak izi ile girilebilen ibadethaneler, okullar oldu. Saldırılardansa sönen hayatlar, etkilenen bir kuşak kaldı geriye.
Bu geçen dokuz yılda daha mı içine kapandı Türk Yahudileri, daha mı fazla telaffuz etmeye başladı vatandan kopup farklı ülkelere göç etme zorunluluğunu, daha mı dindar oldu, daha mı kalın duvarlar ördü çevresine…
1986 sinagog saldırısında babasının korumak için üstüne yatıp hayatını kurtardığı çocuğu hatırlar mısınız? Birkaç ay önce kim olduğunu bilmeden tanıştım kendisiyle. Mucize bir yaşam onunki. O saldırıda küçüktüm. Adada Çankaya Meydanı’nda bir koşuşturma vardı o sabah. Benden birkaç yaş büyük arkadaşımdan öğrenmiştim terör saldırısını. Sarsıcı bir ilkti ufak dünyamda.
Yazın cuma akşamları bahçesinde oyun oynanan, kışın güzel gelinleri görmek için gidilen bir yerdi sinagog benim için. Bir de arkadaşlarımın Bar Mitsva’sı için çok erken kalkıp gittiğim, sabırsızlıkla “Sevgili anne ve babacığım” diye başlayan konuşmayı beklediğim yerdi. Gözleri dolmuş, ağlamakla, makyajının bozulmaması seçeneği arasında gidip gelen annenin, oğlunun sarılmasıyla umursamazca düşen gözyaşları o günün mutlu sonu olurdu hep. Hayatımda cenazeye gitmemiştim henüz.
Herkese sormuştum “Neden?” diye. Anlamam zordu. Anlatabilen de yoktu. Neve Şalom Sinagogu’na her girdiğimde duvardaki o isimleri okurum. Anmak için, unutulmadıklarını söylemek için. Ve Büyükada’daki o sabaha geri dönerim her seferinde, “Neden?” diye soran o küçük kıza.
Sayılar ne kadar acımasız. Dört saldırıda toplam 58 kişi hayatını kaybetti, 753 kişi yaralandı diye özetlenebiliyor hemen. Oysa her sayı bir insan, bir can, bir aile, bir umut, bir mutluluktu.
-Sizden biri var mı?
-Var.
Bu sefer acı biraz daha farklı, biraz daha derinden. Ateş düştüğü yeri yakar işte. Bu sefer fena yaktı. Bu canlardan bir tanesi bizim ailede azaldı.
Gözüne batan cam parçalarıyla taksiye binmiş, eşine telefon açıp haber vermişti evine en yakın hastaneye gidişini. İyi olduğunu duyduğumuza sevinmiştik. Gözünü kaybedecek ama yaşayacak diyorduk. Ama olmadı, kalbi dayanmadı geçirdiği şoka. Hastane kapısındaydım telefon geldiğinde. Eşim inanmadı gelen habere, o soğuk odada kendi gözleriyle görene kadar eniştesinin yüzünü.
Cuma akşamlarında, bayram sofralarında bir eksiklik var artık. Sohbetiyle, anlattığı hikâyelerle neşe katardı bulunduğu ortama Yona. Yüksek sesle anlatır, yeniden yaşıyor gibi hikayesinin içine giriverirdi. Her ilginç olay onun başına gelirdi sanki. Aslında Paul Auster’in dediği gibi, hikâyeler ancak onları anlatmasını bilenlerin başına geliyordu.
Benden yasemin esansı isterdi her zaman. Bir damla sürerdi bıyıklarına. Hep bu güzel kokuyla güne başlar, biraz azaldığını hissetse yeniden sürerdi. Bu koku ona hangi anısını, hangi mutlu gününü anımsatıyordu bilmiyorum. Çocukluğunu belki de gençliğini hatırlatıyordu. Sormaya fırsatım olmadı, öğrenemedim hiç.
Yasemin kokusu bana hep bir burukluk veriyor. O gözlerinin içi bile gülen yüzü, torunlarıyla tanışamadan ailesinden ayrılmak zorunda kalan, yarım kalmış bir hayatı anımsatıyor artık sadece.
Cenazede deli gibi yağmur yağmıştı. Sanki gökler boşalıyor, acılı aile ve yakınlarının gözyaşlarına eşlik ediyordu. “Bu kadar acıya Tanrı bile kayıtsız kalamazdı” demişti o gün arkamda oturan biri.
Dokuz yıl oldu. Her şeye rağmen hayat devam ediyor kaldığı yerden. Umuda sığınıyoruz artık sadece. Çünkü Talmud’da dendiği gibi; “Hayat devam ettikçe umut da vardır.”
Yona Romano (03.06.1946-15.11.2003)

Karel Valansi Objektif
Şalom Gazetesi 21 Kasım 2012
http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=84822

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Karel'cim bu haftaki yazın olağanüstü, kutlarım. Sevgiler
Tilda Levi
Adsız dedi ki…
Her çarşamba eve gelince ilk işim senin Şalom'daki yazılarını okumak olur. Bu haftaki yazın üslup bakımından, isim olarak, yazı sonunda bağlaman bakımından hakikaten çok güzel. Tebrik ederim.
İsak Franco
Adsız dedi ki…
Karel Hn. merhaba,

Şalom'daki yazılarınızı her hafta ilgiyle izliyorum.

Bu hafta yayınlanan "Yasemin Kokusu" başlıklı yazınız çok içten ve dokunaklı.
Gözlerim doldu.
Tebrik eder, başarılarınızın devamını dilerim.

Söz konusu terör saldırılarında ölenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına bir kez daha başsağlığı diliyorum.

Robert Schilton
karel valansi dedi ki…
Güzel övgüleriniz için hepinize çok teşekkür ederim. Umarım bu acı tecrübe bir daha bu topraklarda yaşanmaz.
Sevgiyle kalın
Karel

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bizi yargılamadan önce tanı!... Yahudi Kitaplar konuşuyor

Biz, ayrımcılığa, ötekileştirmeye ve Yahudilere karşı gittikçe artan nefret söylemine karşı durmak isteyen bir grup aktivist ruhlu genciz. Önyargıları yıkmaya yönelik Yaşayan Kütüphane projesine destek verebilmek için bir araya geldik. Büyüklerimizin bilgilerinden, daha önce bu etkinliklerde Yahudi Kitap olarak görev almış arkadaşlarımızın deneyimlerinden yararlandık. Bu proje sayesinde hayatlarında hiç Yahudi görmemiş, önyargı ve yanlış bilgilerle kafası dolmuş ama aynı zamanda bizleri dinlemeye hazır, öğrenmeye meraklı birçok kişi ile görüştük. İşte bu sene yaşadıklarımız! Karel Valansi Yaşayan Kütüphane ‘yabancı’ veya ‘öteki’ olarak tanımlanan ve ayrımcılığa uğrayanları toplumla bir araya getiriyor. Hedefi ise bilinmeyene karşı olan olumsuz düşünceyi yıkarak diyalogla insanlar arasında bir köprü kurabilmek. Birkaç yıldır düzenlenen Yaşayan Kütüphane aracılığı ile Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ve üniversiteler bu gerçeği değiştirmek için çaba sarf ediyor. Gönüllü öğrenc...

Duvarlara hayat veren ressam Diego Rivera

“O, benim gözümde bir devdi” Yirminci yüzyılın en önemli sürrealist ressamlarından Frida Kahlo böyle tanımlıyor iki kere evlendiği, duvarlara hayat veren ünlü ressam Diego Rivera’yı. Kendisini sakat bırakan, yıllar boyunca yatağa ve sıkı korselere mahkûm eden ciddi bir trafik kazası geçiren Kahlo, “hayatımın bu kazadan sonra en büyük felaketi Diego ile tanışmak” da diyor sevgilisini anlatırken. Fırtınalı bir aşktı onlarınki. Tüm hırslarına, farklı önceliklerine, sayısız aldatmalarına, şiddetli kavgalarına rağmen hiçbir zaman birbirlerinden kopamadılar. İşte bu yüzden Diego Rivera’dan bahsetmeden Frida Kahlo’yu anlamak mümkün değil. “ 13 Temmuz 1954, yaşamımın en trajik tarihi. Büyük aşkım Frida’yı sonsuza kadar kaybettiğim gün, o gün. Hayatımın en harika döneminin Frida’ya aşık olduğum dönem olduğunu, artık çok geç de olsa anladım. Bir kadını ne kadar çok seversem, ona o kadar çok acı çektiriyordum. Ve Frida bu iğrenç huyumun en bariz kurbanıydı.” Frida Kahlo’yu anlatmadan d...

From the Indo-Pacific to the Middle East: can the NATO’s IP4 Partnership Model work?

Recent proposals to broaden the Abraham Accords have renewed discussion of regional security cooperation in the Middle East. In May 2026, U.S. President Donald Trump publicly called on Saudi Arabia, Qatar, Pakistan, Turkey, Egypt, and Jordan to join the Abraham Accords, in a social media post following phone calls with regional leaders, describing the initiative as an “unparalleled world coalition” (Chiacu and Pamuk 2026). This proposal, although framed in diplomatic and political terms, raises a more structural question: can NATO’s Indo-Pacific Four (IP4) partnership model of selective, issue-based cooperation be adapted to the Abraham Accord countries? The question matters because the Middle East has repeatedly struggled to institutionalize durable and inclusive security arrangements. Existing frameworks such as the Gulf Cooperation Council (GCC) and the Arab League have not developed into effective collective security mechanisms, while more ambitious proposals such as the Middle Eas...