Ana içeriğe atla

Sürprizler Ülkesi


Bir sürprizler ülkesi İsrail. Bu son seçimler, bir gün sonrasını bile öngörmenin mümkün olmadığını gösterdi yeniden.
Heyecansız bir seçim kampanyası sürüyordu. Hiçbir adayın ülke sorunlarını çözecek önemli bir vaadi yoktu. Anketlere göre sonuç da en baştan belliydi. Netanyahu’nun Lieberman ile kurduğu ittifak birinci gelecek, güçsüz sol ve bölünmüş merkez partiler önemli bir sandalye sayısı çıkaramayacak, Netanyahu eskisinden daha da sağ bir koalisyon kuracaktı. Barış kaybedecek diyordum istemeden. Yerleşim inşaatları sürecek, yıllardır zaten tıkanmış olan iki devletli çözüm gerçek anlamda rafa kalkacak, İsrail’in yurtdışındaki imajını düzeltmesi ve özellikle İran konusunda destek bulması daha da zor olacaktı. Tek dikkatleri çeken yenilik siyasete yeni atılan bilişim milyoneri Naftali Bennett ve eski televizyoncu Yair Lapid idi.
Ancak seçim günü her şey değişti.

Katılımın oldukça yüksek olduğu seçimlere 42 sandalyelik bir üstünlükle başlayan Likud-Beitanu gittikçe sandalye kaybederken, Netanyahu akşam saatlerinde seçmenlere işlerini bırakıp oy vermeleri çağrısında bulundu. Liderliğini garantilemek için son dakika atağı olarak da düşünülen bu çağrı, aslında beklenmedik bir şekilde 19 sandalye çıkaran Gelecek Var Partisi Lideri Yair Lapid’i durdurabilmek için son bir çırpınıştı.
Netanyahu’nun “Güçlü Lider, Güçlü İsrail” sloganına rağmen fark edemediği, anketlere yansımayan bir değişim oldu İsraillilerde. Öncelikle ikinci dönemini tamamlayan Netanyahu’nun politikalarına karşı hoşnutsuzluk olduğunun sinyali bu sonuç. İsrailliler için güvenlik her şeyden daha önemli. Ancak İran sorunu ve güvenlik konusunu ön plana çıkaran Likud’a rağmen İsrailliler gittikçe sağa kayan, sert ve uzlaşmasız siyaset yapan bir hükümet istemiyorlar. Netanyahu konunun üstünde durmasa da İsraillilerin yarısından fazlası iki devletli çözüme hâlâ inanıyor, seçimlerde ilk üç sıradaki partiler de bu çözümü destekliyor. Ancak ciddi bir değişiklik var; Gazze örneğinden sonra İsrailliler artık ‘toprak karşılığı barış’a inanmıyorlar.
Bir diğer önemli uyanış ise İsraillilerin tek başlarına bazı şeyleri değiştiremeyeceklerini anlamaları oldu. Barış için, güvenlik için birçok farklı ve yeni aktör var Ortadoğu’da. Arap Baharı ile başlayan süreçte henüz taşlar yerine oturmadı. Her ne kadar İsrail sınırlarında bu günlerde sükûnet olsa da, İran’ın nükleer tehlikesi, Suriye’nin kimyasal silahlarının el değiştirme olasılığı, Müslüman Kardeşler’in yükselişi, Hamas, Hizbullah İsrail’in öncelikli sorunlarını oluşturuyor.
Yerleşim inşaatları ve Filistinlilerle bir türlü başlatılamayan barış görüşmeleri, uluslararası tepkileri gittikçe arttırıyor. BM’de Filistinlilere ‘gözlemci devlet statüsü’ verilmesi için yapılan oylamadaki tablo İsrail’in sürdürdüğü politikaları Avrupa’nın desteklemediğini açıkça gösteriyor. ABD Başkanı Obama ile Netanyahu arasındaki hoşnutsuzluk ise su yüzüne çıkmış durumda. Obama’nın Kahire konuşmasından Netanyahu’nun Mitt Romney’yi açıkça desteklemesine, ABD’deki son atamalardan Obama’ya yakın Goldberg’in Netanyahu hükümetini ciddi şekilde eleştiren makalesine kadar gerilen ilişkiler İsraillileri oldukça rahatsız ediyor. Netanyahu dış baskıya hatta ABD’ye bile karşı gelebilen ‘güçlü lider’ olarak kendini gösterse de, ABD’nin desteği İsrail için hayati önem taşıyor. İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres’in söylediği gibi, “Amerikasız İsrail çölde yalnız bir ağaç gibidir.”
Sağ partilerin geleneksel üstünlüğüne rağmen sol ve merkez partilerin sandalye sayılarını ciddi biçimde arttırıp Knesset’te 61-59 dengesini sağlaması, bir diğer önemli değişimin göstergesi.
Oyunu arttıran partilerin ülkenin sosyo-ekonomik sorunlarına öncelik veren partiler olması, 2011 yazında sosyal adalet protestolarının bu seçimin sonucunu doğrudan etkilediği gösteriyor.
Güç kaybeden ancak başbakan olması muhtemel Netanyahu’nun ülkeyi erken seçime götüren Tal yasası ve bütçe görüşmelerinden sonra gözden kaçırdığı bu değişimler ışığında sosyal ve ekonomik sorunlara, iki devletli çözüm ve Türkiye ile ilişkileri normalleştirme konularına öncelik vermesi gerekiyor.


Karel VALANSİ Objektif
Şalom Gazetesi 30 Ocak 2013
 http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=85634
 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Türkiye-İsrail rekabetinin doğal bir jeopolitik gereklilik olduğunu düşünmüyorum”

EDAM Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü Dr. Can Kasapoğlu ile Türk savunma sanayini, Türk SİHA´larına yönelik artan ilgiyi ve yapay zekanın kullanıldığı drone´lar meselesini konuştuk. Ayrıca, Azerbaycan´ın artan bölgesel gücünün yanı sıra, Türkiye´nin ABD, Rusya ve İsrail ile ilişkisi de söyleşimizin gündemindeydi... Türk Savunma Sanayi ve özellikle Türk SİHA’ları bugünlerde bir hayli tartışılıyor, bir savunma başarısı olarak tanımlanıyor. Türk drone’larının teknik yapısı üzerinden yetenekleri neler?  Türk sistemlerinin başarısının arkasında yatan birkaç temel var. Bunlardan ilki, fiyat-kalite dengesi diyebileceğimiz, savunma ekonomilerinin üzerine getirdikleri yük ve muharip kapasite. Libya, Suriye, Irak, terörle mücadele operasyonları örneğinde, en son Karabağ’da, bir konvansiyonel harp durumunda, Türk drone sistemlerinin binlerce uçuş saatine dayanan çok ciddi bir tecrübeyle geldiğini görüyoruz. Bu muharip tecrübe, uluslararası silah pazarlarında çok öne çıkan bir özellik. Türk

Gelişim Forumu'nda Türkiye - İsrail konusunu konuştuk

Karel Valansi ile Türkiye- İsrail İlişkileri 10 Ocak 2021 tarihinde Gelişim Forumu'nun düzenlediği çevirimiçi kapalı oturumda Murat Keçeciler moderatörlüğünde Türkiye-İsrail ilişkilerini tarihsel ve bölgesel gelişmeler ışığında konuştuk  

Alef sohbet

https://m.facebook.com/groups/alefysk/permalink/3824107964279803/ Alef sohbet 20 Ocak 2021