Ana içeriğe atla

MLYA 9 - Ayşe’nin gerçeği

Bu üçüncü sayfa haberini farklı kişilerin ağzından anlat: Bir gece tüm ev uyurken iki küçük çocuklu kadın minibüsçüyle kayboluyor.
Gelir düzeyi yüksek olmayan bir bölgede, hala mahalle kültürü ile yaşayan bir semtte geçiyor olay. Herkesi bir bakkala topladım ve başlasın dedikodular :) Gerçekten çok eğlendim yazarken!

İçeri koşar adımlarla giren Lale doğruca tezgaha yaklaşıp annesinin ezberlettiği siparişleri nefes almadan saymaya başladı:

-         Günaydın Hilmi amca! Annem yolladı; bir Pınar süt, 1 litre ayçiçeği yağı, bir baldo pirinç Reis marka olsun, bir Pril, bir deeee 1 kilo şeker ve üç ekmek. Hesaba yazsın dedi, cumaya babam halledermiş. Bana da bir çiklet yazar mısın amca?


Bakkal Hilmi parmaklarının üzerinde yükselerek tezgahın arkasından konuşan kıza gülümseyerek baktı ve istediği çikleti uzattı.

-         Hadi bu benden olsun. Pedere söyle daha geçen haftaki hesabı kapatmadı. Az bekle Nesrin ablanın siparişini bitiriyim seninkine de başlarım. Önce şurda biraz otur sıranı bekle tamam mı kızım?

“Güler’in kızı bu. Aynı anası gibi saygısız. Hiç bakıyor mu sağına soluna, sıra var mı yok mu, ondan önce gelen var mı? Ne gezer” diye içinden geçirdi Nesrin küçük kızın köşedeki tabureye oturmasını seyrederken. Sabah kötü başlamıştı, oğlanla kavga etmişlerdi durup dururken. Oğlu –geri kafalı- demişti ona. Çok kızmıştı ona ama biraz da hak vermişti. Yaşlanmıştı artık. Daha bir sinirli, daha bir hiçbir şeyi beğenmez olmuştu. Başka bir gün olsa bu sevimsiz kızı bir güzel haşlardı önüne geçmeye kalktığı için. Ama bugün keyfi yoktu uğraşacak. Dikkat etmeye çalışıyordu sözlerine, hareketlerine. Bir gencin daha, hele Güler’in on dört yaşındaki bu geveze kızının ona kötü bir şey söylemesini istemiyordu. Bakkala dönüp siparişini vermeye devam etti.

-         Eveeeet Hilmi Bey, bana oradan yarım kalıp yağlı koyun peyniri de verdin mi benim işim biter.

O sırada Lale oturduğu yerden kalkarak sokakta bir sağa bir sola telaşla koşturan Ali’yi gösterdi bakkaldakilere. Ali gerçekten dedikleri kadar değişmiş o günden sonra. Bir haftadır sürekli karısını gördüler mi diye sorar dururmuş gelip geçene. Ali’yi gören Nesrin bakkala dönerek,

-         Yazık oldu şu Ali’ye. Kendi halinde bir adamcağızdı. Bir de şimdiki haline bak ne hallere düştü. Bir haftadır işe bile gitmez olmuş. Gece gündüz sokakta onu arıyor. Sanki geri getirebilirmiş gibi.

-         Ben de çok üzülüyorum gördükçe bu halini. İşinde gücünde, kendi halinde bir adamdı. Ne kumarı vardı ne de affedersin çapkınlığı. Ama o karı öyle mi? Bakmadı iki küçük çocuğu olduğuna kaçtı hemen itin tekiyle.

-         Adam beğenmiş Ayşe’yi. Tabi, güzel kadın. Ama sıkılacak, zevkini alacak bırakacak sonra. Ne yapar Ayşe o zaman bi başına? On dokuz yaşındaki adamın ne işi var yirmi altı yaşında evli çocuklu kadınla? Duyduğuma göre çok peşinden koşmuş Mustafa Ayşe’nin.

-         Mustafa kim yahu?

Diyerek sözünü kesti Bakkal Hilmi.

-         Yeni minibüsçü işte. Mahalleye geldi geleli hep yolunu gözlermiş. Yağız delikanlı, uzun boylu, çok hoş bir genç. Hele sokağa çıksın, tüm genç kızlar camın önüne geçiyor onu görebilmek için. Kaç kızın hayallerini süslüyor bir bilsen…

-         O beş kuruşsuz minibüsçü mü hayalleri süslüyor? Bırak Allah aşkına! Evi yok, parası yok, tahsil desen o da yok. Hiçbir işten anlamıyor diye uzak bir akrabası rica etmiş de almışlar bu işe. Çok kaytarıyormuş üstelik. Ne sabah vaktinde gelirmiş, ne de yolculardan paraları düzgün toplarmış. O gün de işe gelmeyince pek şaşırmamışlar duraktakiler. Nasılsa gecikmek huyu demişler, birazdan gelir sanmışlar. Saatler geçip ne yeni minibüsçü, ne de minibüs ortada görünmeyince almış başlarını bir telaş. Mahalleliye sorunca öğrenmişler olan biteni. Meğer bir süredir gizli gizli görüşüyorlarmış. Kadın, “Ya kaçıp gidelim buralardan ya da beni bir daha göremezsin,” deyince adam düşünmüş taşınmış kabul etmiş. Plan yapmışlar. Gece yarısı herkes uykudayken Ayşe almış bohçasını çıkmış gitmiş arkasına bakmadan. Çocukları almamış ama düğünde takılan bilezikleri yanında götürmeyi unutmamış kaltak af edersin.

Nesrin şaşkınlıkla bakkalın sözünü kesti,

-         Olur mu canım? Kim anlatıyor böyle yalan yanlış şeyleri? Mustafa hep peşindeymiş Ayşe’nin. Ama Ayşe hiç yüz vermiyormuş. Çok rahatsız etmeye başlamış, her yerde karşısına çıkar olmuş. Üstelik “Kocana aramızda bir ilişki var derim,” diye tehdit etmeye başlamış. Ayşe de koca korkusundan ağzını açamıyormuş. Evden çıkamaz olmuş. O gece Mustafa Ayşe’nin yalnız olduğunu öğrenmiş, nasıl öğrendiyse artık. Gece vakti dikilmiş kapısına. “Ya benle gelirsin, ya da tüm mahalleyi ayağa kaldırırım,” demiş. Ayşe direnmiş ama yediği tokatla sersemlemiş. Mustafa öylece Ayşe’yi sırtladığı gibi minibüse atmış. Kızı kaçırmış zorla anlayacağın gözü dönmüş herif. Tüm bu olanları da arkadaşıma o sırada sokağın oradan geçen bir akrabası anlatmış.

-         Hadi ya! Boşuna günahını aldım Ayşe’nin desene

Dedi Hilmi bakkal. “Bence yine de aralarında bir şey vardı. Yoksa neden elin adamı kadın kaçırsın? Öyle diil mi ama?”

O sırada söze karışan Lale, “Amca ya bari bir gofret de ver, beklerken patladım burada,” dedi.

-         Tamam, tamam bekle azıcık

Diyerek peynirlerin bulunduğu buzdolabına yöneldi Hilmi. Bakkalla Nesrin hesap işlerine daldıklarında tekrar söze girdi Lale,

-         Benden duymuş olmayın ama Ayşe abla anneme anlatmış. Kocasının ilgisizliğinden, parasızlığından bıkmış. Ayşe abla’nın temizlikten kazandığı para, bir de o patronlardan gelen kullanılmış eşya ve giysilerle dönüyormuş ev. Ali abi eve hiç para getiremeyince Ayşe abla utana sıkıla biraz erzak çalmış çalıştığı evlerden birinden. Ama çok ağrına gitmiş yıllardır ekmek yediği evden hırsızlık yapmak. Gece herkes uyuduktan sonra toplamış eşyalarını ve köye annesinin yanına gitmiş. Minibüsçü de Ayşe’nin akrabasıymış. Kaçıp izinsiz evlendi diye ailesi affedince çocuklarını da yanına alacakmış. Yaaa…

Bakkal Hilmi, Nesrin Hanım ve Lale sözleşmiş gibi gözlerini dükkanın dışında dalgın dalgın dolaşan ve her gelip geçene karısını görüp görmediklerini soran Ali’ye çevirdiler. Acaba kim gerçeği söylüyor diyerek birbirlerini dikkatlice süzdüler. O sırada hızla bakkala giren küçük bir oğlan çocuğunun “Amcaaaa yumurta var mı?” diye sormasıyla düşüncelerinden kurtulup hayatın gerçeğine döndüler yeniden.

Yasak aşk kanlı bitti
İstanbul’un gecekondu mahallelerinden Küçük Armutlu’da yaşanan yasak aşk kanlı bitti. İki çocuğunun annesi A.Ç.’nin aynı mahallede minibüs şoförlüğü yapan M.K. ile ilişkisini öğrendikten sonra cinnet geçiren koca A.Ç.’nin iki sevgiliyi öldürdüğünden şüphe ediliyor. İkilinin cesetlerini hiçbir yerde bulamayan polis soruşturmanın kapsamını genişleterek şüpheli davranışlarda bulunan kocayı tutukladı. “Karıma ne olduğunu bilmiyorum,” diyerek suçunu inkar eden kocanın sorgusu sürüyor. AA

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Koronavirüs her şeyi kontrol edemediğimizi gösterdi

"Yerküre ısınıyor, iklim değişikliği çok büyük bir tehdit" dendiğinde burun kıvıranlar, "geri dönülemez noktaya doğru ilerliyoruz" dendiğinde alınması tavsiye edilen önlemlerin ilk önce ekonomiye olan olası etkisini ve bu "masrafın" kimin cebinden çıkacağını hesaplayanlar, Koronavirüs (Covid-19) salgını ile karşı karşıya kalınca çaresiz kaldılar. Küresel ısınma gibi hayati bir konuda liderlik gösteremeyen, güçlü bir vizyon oluşturamayan, sınır ötesi dayanışma gerekirken bunu çok da önemsemeyenlerin, bu salgında ilk refleksinin ülke sınırlarını kapatmak olması bir rastlantı değil. Sapiens kitabının yazarı Yuval Noah Harari’nin CNN’e verdiği röportajda söylediği gibi, "Ülkelerin sınırlarını kapatarak virüslerle mücadele etme fikri bir illüzyondan ibaret. Korumanız gereken tek sınır, ülkeler arasındaki değil, virüslerle insanların arasındaki alan." Çünkü bu virüs ne sınırları, ne kanunları, ne tarihsel anlatıları tanıyor. Şu an en çok ihtiyaç duy...

Struma, Mefkure, Salvador, Parita

David Stoliar ve Siyam İsmail (Aslan) Tarihler 1941 yılını gösterdiğinde, Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudilerden kurtulmak için kabul gören ‘nihai çözüm’ün uygulamaları hızlandırılmıştı. Hedef haline getirilen Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek, onları kabul edecek bir yerleri de yoktu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin olarak gözüküyordu.   Ancak, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak isterken, Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere, vize almayı oldukça zorlaştırmış, hatta imkansız kılmıştı. 1939 yılında Beyaz Belge’nin (MacDonald White Paper) yayınlanması ile Filistin’e gelecek Yahudi sayısına kota konulmuş, illegal akını engellemek için Türkiye dahil, rota üzerindeki ülkelere baskı yapılıyordu.  Katliamların yoğunlaştığı 1942-1944 yılla...

CNNTürk 5N1K'da Yüzyılın Anlaşması'nı konuştuk

1 Şubat 2020 cumartesi günü CNNTürk'te yayınlanan 5N1K programında, yeni açıklanan 'Yüzyılın Anlaşması'nı konuştuk https://www.youtube.com/watch?v=2y-xYjiAS2Q&t=169s