Ana içeriğe atla

"Hepimiz Müslümanız"

Donald Trump’ın seçim kampanya vaatlerini yerine getirip getirmeyeceği üzerine herhangi bir şüphesi olan varsa, başkanlığının ilk haftasındaki söylem ve kararlarına bakıp bu düşüncesinden şimdiye kadar vazgeçmiş olmalı. Hatta ‘yok artık bunu da yapmaz’ diye tepki vereceği birçok karar ve uygulamaya hazırlıklı olmalı.
Seçim kampanyası sırasında Trump öncelikle Amerikalıların terör bağlamlı güvenlik korkusunu kaşıyarak suçlu olarak başrole Müslümanları ve mültecileri yerleştirmişti. Amerikan vatandaşı Müslümanların kendi ülkelerinde bu söylemlerle ne hissedeceğini hesaba katmayıp neredeyse tüm seçim tartışmalarını Müslümanlar üzerinden geliştirmişti. Trump, bu durumdan güç alan ırkçılar ve içlerinde var olduğunu fark etmedikleri ırkçılığı bu sayede ortaya çıkaranların da desteğiyle daha ‘Büyük Amerika’ için ayrıştırıcı ve ötekileştirici söylemlerle yola çıktı. 
Bir yandan Amerikan işçisini korumak adına birçok müttefikini yarı yolda bırakarak ve Çin’in güçlenmesine yeşil ışık yakarak serbest ticaret anlaşmalarından ayrılırken, bir yandan da popülist söylemlerle kapı komşusu Meksika’yı “Sınıra duvar inşa edeceğim ve siz ödeyeceksiniz” diye aşağılayarak düşmanlık kazanıyor. Tüm dünyanın tepkisini çeken ve her ne kadar kendisi kabul etmese de Müslüman yasağı olarak rahatlıkla anılabilecek bir karar ile terörizmle bağlantılı olabilirler mazeretiyle, Suriye, Irak, İran, Yemen, Libya, Sudan, Somali’nin, yedi Müslüman ağırlıklı ülkenin, vatandaşlarının mülteci ya da vize ile ABD’ye girmesini engelledi. Bu karar hem birçok yerde sert tepki ile karşılandı hem de birçok gri alan barındıran bu duyuru ile havaalanlarında kaos yarattı, herkes kendi doğrusunu, anladığını uyguladı.
Öncelikle kurallar, yasalar değiştirilebilir. Buna kimsenin itirazı olmaz. Obama hükümeti tüm mültecilere kucak açıyordu da Trump ile bu dönem sona erdi diye bir durum da söz konusu değil. Amerikan kotaları Obama döneminde de oldukça sıkıydı. Trump’ın kararında asıl rahatsızlık veren dili ve içeriği. Gereksiz yere tepki çekiyor, Müslümanları rahatsız ediyor, ırkçılığa kayarak yabancı düşmanlığını körüklüyor. Öte yandan ABD Avrupa gibi Ortadoğu’nun yanı başında da değil, koca bir okyanus ile korunuyor. Ortadoğu’dan ABD’ye yasadışı göç neredeyse imkansız.
Gri alanlar dışında mantık hatası da var. Eğer terör ile bağlantılı ülkelere bu yasak geçerliyse bu listenin çok daha uzun olması gerekirdi. En basitinden 11 Eylül terör saldırısının faillerine bakılsa koca harflerle Suudi Arabistan en başta parlıyor.
Müslümanları hedef alan bu karar IŞİD gibi terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürüyor ve ‘Amerika İslam ile savaşta’ söylemlerini istemeden destekliyor. Bu da ABD içindeki ılımlı Müslümanların sesini ve gücünü azaltıyor. ‘Teröre karşı savaş’ söylemi de Müslümanlar hedefe konuldukça inandırıcılığını yitiriyor. Üstelik bu kararın Amerika’yı daha güvenli hale getireceği de tartışılır.
ABD’nin Ortadoğu’daki müttefikleri de Obama ile başlayan sıkıntılı ilişkinin Trump ile derinleşeceğini öngörebiliyorlar. Türkiye halen neden bu konuda sessiz, sorusunu da bir kenara koyarak, inançlarına böylesi bir saldırıya tepkisiz kalmalarını beklemek olası değil.
Demokrasi ihracı Obama ile bitmişti. Şimdi Trump ile Amerikan demokrasisi açıkça zarar görüyor, yapılanlar kendi değerleri ile örtüşmüyor. Din temelli bir politika ABD’de kabul görmemesi gereken bir olguydu. Bunu en büyük itirazı da halkın güçlü tepkisinden ve ‘Hepimiz Müslümanız’ kampanyalarından görüyoruz. Ancak Trump taraftarları şu şekilde bu kararı olumlayabilirler; evet hatalı yönleri var ama işe yarayacaksa ve amaç terörü durdurmaksa yapılabilir.
Bu kararın bir üzücü yanıysa, 27 Ocak Uluslararası Holokost Kurbanlarını Anma Günü’nde ilan edilmiş olması. Ankara’daki anma töreninde Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’in de dile getirdiği, “Holokost, bir ülkeyi yönetenlerin, belli bir dini veya etnik grubu hedef alarak ülkenin sorunlarının kaynağı olarak onları suçlayıp, çözümü kin yoluyla basitleştirmesinin nelere yol açabileceğini gösteren, tarihten bize seslenen güçlü bir uyarıdır” gerçeğine rağmen tarihten ders alınmadığının yeni ve üzücü bir örneğini oluşturuyor.
Karel Valansi, Şalom Gazetesi OBJEKTİF 1 Şubat 2017

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ABD - İran gerginliği ve Türkiye

ABD, İran’a yönelik baskısını arttırmaya devam ediyor. Müttefiklerinin telkinlerine rağmen tek taraflı olarak İran nükleer anlaşmasından ayrılan ABD, geçtiğimiz ay içinde Devrim Muhafızlarını da terör örgütü listesine almıştı. Devlet dışı aktörleri görmeye alıştığımız bu listeye İran ekonomisinin hatırı sayılır bir bölümünü de elinde tutan Devrim Muhafızları’nın eklenmesiyle İran’ın petrolünü satması daha da zorlaşıyor. ABD’nin hedefi, ekonomisi hidrokarbonlara dayalı enerji malları üretimi ve ihracatına bağlı olan İran’ı bu gelirden mahkûm ederek, deyim yerindeyse diz çöktürmek. İçindeki rejim değişikliği isteğini de saklayamıyor. ABD bir destek verse yapay kabul ettiği devrim rejimi çökecek, Amerika dostu İranlılar yönetime geçecek ve eski ‘güzel’ günlere kavuşulacak sanıyor. İran’ın gelirinin önemli bir bölümünün kaynağı olan petrol ihracatını sıfıra indirerek tamamen bitirmeyi amaçlayan ABD Başkanı Donald Trump bunu kademe kademe uygulamaya soktu. Anlaşmadan ayrılma kararının ardı…

İran yaptırımları ters teper mi?

ABD, İran’a yönelik yaptırımlarını gittikçe sıkılaştırıyor. ABD’nin hedefi ekonomisi hidrokarbonlara dayalı enerji malları üretimi ve ihracatına bağlı olan İran’ı bu gelirden mahrum etmek böylece hem bölgedeki etkisini ve gücünü kırmak, hem de nükleer silah sahibi olmasını engellemek. İzlediği yol da bu yönde. En son Devrim Muhafızlarını terör listesine alarak ve muafiyetleri uzatmayarak bu konuda hiçbir şekilde geri adım atmayacağını gösteren Trump, bu hafta da İran'ın bir diğer önemli gelir kaynağı olan demir, çelik, bakır ve alüminyum sektörlerine yönelik yaptırım getiren başkanlık kararını imzaladı.

Petrol konusunda ‘İran yerine Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden alın’ diyen ABD, Türkiye gibi bu ülkelerle pek de sıcak ilişkileri olmayanları veya artacak maliyetlerini pek düşünmüyor. Hatta müttefiklerine dahi yaptırım uygulamaya hazır gözüküyor. Türkiye ise bu konuda bir istisna oluşturamıyor çünkü S400 başta olmak üzere Türkiye-ABD ilişkilerinin durumu ortada.

A…

S-400 gölgesinde temmuz ayı

Açıklamalara göre bu hafta içinde S-400 hava savunma sisteminin ilk teslimatı Rusya’dan gerçekleşecek. ABD tarafı birçok kez ilk teslimat ile birlikte yaptırımların işleme alınacağı konusunda uyardı. Ancak halen ortada cevap bulunması gereken bir çok soru var… Son aylarda gündemimizi yoğunlukla meşgul eden S-400 krizi, Türkiye-ABD arasında ardı ardına çıkan sorunların zirvesini oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz. Türkiye tarafı “hem S-400 alırım hem de F-35” diyerek çıktığı yolda, Amerikan Kongresi’nin sert engellemesiyle karşılaştı. ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan’ın mektubunda, Türkiye'nin S-400 alması durumunda Kongre’nin CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) yaptırımlarını uygulamaya kararlı olduğu yeniden vurgulanıyor ve yol yakınken kararınızdan dönün deniyordu. Yaptırımlar tartışmasında, Türkiye’nin ABD’nin hasımları arasında anılıyor olması ise NATO müttefiki bu iki ülkenin ilişkilerindeki en düşük noktalardan birini gösteriyordu…