Ana içeriğe atla

Suudi Arabistan'da değişim başladı

Bu günlerde Washington’nun önemli bir misafiri var; Suudi Arabistan’ın ikinci veliaht prensi ve Savunma Bakanı Muhammed Bin Selman.
“Obama henüz randevu vermedi, neden vermedi?” tartışmaları sürerken Bin Selman, Dışişleri Bakanı John Kerry ile bir araya geldi. İkili ilişkilerin yanı sıra, enerji ve Suriye başta olmak üzere Orta Doğu’daki gelişmeler ele alındı. İki lider ayrıca Orlando’da bir gey kulübünde gerçekleştirilen katliama neden olan aşırıcılığa karşı savaşacaklarını açıkladı. Suudi Arabistan’da idamla sonuçlanabilecek bir suç olarak görülen eşcinselliğe yönelik yapılan bu saldırıyı kınamak durumunda kalmak, prens için bu ziyaretinin planda olmayan ilk sürprizi olmalı.
Petrol zengini Suudi Arabistan’ın finansal zorluklar yaşadığı bir sır değil. Petrol talebinin azalması, fiyatların düşmesi, krallığı ciddi adımlar atmaya yöneltti. Nitekim Bin Selman Bloomberg’e verdiği röportajda ülke ekonomisinin düzelmesinin şart olduğunu, aksi taktirde sonucun bir felaket olabileceğini belirtmişti. ABD’nin kaya gazı devrimi, küresel iklim değişikliği politikaları ve gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme hızının yavaşlaması göz önüne alındığında Suudi Arabistan’ın ekonomisini yeniden rayına oturtmak için radikal çözümler gerekiyor.

Ekonomik sıkıntılar Suudi Arabistan’da önemli değişimleri de tetikledi. Mesela daha öncesinde sözü edilmeyen bir hedef koydu Bin Selman; 20 yıl sonra petrole dayalı olmayan bir ekonomi geliştirmek. Bin Selman’ın bu ziyaret ile amacı da, ekonomide reform hareketi olarak tanımlanan ve önemli sosyo-ekonomik sonuçlar doğuracağı öngörülen ‘2030 Vizyonu’ kapsamında iki ülke arasındaki ticareti arttırarak, ülkesine Amerikalı yatırımcıları çekebilmek. Ayrıca ilk defa halktan vergi toplamaya hazırlanırken ABD’nin bu konudaki tecrübesinden yararlanmak istiyor.
Ekonomisinin temeli petrole dayanan Suudi Arabistan, şaşırtıcı bir biçimde enerjide çeşitliliğe gidiyor. Güneş enerjisine ciddi yatırım yapılıyor. Batı’da çevreci kaygıların tetiklediği yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneliş, Suudi Arabistan’da finansal endişelerle hız kazanıyor. Güneş enerjisi potansiyeli göz önüne alındığında, Suudi Arabistan için geri dönüşü olan başarılı bir yatırım olduğu kolaylıkla söylenebilir.
Suudi Arabistan ayrıca nükleer enerjiye ağırlık vermeye başladı. Daha önce de nükleer çalışmaları olan Riyad’ın, İran ile imzalanan nükleer anlaşmanın yarattığı endişe ve tehdit algısı ile bu konuya öncelik verdiğini söylemek mümkün. Fransa, Rusya, Çin, Güney Kore ve Macaristan ise Suudi Arabistan’ın altyapı eksikliğini gidermek için sıraya girmiş durumdalar. İran’ın nükleer anlaşma ile uluslararası sisteme dahil olması, bölgede etkisini arttırması ve ABD ile yakınlaşması sonucunda Suudi Arabistan’ın yerini kaybetme kaygısı bu projeyi tetikliyor. ABD başkanlık yarışındaki Cumhuriyetçi aday Donald Trump gibi Riyad da, İran’ın on yıl içinde nükleer silah elde etmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyor ve bu duruma hazırlıksız yakalanmak istemiyor. Eğer İran nükleer bombaya sahip olacaksa, nükleer silah edinme seçeneklerinin bulunduğunu açıkça belirtiyor. Üstelik tıpkı İran gibi kendisinin de uranyum zenginleştirme hakkının onaylanacağını varsayıyor. Burada tehlikeli noktaya geliyoruz. Çünkü bu varsayım, İran ile başlayan nükleer yarışta başta ABD’nin müttefiklerini içine alarak Orta Doğu’dan dünyaya sıçrayabilir, açılan bu kapı daha birçok ülkeyi peşinden sürükleyebilir. Bu durum tüm dengeleri yerinden oynatacağı gibi, enerji konusunda yeni bir dönemi beraberinde getirebilir. Nükleer enerji dünya sahnesine çok daha güçlü bir şekilde geri dönerken, değişen oyuncular, güç kazanan devlet dışı aktörler de göz önüne alındığında çıkacak sonuç sadece endişe verici oluyor. Öte yandan Washington’da gerçekleşmekte olan bu görüşmelerin en önemli noktası ABD’nin Orta Doğu’daki geleneksel müttefiklerinden biri olan Suudi Arabistan ile, İran nükleer anlaşması sonrası gerginleşen ilişkilerin tamiri için karşılıklı duyulan isteği göstermesi.
Bu ziyaret ile Bin Selman ikili ilişkileri geliştirmek için çabalarken, Amerikan uçak şirketi Boeing İran ile 25 milyar dolarlık dev bir uçak anlaşması yaptığını açıklamaya hazırlanıyor. Bu da en kısa tarifiyle Washington'un Bin Selman'a ikinci sürprizi olarak adlandırılabilir. Kötü bir sürpriz...
Karel Valansi T24, 15 Haziran 2016

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Biden'ın Filistin başlığı II

Bir önceki  yazı da ABD'nin yeni Başkanı  Joe Biden 'ın ana önceliğinin Orta Doğu olmadığını, ancak gelişmelerin onu daha önceki başkanlar gibi bölgeye döndürebileceğinden söz etmiş ve İran tehdidinin İsrail ile ilişkilerini belirlemede önemli rol oynayacağından bahsetmiştim. Biden'ın ayrıca,  Donald Trump 'ın tercih ettiği baskı ve cezalandırma politikasından vazgeçip Filistinlilerle yakınlaşacağı ve iki devletli çözüme odaklanacağını belirtmiştim. İki devletli çözüme ulaşmak pek de mümkün olmasa da, bu konuda İsrail ile Filistinliler arasındaki ilişkilerde bir normalleşme, en azından bir diyalogun başlatılmasını isteyeceğini, fakat buna  Obama / Kerry  kadar siyasi sermaye, enerji ve zaman harcamayacağını söylemiştim. İran ve Filistin meselesine farklı yaklaşmak istese de, Biden'ın Trump'ın bölgede kurduğu yeni düzenden, oluşturduğu yeni parametrelerden ilerleyeceğini ABD Dışişleri Bakanı  Antony Blinken 'ın İsrail'in başkenti olarak Kudüs'ü tanıd

Survivor Hayim’in gerçek dünyası - Söyleşi

Hayim, çok sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni. Aklı başında, ne istediğini bilen biri. Askerlik dönüşünde ani bir kararla Survivor yarışmasına katıldığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Pek spor yapmayan, atletik olmayan biri neden zor koşullarda, dayanıklılık, irade ve güç isteyen bir televizyon programına katılır? Bunları konuşurken, sayesinde takip etmeye başladığım Survivor ile ilgili tüm merak ettiklerimi de sordum; kameralara yansımayan gizli bir tuvalet var mıydı, ya da yayın bitince gidilen lüks bir otel? Begüm’le arasında bir yakınlaşma oldu mu, Merve neden pişman oldu yarışmaya katıldığına? İşte Sabah Gazetesinden Yüksel Aytuğ’un teşekkür ettiği, seyircilerin filozof olarak tanımladığı Hayim ve Survivor yarışmasının bilinmeyenleri… Survivor maceran nasıl başladı? Katılmak nereden aklına geldi? Arkadaşlarımla uzun süredir Survivor’u takip ediyorduk. Hep katılmak istiyordum ama televizyona çıkmak beni korkutuyordu. Geçen sene iki yakın arkadaşım Dominik’e gittiler. Yarışmacıları

Struma, Mefkure, Salvador, Parita

David Stoliar ve Siyam İsmail (Aslan) Tarihler 1941 yılını gösterdiğinde, Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudilerden kurtulmak için kabul gören ‘nihai çözüm’ün uygulamaları hızlandırılmıştı. Hedef haline getirilen Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek, onları kabul edecek bir yerleri de yoktu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin olarak gözüküyordu.   Ancak, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak isterken, Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere, vize almayı oldukça zorlaştırmış, hatta imkansız kılmıştı. 1939 yılında Beyaz Belge’nin (MacDonald White Paper) yayınlanması ile Filistin’e gelecek Yahudi sayısına kota konulmuş, illegal akını engellemek için Türkiye dahil, rota üzerindeki ülkelere baskı yapılıyordu.  Katliamların yoğunlaştığı 1942-1944 yıllarında Doğ