Ana içeriğe atla

Sıfır sorun politikasını Türkiye'den çok İsrail başardı (Ceyda Karan ile RS radio)

Sputnik (Rusya'nın Sesi Radyosu) Ceyda Karan'ın Eksen Programına konuk oldum.

Normalleşmeye İsrail’in değil Türkiye’nin ihtiyaç duyduğunu söyleyen gazeteci Karel Valansi, "Arap dünyasını birleştiren ortak düşman İsrail tanımı artık gerilerde kaldı. Çünkü İsrail gerçekten çevresiyle anlaşabiliyor. Bu sıfır sorun politikasını Türkiye’den çok İsrail başarabildi” dedi.
Türkiye ile İsrail, 2009’da Davos’ta ‘One Minute’ çıkışı ve 2010’daki Mavi Marmara krizinden bu yana krize batan ilişkileri normalleştirmek yolunda en kritik adımı attı. Türkiye’nin Gazze’ye yönelik ablukanın kaldırılması ısrarından vazgeçmesiyle ilişkileri normalleştirecek anlaşma Roma’da taraflar arasında yapılan son toplantının ardından ilan edildi. Peki kim ne kazandı? ABD, Türkiye-İsrail anlaşmasını memnuniyetle karşıladı İsrail-Türkiye krizini başından bu yana yakından takip eden Şalom gazetesi yazarı ve Haaretz yorumcusu Karel Valansi’yle konuştuk. 



 ‘ZATEN İNSANİ YARDIM DA GEÇİYORDU, ÇİMENTO DA…’ Karel Valensi, Türkiye’nin Mavi Marmara nedeniyle özür ve 20 milyon dolarlık tazminat taleplerinin zaten 2013 Mart’ında ABD Başkanı Barack Obama’nın İsrail ziyareti sırasında karşılandığını kaydetti. Ancak Valensi, anlaşmayla Türkiye’de sunulanın aksine Gazze’ye yönelik deniz ablukasının kaldırılması şartından vazgeçildiğini, ambargonun ise zaten İsrail tarafından çoktan hafifletilmiş olduğunu anımsattı. Valensi, şöyle dedi: “Gazze ablukası zaten denizde vardı. Karada yoktu. Zaten İsrail tarafı bunu açık açık söylüyordu. Yani karadan Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan geçişler yapılıyordu. Kontrol altındaydı tabii ki çünkü silahların geçmesini istemiyorlardı. Ama onun dışında insani yardım da geçiyordu, çimento gibi inşaat malzemeleri de. Aşdod limanı zaten kullanılıyordu. Bunda da bir değişiklik yok. Gazze ablukası kalktı mı? Kalkmadı. Deniz ablukası devam ediyor.” 
‘AMAÇ, TÜRKİYE’NİN İSMİNİ ÖNE ÇIKARMAK’ 
Valansi, İsrail’de Kerem Şalom kapısının yanında ikinci bir kapı açılması sözü olduğunu bunun açılmasının geçişleri kolaylaştıracağını da söylerken, “Benim anladığım burada amaç Türkiye’nin ismini biraz öne çıkarmak. Yani Gazze’nin yeniden inşaasında Türkiye’nin daha fazla söz sahibi olmasını sağlamak. Yoksa zaten hastane yapıyordu, camiler yapıyordu” diye ekledi. 'Türkiye-İsrail anlaşması ile ablukanın meşruiyeti resmen kabul edildi' 
‘GAZZE’DE LİMAN YOK Kİ GEMİYLE GİTSİNLER’ 
İsrail’in ambargoyu hafifleterek Türkiye dahil pek çok ülkeden insani yardımların Gazze sınırından geçirildiğine en son eylüldeki Gazze sınırı ziyaretimde ben de tanıklık etmiştim. Bizlere bunun için Aşdod limanının kullanıldığı bilgisi de verilmişken, Türkiye’den Gazze’ye doğrudan gemi gönderildiğine dair haberleri Karel Valansi’ye anımsattığımda “Gazze’de liman yok ki gemiyle gitsinler” yanıtını aldım. Nitekim Valansi, Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamasında da Mersin’den Aşdod’a 10 tonluk insani yardım taşıyan geminin gideceğinin yer aldığını belirtirken, “Su arıtma ve elektrik santrali yapılacak. TOKİ evleri bekliyoruz orada” vurgusu yaptı. 
‘TÜRKİYE NASIL ÖN PLANA ÇIKACAK?’ 
Valansi yakın zamanda İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Shai Cohen’le yaptığı görüşmede Cohen’in kendisine ‘Türkiye’nin bölgede uzun süredir faaliyet gösteren STK’larla işbirliği yapması ve onların tecrübelerinden yararlanması gerektiğini ’ vurguladığını aktarırken, “Ama onlarla işbirliği yapacaksa Türkiye nasıl ön plana çıkacak o da benim kafamı karıştıran bir soru” diye ekledi. 
‘İSRAİL TÜRKİYE’Yİ HAMAS’LA ARABULUCU MI KILMAK İSTİYOR?’ 
Peki işin Hamas boyutu? İsrail Türkiye’deki Hamas ofislerinin kapatılmasını isterken, şimdiye kadar sadece Batı Şeria’daki terör operasyonlarını yöneten Salah Aruri’nin sınır dışı edilmesini sağlamıştı. Ancak Hamas ofislerinin en azından diplomatik temaslar için açık tutulması Türkiye için bir ‘zafer’ olarak mı görülmeli? 
Hamas’tan Türkiye’ye teşekkür Valansi, bu soruya “İsrail bunda daha fazla üstüne gidemedi sanırım” yanıtını verirken, “Türkiye’yi ‘Hamas’la arasında bir arabulucu gibi mi kullanmak istiyor’ diye düşünüyorum açıkçası. Çünkü Türkiye’den çıksın diye daha fazla bastıramadı. ‘Politik faaliyetler için kalacak, Türkiye de terör saldırısı düzenlenmesini engelleyecek’ denildi. Bu nasıl olacak, bu ayrım nasıl yapılacak Türkiye’de onu da bilmiyorum. Şu sıkıntı da var: İsrail Hamas için ‘terör örgütü ve en büyük düşmanım’ diyor. Salah Aruri sınır dışı edildi ama başka liderler de var. Onlar çıktı mı, Türkiye’de mi bilmiyoruz. En son ben Türkiye’de diye okumuştum. Bu durumda bir mantıksızlık var” vurgusunu yaptı.   
‘HAMAS KÖTÜ NİYETLE KULLANABİLİR’ 
Valansi diğer sıkıntılara ise şöyle dikkat çekti: “(Tazminatlar için) 20 milyon dolar bir fona aktarılacak ve Türkiye kontrolünde dağıtılacak. Bir aksama olursa İsrail suçlanacak. Şimdi bu anlaşmayı ya da ilişkileri bozabilir. Beni daha çok korkutansa; diyelim ki Gazze’de yeniden bir çatışma çıktı. Daha önceki savaştan da bildiğimiz üzre Hamas mühimmatlarını uluslararası kurumların, binaların altına yapıyor. Diyelim ki bunu oradaki Türk hastanesinin altına yaptı. Oradan roket atışı yapıldı. En kötü senaryoyu düşünüyorum: İsrail geldi orayı bombaladı. Zaten Gazze ile İsrail arasında bir çatışma çıktığında ilişkiler doğrudan etkileniyor. Böyle bir durumda ne olacak bilemiyorum. Bu kadar ev yapacak yardım götürecek ama Hamas’ın bunları kötü niyetle kullanabilme ihtimali var. Bu da yine Hamas sebebiyle ilişkileri bozabilir ileride.” 
‘DOĞALGAZ İÇİN ÇOK BEKLEYECEĞİZ’ 
Diğer yandan İsrail’e karşı siyasi retorik özellikle Türkiye tarafında yıllardır iç politikadaki kullanım değeri ölçüsünde hararetli tutulmuşken, ekonomik ve ticari ilişkiler de gelişmişti. ‘Peki hangi stratejik tercihler bu anlaşmaya yol açtı’? Valansi, doğalgaz meselesinin uzun vadeli ‘Katolik nikahı’ gibi ‘boşanmanın mümkün olamadığı’ içinden çıkılması zor bir mesele olduğuna dikkat çekiyor. Kıbrıs’ta barış gerektiğini de anımsatarak, “Dolayısıyla doğalgaz konusu için daha çok bekleyeceğiz. Ekonomik açıdan zaten ilişkiler yürüyordu. Zaten düşman ülkeler değildi. Bir barış anlaşması yapılmadı burada. Burada bence reel politik çalışıyor artık” değerlendirmesinde bulundu. 
İsrail Cumhurbaşkanı'ndan tepkilere yanıt: Türkiye ile anlaşma çıkarlarımıza uygun Güven eşiğinin aşılmadığını ve anlaşmada Suriye krizi, İran’la nükleer anlaşma ve tehdit algısı, Rusya’nın bölgeye dönüşü ile İsrail’in Suudi Arabistan’la çok yakınlaşması ile istikrarsızlık, belirsizlik, radikalleşme ve IŞİD’in etkili olduğunu vurgulayan Karel Valansi, “Artık bu iki ülkenin geç kalmış normalleşmeye bir adım atmaları gerekiyordu. Sadece ekonominin olduğunu düşünmüyorum. Zaten ekonomi yürüyordu” anımsatması yaptı.  
‘TÜRKİYE’NİN BUNA ÇOK İHTİYACI VARDI’ 
İsrail, Rusya ile ilişkileri iyiyken, Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez monarşileriyle yakınlaşırken, Mısır, Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan ile yakın çalışırken; Türkiye’nin ise bölgede tecrit olmuş bir görüntü sergilediği anımsatılarak “Normalleşmeye ihtiyaç duyan Türkiye miydi” diye sorulduğunda Valansi şu yanıtı verdi: “Son zamanlarda Türkiye’ydi. Çünkü Müslüman dünyasını, Arap dünyasını birleştiren ortak düşman İsrail tanımı artık gerilerde kaldı. Çünkü İsrail gerçekten çevresiyle anlaşabiliyor. Bu sıfır sorun politikasını İsrail başarabildi, Türkiye’den çok. Dolayısıyla eskiden Arap ülkelerinde İsrail’le ilişkilerin düzeltilmesi için Filistinle barış öne çıkarılırdı. Şu an öyle birşey söz konusu değil. Filistin çok gerilerde kalan bir konu oldu artık. Bunun dışında Türkiye’nin Arap Baharı ve Suriye kriziyle beraber yaptığı dış politika hataları bölgede Mısırla da sorunlu bir çok ülkeyle de sorunlu bölgede çok yalnızlaştırdı. Dolayısıyla evet, Türkiye’nin buna çok ihtiyacı vardı. Ama bu anlaşmayla NATO da vetosunu kaldırdı Türkiye ve İsrail çok istediği ofisi açabildi. Böyle de çift taraflı şeyler var.”


 http://tr.sputniknews.com/ceyda_karan_eksen/20160628/1023594939/turkiye-israil-anlasma.html

Röportajın Almancası için: http://de.sputniknews.com/politik/20160628/310979693/Abkommen-zwischen-israel-und-tuerkei-wenig-fortschritte-ankara-profitiert.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Struma, Mefkure, Salvador, Parita

David Stoliar ve Siyam İsmail (Aslan) Tarihler 1941 yılını gösterdiğinde, Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudilerden kurtulmak için kabul gören ‘nihai çözüm’ün uygulamaları hızlandırılmıştı. Hedef haline getirilen Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek, onları kabul edecek bir yerleri de yoktu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin olarak gözüküyordu.   Ancak, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak isterken, Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere, vize almayı oldukça zorlaştırmış, hatta imkansız kılmıştı. 1939 yılında Beyaz Belge’nin (MacDonald White Paper) yayınlanması ile Filistin’e gelecek Yahudi sayısına kota konulmuş, illegal akını engellemek için Türkiye dahil, rota üzerindeki ülkelere baskı yapılıyordu.  Katliamların yoğunlaştığı 1942-1944 yıllarında Doğ

Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin kararı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 5 Şubat günü aldığı bir kararla, yetki alanının Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü de kapsadığına hükmettiklerini açıkladı. Bu karar, uluslararası mahkemenin İsrail, Filistin Yönetimi (FÖY) ve Hamas’a yönelik savaş suçu iddialarını araştırmasının yolunu açıyor. Filistin tarafında sevinçle karşılanan bu haber, İsrail tarafından skandal olarak tanımlandı. Biraz geriye gidersek, Birleşmiş Milletler Filistin Yönetimi’nin tam üyelik talebini reddetmiş ancak 2012 yılında 1967 sınırlarıyla ‘üye olmayan gözlemci devlet’ olarak tanınma talebini çoğunluk oyuyla kabul etmişti. O dönem FÖY Lideri Mahmud Abbas, İsrail ile doğrudan görüşmeler yerine BM aracılığıyla tek taraflı diplomatik adımlarla Filistin Devleti’nin kabul edilmesine yönelik bir politika izliyordu. Abbas bu son adımında başarılı olmuş, BM’de gözlemci olarak kabulüyle, Filistinlilere BM kurumlarına katılma hakkı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne üye olma yolu açılmıştı. FÖY 2014 yılında UCM’nin kuruc

Biden'ın Filistin başlığı II

Bir önceki  yazı da ABD'nin yeni Başkanı  Joe Biden 'ın ana önceliğinin Orta Doğu olmadığını, ancak gelişmelerin onu daha önceki başkanlar gibi bölgeye döndürebileceğinden söz etmiş ve İran tehdidinin İsrail ile ilişkilerini belirlemede önemli rol oynayacağından bahsetmiştim. Biden'ın ayrıca,  Donald Trump 'ın tercih ettiği baskı ve cezalandırma politikasından vazgeçip Filistinlilerle yakınlaşacağı ve iki devletli çözüme odaklanacağını belirtmiştim. İki devletli çözüme ulaşmak pek de mümkün olmasa da, bu konuda İsrail ile Filistinliler arasındaki ilişkilerde bir normalleşme, en azından bir diyalogun başlatılmasını isteyeceğini, fakat buna  Obama / Kerry  kadar siyasi sermaye, enerji ve zaman harcamayacağını söylemiştim. İran ve Filistin meselesine farklı yaklaşmak istese de, Biden'ın Trump'ın bölgede kurduğu yeni düzenden, oluşturduğu yeni parametrelerden ilerleyeceğini ABD Dışişleri Bakanı  Antony Blinken 'ın İsrail'in başkenti olarak Kudüs'ü tanıd