Ana içeriğe atla

Ankara’nın Rus Ruleti

Bu yazıyı kaleme aldığımda henüz Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in St. Petersburg’daki görüşmesi tamamlanmamıştı. Bu görüşmenin önemi sadece iki lider arasındaki ilişkileri uçurumun kenarına taşıyan uçak krizinin ardından ilk yüz yüze görüşmeleri olmasından kaynaklanmıyor. Türkiye ile Rusya ilişkilerini normalleştirmek için ilk adımları darbe girişiminin öncesinde atmışlardı zaten.
Bu görüşme aynı zamanda Erdoğan’ın 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişiminin ardından çıktığı ilk yurtdışı gezisi. ABD ve AB’nin nefeslerini tutarak beklediği bu görüşmenin Türkiye ile Rusya arasındaki ikili ilişkilerden ziyade, Ortadoğu’da gittikçe gücünü arttıran Rusya’nın Türkiye’nin dış politika yönünü belirlemesinde ne kadar etki edeceğini gösterecek. Bu durum da görüşmenin önemini arttırıyor. Çünkü en nihayetinde Erdoğan’ın darbe girişimi sonrası görüşmek için seçtiği ilk liderin Putin olması, Batı’nın darbe girişimi sonrasındaki tepkisizliğine bir cevap niteliğinde.

Rusya, NATO müttefiki ABD’nin veya onlarca yıldır Türkiye’yi kapısında bekleten AB’nin yerini dolduramaz. Ancak algı yönetiminin oldukça yüksek ve öncelikli olduğu bu günlerde Rusya bir alternatif olarak gösteriliyor. AB’yi Rusya kozu ile köşeye sıkıştırmak isteyen Ankara’nın açıklamaları da bu yönde. Erdoğan’ın ‘dostum’ diye bahsettiği Putin ile salı günkü görüşmesinin hemen öncesinde, “Yeniden bir doğuş, iki ülke arasında adeta yeni bir başlangıç olarak, yeni bir sayfanın açılması olarak görüyorum bu ziyareti,” demesi de dikkatleri bu görüşmeye kitliyor.  
15 Temmuz darbe girişimi Türk tarihinde bir miladı gösteriyor. Erdoğan’ın söylediği gibi “devleti sıfırdan kurarken” sadece kurumlar ve iç dinamikler değişim göstermeyecek. Rusya dahil birçok ülke ile ‘yeni sayfalar’ açılacak. İlk sınavı geçenler Rusya ve İran gibi darbe girişimi ertesi, zaman kaybetmeden destek mesajı gönderenler. ‘Bekleyelim ve görelim’ taktiğini seçen AB ise demokratik değerlerine bağlı kalmak yerine -beğensin veya beğenmesin- seçilmiş hükümetten desteğini esirgeyerek bitmek bilmez öneri ve eleştirilerini sıralamayı tercih etti.
AB yaşanan olayın büyüklüğünü kavramaktan uzak, darbeden kurtulmuş Türkiye’nin verdiği tepkileri de anlayamıyor. İlerlemeyen üyelik müzakerelerinin idam kararı ile durdurulacağı tehditleri ile olaya dar bir açıdan yaklaşırken, Türkiye ile açılan uçurumu kendi eliyle büyütüyor. ABD ile ilişkiler ise Gülen’in ismi üzerinde kilitleniyor. ABD Türkiye’nin yolladığı dosyanın gerekli kriterleri karşılayıp karşılamadığını incelerken kaybedilen zaman Batı ve özellikle ABD karşıtlığı olarak geri dönüyor.
Erdoğan ile Putin’in görüşmede, Rus uçağının düşürülmesinin ardından getirilen kısıtlamaların kaldırılması, ticari ilişkilerin geliştirilmesi, başta Türk Akımı olmak üzere enerji projeleri ve Akkuyu Nükleer Santral çalışmalarını ele almaları bekleniyor. Doğalgaz konusunda fiyatların aşağıya indirilmesinin de konuşulabileceği bekleniyor. Batı yaptırımlarının sürdüğü Rusya için Türkiye ile ilişkilerini devam ettirmek önemli. Özellikle de NATO’nun Varşova Zirvesi’nde aldığı kararlar Rusya’nın ana tehdit olarak görüldüğünü tasdiklerken… Ancak ortada henüz aşılmamış bir güven sorunu var. Bunu Moskova’nın temkinli açıklamalarından da anlıyoruz. Mesela “Rus uçağını düşüren pilot FETÖ mensubu ve yakalandı” dendiğinde Moskova’nın cevabı “Darbe nedeniyle tutuklandı. Rus uçağını düşürdüğü için değil” olmuştu.
Suriye ise iki lider arasındaki görüşmenin esas konusunu teşkil ediyor. Türkiye ile Rusya’nın bu konuda Suriye’deki savaşının ilk günlerinden beri ayrı düştükleri biliniyor. Suriye konusunda Türkiye’nin Rusya’nın çizgisine gelmesinin önünde iki engel var. Birincisi Kürtlerin rolü, ikincisi ile Esad rejiminin geleceği. Kürtler konusunda Ruslar esneklik gösterirse, Türkler Esad konusunda geri adım atar mı? Bu konudaki kilit sorular bunlar.

Erdoğan, Al Jazeera’ya verdiği mülakatta Suriye konusunda önemli bir mesaj vermişti; “Suriye ile sınırı olan tek ülke biziz. Suriye bizim için çok önemli. Rusya, İran, Irak ve Türkiye’nin Suriye için birleşmesi lâzım. Lübnan’la bile… Suriye’ye komşu ülkeleriz. Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün’le de Suriye’yi görüşmemiz lâzım. Ancak Suriye ile ilişkisi olmayan ülkelerle artık konuşmamamız lâzım.” Artık konuşulmaması gereken ülke ABD mi? Bu bir eksen kaymasına, NATO ve Batı’ya bir sırt dönme olarak adlandırılabilir mi? Bu sorular henüz net bir cevaba sahip değilken, Erdoğan ile Putin’in bugünkü toplantısından sonra Ankara’nın yönünü iyi-kötü öngörebileceğiz. Batı karşıtı söylemlerde bir azalma olursa bilin ki Ankara istediğini St. Petersburg’da bulamadı demektir.

Karel Valansi OBJEKTİF Şalom Gazetesi 10 Ağustos 2016

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Biden'ın Filistin başlığı II

Bir önceki  yazı da ABD'nin yeni Başkanı  Joe Biden 'ın ana önceliğinin Orta Doğu olmadığını, ancak gelişmelerin onu daha önceki başkanlar gibi bölgeye döndürebileceğinden söz etmiş ve İran tehdidinin İsrail ile ilişkilerini belirlemede önemli rol oynayacağından bahsetmiştim. Biden'ın ayrıca,  Donald Trump 'ın tercih ettiği baskı ve cezalandırma politikasından vazgeçip Filistinlilerle yakınlaşacağı ve iki devletli çözüme odaklanacağını belirtmiştim. İki devletli çözüme ulaşmak pek de mümkün olmasa da, bu konuda İsrail ile Filistinliler arasındaki ilişkilerde bir normalleşme, en azından bir diyalogun başlatılmasını isteyeceğini, fakat buna  Obama / Kerry  kadar siyasi sermaye, enerji ve zaman harcamayacağını söylemiştim. İran ve Filistin meselesine farklı yaklaşmak istese de, Biden'ın Trump'ın bölgede kurduğu yeni düzenden, oluşturduğu yeni parametrelerden ilerleyeceğini ABD Dışişleri Bakanı  Antony Blinken 'ın İsrail'in başkenti olarak Kudüs'ü tanıd

Survivor Hayim’in gerçek dünyası - Söyleşi

Hayim, çok sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni. Aklı başında, ne istediğini bilen biri. Askerlik dönüşünde ani bir kararla Survivor yarışmasına katıldığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Pek spor yapmayan, atletik olmayan biri neden zor koşullarda, dayanıklılık, irade ve güç isteyen bir televizyon programına katılır? Bunları konuşurken, sayesinde takip etmeye başladığım Survivor ile ilgili tüm merak ettiklerimi de sordum; kameralara yansımayan gizli bir tuvalet var mıydı, ya da yayın bitince gidilen lüks bir otel? Begüm’le arasında bir yakınlaşma oldu mu, Merve neden pişman oldu yarışmaya katıldığına? İşte Sabah Gazetesinden Yüksel Aytuğ’un teşekkür ettiği, seyircilerin filozof olarak tanımladığı Hayim ve Survivor yarışmasının bilinmeyenleri… Survivor maceran nasıl başladı? Katılmak nereden aklına geldi? Arkadaşlarımla uzun süredir Survivor’u takip ediyorduk. Hep katılmak istiyordum ama televizyona çıkmak beni korkutuyordu. Geçen sene iki yakın arkadaşım Dominik’e gittiler. Yarışmacıları

Struma, Mefkure, Salvador, Parita

David Stoliar ve Siyam İsmail (Aslan) Tarihler 1941 yılını gösterdiğinde, Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudilerden kurtulmak için kabul gören ‘nihai çözüm’ün uygulamaları hızlandırılmıştı. Hedef haline getirilen Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek, onları kabul edecek bir yerleri de yoktu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin olarak gözüküyordu.   Ancak, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak isterken, Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere, vize almayı oldukça zorlaştırmış, hatta imkansız kılmıştı. 1939 yılında Beyaz Belge’nin (MacDonald White Paper) yayınlanması ile Filistin’e gelecek Yahudi sayısına kota konulmuş, illegal akını engellemek için Türkiye dahil, rota üzerindeki ülkelere baskı yapılıyordu.  Katliamların yoğunlaştığı 1942-1944 yıllarında Doğ