Ana içeriğe atla

“Türkiye ve İsrail ekonomilerinin birbirine ihtiyacı var”

Mavi Marmara olayı ile birlikte Türkiye ve İsrail, gerçek anlamda diplomatik bir krizin batağına saplandılar. Buna rağmen iki ülke arasındaki ticaret hacmi hiç azalmadan artmaya ve rekor seviyelere ulaşmayı başardı. İsrail’in Türkiye’deki ticaret ataşesi Mouneer Agbariya ile iki ülke arasındaki diplomatik krizin etkilerini, ekonomik ilişkilerin geleceğini konuştuk. Agbariya ayrıca İsrailli Müslüman bir Arap olarak duygularını paylaştı, ülkesini yurt dışında temsil etme tecrübesini aktardı.


Türkiye-İsrail ilişkileri uzun süredir sıkıntılıydı. Politika alanında kızgın bir söylem öne çıkarken, iki toplum da birbirinden uzaklaşmıştı. Buna rağmen iki ülke ticaretinde ciddi bir canlılık ve artış yaşandı aynı dönemde. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Basit ve temel bir sebebi var; iş politika ile karışmaz. Genelde iş çevreleri ticaretlerini politikadan ayrı değerlendirirler. Bazen politik şemsiye yardımcı olur, ama olmadığı zaman da bu durumun olumsuzluklarını aşmaya çalışırlar.

Öyleyse ‘business is business’ (iş iştir)...
Evet, her zaman öyledir. İsrail’e boykot uygulayan Arap ülkelerinde dahi bu böyle. Mesela Arap ülkeleri eğer o ürünü başka bir yerde bulamıyorlarsa İsrail’den alıyorlar. Yalnızca İsrail’den doğrudan ithalat olmamalı. Hatırlarım 1990’larda, internetin ilk çıktığı dönemlerde, İsrail’de bir firma çok gelişmiş özel bir modem üretmişti. Dünya çapında en iyisiydi. Kudüs’te firmanın üretim yerini ziyaret ettiğimizde, Suudi Arabistan için modem paketlediklerini görmüştük. Bu modemleri Los Angeles’teki ofislerinden Suudi Arabistan’a yolluyorlardı.

Kutuların üzerinde İbranice yazı olmadığını ve son kullanıcının modemin gerçek üreticisini bilmediğini tahmin ediyorum...
Hayır, İbranice yoktu. İsraillilerin büyük çoğunluğu İbranice olup olmamasını pek önemsemezler. “Benden mal aldığı sürece sorun yok” derler. Tabi bazıları kesinlikle karşı çıkar ve İbraniceyi kullanmamayı kabul etmez. 1980’lerde İsrail’deki tavuk üreticileri devlet teşvikiyle tavukları üretip Kıbrıs’a yollardı. Orada tavuklar yeniden paketlenip Kuveyt’e yollanırdı. Sanki İsrail Devleti, Kuveytlilerin yiyeceği tavuğa teşvik vermiş gibi bir durum oluşmuştu.

“TÜRK VE İSRAİL EKONOMİLERİ BİRBİRİNİ TAMAMLIYOR”
Türkiye ile tüm bunlara gerek yok. Türkiye ile İsrail arasında doğrudan ticaret var...
Türkiye, İsrail Devleti’ni kuruluşunun hemen ardından tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke oldu 1949’da. Türkiye ile İsrail arasındaki kriz iki ülke liderinin farklı politikaları nedeniyle oluştu. Ancak halklar bu politikaları tam olarak desteklemiyorlar. Buna ek olarak Türkiye ve İsrail ekonomileri birbirini tamamlıyor. Türkiye’nin İsrail’e ihraç ettikleri ile İsrail’in Türkiye’ye ihraç ettikleri çok farklı.

Türkiye ve İsrail birbirlerine ihraç ettikleri ana kalemler hangileri?
İsrail Türkiye’den tekstil, kıyafet, kuru meyve ve bisküvi gibi işlenmiş gıda alıyor. Türkiye ise İsrail’den high-tech ürünler alıyor; tıbbi veya haberleşme ekipmanları, software, makine gibi. İsrail Türkiye’den önemli miktarda taşıt da alıyor. Toyota ve Hyundai’nin bazı özel modelleri hariç, Türkiye’de üretilmiş olanlarını alıyor.

Sorunu lider seviyesinde tanımladınız ancak turizm de bu durumdan çok etkilendi. Ayrıca Türkiye’de İsrail karşıtlığı da gözle görünür bir biçimde arttı...
İki ülke arasındaki bu kriz döneminde artan İsrail karşıtlığı da bir şekilde liderlerden kaynaklandı. Buna rağmen konsolosluğumuzun vize bölümü oldukça yoğun. Sekiz yıl İsrail’in ticari ataşesi olarak görev aldığım Hindistan’daki vize departmanından yoğunluk bakımından hiç bir farkı yok. Türk Hava Yolları’nın günde 9 uçuşu var. Pegasus’un ise 5-6 arası. Bu günde karşılıklı 15 uçuş demek ve bu büyük bir sayı. Eğer uçuşlar boş kalsalardı bu sayı azaltılırdı. Benim de gözlemlediğim, birçok uçuş dolu ve çok sayıda Türk turistik veya iş amaçlı İsrail’i ziyaret ediyor.

Diplomatik kriz süresince hem vakit hem de enerji boşa harcandı. Öte yandan karşılıklı güven de sarsıldı. Ticaretin yarattığı bu olumlu bağlar, güveni yeniden tesis etmeye yardımcı olabilir mi?
Kesinlikle. Son altı yıl bize her iki ekonominin de birbirine ihtiyacı olduğunu kanıtladı. İsrail kendi pazarını açarak rekabeti arttırmaya ve maliyetleri düşürmeye çalışıyor. Türkiye’nin üretime yönelik güçlü bir ekonomisi var, ayrıca hizmet sektöründe de çok başarılı ve en yeni ve gelişmiş teknoloji talebi var. İsrail’in uygun fiyatlarla Türkiye’nin ürettiği ürünlere ihtiyacı var. Türkiye’nin de İsrail’in ürettiği ya da daha doğru tanımla keşfettiği teknolojilere ihtiyacı var. Bu konu benim çalışma alanım içinde değil ancak kanımca Türkiye terör ile savaşın önemini anladı. Bununla savaşmak için ihtiyacın olan her türlü uzmanlığa sahip olmak lazım. ‘Maalesef’ İsrail’in terör ile savaşta tecrübesi bulunuyor. Öte yandan IŞİD’in Türkiye kadar İsrail için de bir tehdit oluşturduğunu unutmamak lazım. “Dostumun dostu benim dostumdur” ve “Dostumun düşmanı benim düşmanımdır” denir. Aynı düşmanlarla karşı karşıyaysak, güçlerimizi birleştirip beraberce karşı koymalıyız.

Doğalgaz Türkiye ile İsrail ilişkilerinin önemli bir maddesi. Bu konuda nasıl bir gelişme öngörüyorsunuz?
Avrupa’ya gaz ihraç etmek için İsrail’in eninde sonunda Türkiye ile işbirliği yapması gerekecek. Çünkü bu en ekonomik yol. Türkiye bir süredir enerji kaynaklarını çeşitlendirmek istiyor. Bu nedenle bu bir kazan-kazan durumu. Ne zaman ve nasıl doğalgaz anlaşması imzalanacak, bunu kimse bilmiyor. İsrail bu konuda hâlâ iç yönetmelikle ilgili sorunlarını çözmeye çalışıyor. Bu konuda bir sorun çıkacağını sanmıyorum, çünkü bu anlaşma hem İsrail hem de Türkiye’nin çıkarları ile örtüşüyor.

“İKİ ÜLKENİN EKONOMİ BAKANLIKLARI ARASINDA DİYALOĞUN YENİDEN BAŞLAMASI, DONDURULMUŞ ANLAŞMALARIN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ ÖNEMLİ. YURTİÇİ GÜVENLİK VE SİBER GÜVENLİK KONULARINDA İŞBİRLİKLERİNİN ÖNCELİKLE BAŞLAYACAĞINI TAHMİN EDİYORUM”

Normalleşme anlaşması meclisten geçtikten sonra öncelikle hangi sektörlerde işbirliğinin başlamasını bekliyorsunuz?
İki ülke arasında imzalanmış anlaşmalar var ancak krizin akabinde her şey donduruldu. Bunlardan bir tanesi endüstriyel AR&GE’de ortaklık. Bu sayede Türk ve İsrailli firmalar bir araya geliyor ve yeni bir ürünü beraber tasarlıyorlardı. Daha sonra beraber üretip pazarlıyorlar. Bunun yeniden canlandırılması gerek. İki ülkenin ekonomi bakanlıkları arasında diyaloğun başlatılması önemli. İki ülke arasında serbest ticaret anlaşması mevcut. Ayrıca ortak ekonomik komite var. Bu komite yaklaşık 3-4 yıl ara ile toplanıp iki ülke arasındaki ticaretin gelişmesine engel olan sorunları gidermeye çalışır. Bu komite son toplantısını 2009 yılında gerçekleştirdi. En kısa sürede bu toplantıların yeniden başlatılması gerekir. Yurtiçi güvenlik ve siber güvenlik diğer işbirliği yapılması gereken alanlar. İsrail’in bu konuda gelişmiş bir teknolojisi var ve Türkiye’nin de diğer dünya ülkeleri gibi buna ihtiyacı var. Bu sektörlerde işbirliği olabilir.

Karşılıklı ticaret verileri nedir?
2015 yılında İsrail’in Türkiye’ye ihracatı 1,6 milyar dolar, Türkiye’nin İsrail’e ihracatı ise 2,6 milyar dolar. Toplamda 4,2 milyar dolar ediyor. Bu rakam geçen seneye göre biraz düştü. 2014’te bu rakam 5,6 milyar idi. Bunun sebebi küresel ekonomik kriz.

İlişkilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Ülkeler arası siyasi ilişkilerin inişleri ve çıkışları olabilir. Benim arzuladığım, politik ilişkiler kötü olduğu zamanda dahi iki toplum arasındaki ilişkiler bundan zarar görmesin. Çünkü günün sonunda iki toplum arasında ne kadar çok ve hızlı etkileşim olursa, her iki ülke de bundan karlı çıkar. Yaklaşık bir yıldır Türkiye’deyim ve rahatlıkla söyleyebilirim ki hiç bir zaman bir İsrailli firmanın Türk firması ile iş yapmak istemediğini duymadım. Aynı şekilde Türk firmasından da. Bu da iki toplum arasında sorun olmadığı varsayımımı güçlendiriyor.

“BİR ARAP OLARAK İSRAİL’DEKİ KİŞİSEL HAKLARIMI ARAP ÜLKELERİNDEKİ ARAPLARLA KARŞILAŞTIRIRDIĞIMDA, BİZİM ÇOK DAHA ÖZGÜR OLDUĞUMUZU SÖYLEYEBİLİRİM. YAHUDİ ÜLKESİNDE ARAP OLMAMIZA RAĞMEN”

İsrailli Arap tanımı Türkiye’de pek bilinmiyor. Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Ülkenizi yurt dışında temsil ediyorsunuz. Bu seçiminize ulaşmak zor mu oldu kolay mı?
Kendimi İsrailli Arap Müslüman olarak tanımlıyorum. Önce vatandaşlığım, sonra etnik kimliğim ve sonra dinim. Yurtdışında görev almak benim için sorun değil çünkü politik konular benim görev alanımın dışında. Politikaları açıklamak görevim olmadığından sorun yaşamıyorum. İsrail nüfusunun yüzde 20’si Arap. İsrail’de 1,7 milyon Arap ve 6,8 milyon Yahudi yaşıyor. İsrail Yahudi bir devlet olarak tanımlandı ve bu nedenle Araplar Yahudilerle yüzde yüz eşit olamazlar. Ancak bu durum etnik kimlik üzerinden tanımlanan ülkeler için çok doğal bir durum.

Müslüman Araplar için İsrail’de yaşam nasıl?
Genelde hayatımız iyi. Ulusal güvenliği tehdit etmediği sürece, istediğimiz her şeyi yapıp söyleyebiliyoruz. Araplar günlük hayatın her alanındalar ancak kamudaki temsil oranları hala düşük. İsrail bakanlıklarında çalışanları yüzde 5,5’i Arap. Oysa toplumun yüzde 20’si Arap.

İsrail ordusunda Müslüman Araplar var mı?
Çok az.

İleride kurulacak Filistin Devletine göç eder misiniz?
Bir Arap olarak İsrail’deki kişisel haklarımı Arap ülkelerindeki Araplarla karşılaştırırsam bizim çok daha özgür olduğumuzu söyleyebilirim, Yahudi ülkesinde Arap olmamıza rağmen. Kişisel özgürlükler ve haklar İsrail’deki Araplar için çok önemli. Birçoğu benzer özgürlükleri herhangi bir Arap ülkesinde yaşayamayacaklarına inanıyorlar. Ayrıca ben, babam, büyükbabam, onun babası İsrail’de doğdu. Evim, ailem, arkadaşlarım İsrail’de, neden tüm bunları terk edeyim?

Karel Valansi Şalom Gazetesi 17 ağustos 2016

Yorumlar

hissederim dedi ki…
Zengin bir tarihi geçmişe sahip olan iki milletin her alanda işbirliğine gitmesi bence de çok yerinde olacaktır.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayır, hayat her şeye rağmen devam etmiyor

6 Eylül 1986.Uzun bir aradan sonra restore edilerek yeniden ibadete açılan Neve Şalom Sinagogu’ndaki bu ilk şabat duasında normale nazaran daha az bir kalabalık vardı. Henüz okullar açılmadığı için, bir çok aile yazlıklarından İstanbul’a dönmemişti. Bu durum, teröristlerin planladığı kadar büyük bir saldırı gerçekleştirmelerine engel oldu ancak dini vecibelerini yerine getirebilmek için sinagogun kapılarından son kez içeri giren 22 kişinin hayatlarını, geride kalan ailelerinin ve bizlerin umutlarını çaldılar. 1940’larda Galata bölgesinde artan nüfusun ihtiyacını karşılamak üzere Musevi lisesinin spor salonunun iptali ile ibadethaneye dönüştürülen geçici mekan, ileriki yıllarda kurulacak Neve Şalom Sinagogunun da temelini oluşturmuştu. 1951 yılında açılan modern sinagog için seçilen ismin kelime anlamı “barış vahası” idi. Ancak bu 65 yıl boyunca isminin aksine birçok terör saldırısının ana hedefi oldu. 1986 saldırısına kadar Türkiye’deki herhangi bir cami veya kilise gibi gezilebilen, k…

Zelenskiy’nin Ukraynası

İdealist, cesur ve yolsuzluklara karşı duran bir öğretmenin tesadüfler sonucu devlet başkanı olmasını konu alan ‘Halkın Hizmetkârı’ dizisinde oynadığı rol hayatını değiştirdi. Küçük bir kasabadan gelen ve kabare grubuyla ülkeyi gezen 1978 doğumlu Vladimir Zelenskiy, önce önemli bir aktör, sonra ülkenin devlet başkanı oldu.  Oynadığı bu rolle halkın sevgisini, daha önemlisi güvenini kazanan Zelenskiy, geçen sene yapılan seçimlerde rakibi eski Devlet Başkanı Petro Poroşenko’yu büyük bir farkla yenerek Ukrayna’nın yeni devlet başkanı seçildi. Oynadığı rol senaryodan sıyrılıp gerçeğe dönüşürken, siyasi bir tecrübesi olmayan bir komedyenin, siyasete uzak yeni bir ismin seçilmiş olması, halkın daha önce yaşadığı hayal kırıklıklarını, müesses nizama olan kızgınlığını ve bıkkınlığını göstermeye yetiyor. Rusya tehdidi ise dil ve kimlik açısından bir hayli bölünmüş olan halkın tek bir isim üzerinde anlaşmasını sağlamış oldu. Siyasi bir geçmişi, tecrübesi bulunmayan Zelenskiy, Ukrayna’ya vaat e…

Koronavirüs Türkiye-İsrail İlişkilerinde Bir Kapı Aralayabilir mi?

Koronavirüs bir çok ilişkiyi yeniden tanımlarken, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi için bazı fırsatlar da sunuyor. Ancak bunları değerlendirmek, yeni bir bakış açısıyla ilişkileri ele almak bu iki devletin elinde. İlişkilerdeki güvensizlik ve bunun halklara yansıyan olumsuz etkisi istenirse aşılabilir ama bunun için başta siyasi irade ve dış politikada bir açılım gerekir. Doğal afetlerin ya da pandeminin başlatacağı bir yakınlaşma ancak bu irade olursa sağlanabilir. 
İsrail koronavirüse bir yıldır süren siyasi bir kriz ve Yüzyılın Anlaşması’nın açıklanmasının hemen ardından yakalandı. Pandemiye karşı sert tedbirleri çok hızlı aldı. Zayıf halkası ise modernliği ve seküler yaşam tarzını reddeden Haredimlerdi(ultra-Ortodoks Yahudiler). Türkiye ise koronavirüse karşı biraz daha geç ve bu kadar sert olmayan ama gerekli bir takım tedbirler aldı.  Elinin değdiği her yeri ve her şeyi içine alan ve hayatı durdurma noktasına getiren koronavirüse karşı insanlık büyük…