Ana içeriğe atla

Unutmayacağız

Unutmayacağız... Bu sözü ne kadar da çok tekrarlıyoruz. Oysa çok değil birkaç yıl sonra her şey gibi o unutulmaz denen şey de unutuluyor. Zamanın akışına bırakılıyor. Bir tek anne-babalar, eşler, çocuklar hatırlıyor, acısını en derinde hissediyor. Bir tek onlar için o yangın devam ediyor. Ateş bir tek düştüğü yeri yakıyor. Bu söz bir kere de hatalı çıksın istiyorum, olmuyor, çıkmıyor.
Bu sene 15 Kasım’da bir yazı aradı gözlerim. Ama kuru kuru bir haber değildi istediğim, bulamadım. Fark ettim ki  bu konuyla ilgili sosyal medyada paylaşabileceğim yazılar ya daha önce kendi yazdıklarım, ya Şalom Gazetesi’nde çıkanlar, ya da geçen sene ben dahil dört kişiyle röportaj yapan Agos’un söyleşisiydi.
Bu kadar.
Aradan geçen 13 sene, 15 ve 20 Kasım saldırılarının vahşetini, korkunçluğunu, kayıplarını unutturmuş olmalı. Çok daha önemli görülen konular olmalı ki, El Kaide terör örgütünün İstanbul’un göbeğine gerçekleştirdiği bu saldırılar konuşulmadan, kurbanları anılmadan geçilebiliyor. Ya da unutmak istiyoruz. Her şeyi unutmak. Her sabah sil baştan taze bir güne başlar gibi yeni bir sayfaya başlamak. Böylece her şeyin daha iyi olacağını ummak mı isteğimiz? Eğer öyleyse bu gerçekleşmeyecek. Acılar üzerine acılar, yaralar üzerine yaralar geldikçe, onun acısı bunun acısı diye ayrım yaptıkça hiç bir şey geçmeyecek, düzelmeyecek.

Zaman geçer, belki bir gün bir araştırmacının, bir romancının ilgisini çeker, bu konuda bir kitap yayınlanır. Struma’yı Zülfü Livaneli, Bahar Feyzan’ın romanlarında ilk defa duyabilirsiniz o zaman mesela, gerçek mi değil mi bilmeden. Hatta belki çok beğenilir hem kitabı çıkar hem de filmi çekilir. Varlık Vergisi’nin anlatıldığı Salkım Hanımın Taneleri gibi. Orada ilk defa görürsünüz haksızlıkları. Hele televizyon dizisi olursa, konuyu öğrenmeyen, bilmeyen kalmaz sanırım.
Büyük şaşkınlıkla öğrendim ki 15-20 Kasım 2003 terör saldırılarını üniversite öğrencileri bilmiyor. Sohbet sırasında fark ettim. Evet bilmiyorlar. Diğerlerine de sordum, cevapları hep hayal meyal...
13 senede unutturmayı başarmışız...
O zaman en azından ben yazayım, madem iş yine başa düştü...
15 Kasım 2003’de İstanbul’da bulunan Neve Şalom ve Şişli Sinagoguna eş zamanlı saldırılar düzenlendi; 27 kişi hayatını kaybetti, 300 kişi yaralandı. 20 Kasım'da İstanbul'daki İngiliz Konsolosluğu ve HSBC Bankası genel merkezine düzenlenen saldırıda ise 30 kişi yaşamını yitirdi, 450 kişi yaralandı.
Ateş bizim eve de düştü tam 13 yıl önce. 15 Kasım 2003’te. 
15 Kasım sabahını çok net hatırlıyorum. Bir arkadaşım arayıp, ‘Sizden kayıp var mı?’ diye sormuştu. Daha sonra art arda telefonlar... Eniştem eşini arayıp, ‘Gözüme cam battı ama hayattayım merak etme, şimdi hastaneye gidiyorum’ demişti. Ancak hastanede kalbine yenik düştü. Hastane kapısından girerken aldım haberi. Uzun süre hareket bile edemedim. Hep kesik kesik hatıralar. Cenaze günü inanılmaz bir yağmur yağıyordu. Tüm tören boyunca sürdü. Sanki gökler bizimle birlikte ağlıyor, acılı aile ve yakınlarının gözyaşlarına eşlik ediyordu. “Bu kadar acıya Tanrı bile kayıtsız kalamazdı,” demişti o gün arkamda oturan biri. Tören sırasında yalnız bırakıldığımızı hissettiğimi hatırlıyorum. Devleti temsilen belki birileri vardı orada ama, böyle bir katliamdan sonra bizimle daha da kenetlenilmesi gerekirdi diye düşünmüştüm. Beni en çok yaralayansa, saldırı sonrasında “Bu sinagogları burada istemiyoruz”, “Yahudiler değil daha çok yoldan geçen Müslümanlar öldü” sözleriydi.
Cenazemiz vardı ama mevlüdümüzü, duamızı yapabileceğimiz sinagogumuz yoktu. Evlerde dua ettik uzun süre. 1986 Neve Şalom terör saldırısı sonrası ilk defa sinagoglara getirilen güvenlik önlemleri, bu saldırılardan sonra daha da arttırıldı. Çelik kapılar, güvenlik görevlileri, kameralar, parmak izleri, bizim sıradan bir düğüne katılmak için sinagoga gittiğimizde karşılaştığımız güvenlik önlemleri artık.
İnancımızdan dolayı hedef olmuştuk. Sinagogları seçerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Yahudilere saldırmaktı amaçları. Bir arkadaşım, “O güne kadar güvende olduğumu sanıyordum, 15 Kasım’dan sonra bu güvencem kayboldu,” diye anlatmıştı duygularını. Belki başka sebepleri de olabilir ama bu saldırıdan sonra daha çok Yahudi’nin dine yöneldiğini fark ettim. Ve bu geçen zamanda daha çok kişi vatandan kopup farklı ülkelere göç etmeyi düşünmeye başladı. Ve daha da kalın koruyucu bir duvar ördü çevresine.
13 yıl oldu. Bizler, yakınlarını kaybedenler, unutmadık. Lütfen siz de unutmamayı seçin. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Her yaşam bir roman - Panama´daki Türk Yahudileri

Panama´da hızla büyüyen bir Yahudi yaşamı var. Café con Teclas kitabının yazarı gazeteci Sarita Esses´in yanı sıra Antakyalı Eli Cemal, Mersinli Musa İlarslan, Trakya kökenli Julia Kohen de Ovadia ve kuzeni İstanbullu Çela Alkabes de Eskinazi ile göç hikayelerini ve Panama´daki yaşamlarını konuştuğumuz keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Julia Kohen de Ovadia İstanbul doğumluyum. Babam Çanakkaleli Aron Kohen, annem ise Çorlulu Suzi Bahar.  Seneler evvel büyükbabamın eltisi Meksikalı Sultana genç yaşta çocuksuz dul kalınca küçük teyzem Donna’yı yollamasını istedi anneannemden. Donna da Sultana teyzesiyle yaşamak için Meksika’ya gitti. Orada eniştem Moises Mizrachi ile tanıştı ve evlenerek Panama’ya taşındı. Büyükbabam Nessim Bahar vefat edince anneannem Coya, ablam Malka ile iki aylığına kızını görmeye Panama’ya gitti. Ancak orada ablam eniştemle tanıştı, evlendi ve hayatını Panama’da kurdu. Dört çocuğu ve on torunu var. Ablamın düğünü için Panama’ya geldiğimizde ben Saint Pulcheri...

Network society in the information age

Our world has been in a process of transformation with the new technological paradigm, based on information and communication technologies. This structural transformation deeply affects the social composition of societies. As the world becomes smaller, informative and communicative technology creates a new form of society based on networking. Today we are connected to the outer world as never before. Manuel Castells, professor emeritus of sociology at the University of California, Berkeley, explains social transformation in society with the term "The Network Society." In his book "The Network Society: From Knowledge to Policy," he argues that society determines the use of technology according to its needs. Additionally, the internet is ample evidence that technology created a new form of social organization based on networking. This novelty changed the patterns and dynamics of the new reality we live in and it has consequences on policymaking, economy, and organi...

“Culture is one of our priorities because it is a bridge between people”

Just this week US, UK, and French forces launched strikes against three sites associated with chemical weapon capabilities in Syria. Meanwhile Hamas embarked on a series of protests called March of Return and this led to the rise of tension between Israel and Turkey as Erdoğan and Netanyahu traded verbal blows over Gaza. This week we host Mr. Yosef Levi-Sfari, the Consul General of Israel in Istanbul. In this first interview to the Turkish press since his appointment, we discussed Turkish-Israeli relations, and the developments in the Middle East. Exclusive interview with the new consul general of Israel in Istanbul You are appointed as consul general to Istanbul in a very sensitive time. How can you define Turkish-Israeli relations today? I think we are in a sensitive situation in the relation between Israel and Turkey for very long time. The reasons change but the type of relations are more or less the same. There were and still are a lot of common interests between our countri...