Ana içeriğe atla

İsrailli parlamenterler ilk kez NATO toplantısında

NATO Parlamenter Asamblesi Genel Kurul Toplantısı bu yıl İstanbul’da düzenlendi. Toplantıda İsrail parlamentosu Knesset’i temsilen Yeş Atid üyesi Mickey Levy ve Siyonist Birlik üyesi Omer Barlev de hazır bulundu. Bu toplantının İsrail için büyük önemi vardı çünkü ilk defa bir NATO toplantısına katılma hakkı elde edebildi. Türkiye ile İsrail arasında normalleşme anlaşmasına ilişkin görüşmeler sürerken Türkiye, NATO’da İsrail’e yönelik sürdürdüğü vetosunu kaldırdı. Böylece NATO mayıs ayında, üyesi olmayan dört ülke ile beraber İsrail´in de merkezi Brüksel’de temsilcilik açma talebine olumlu yanıt verdi. İstanbul’da bulundukları sürede bir araya geldiğimiz İsrailli milletvekillerinden Levy ile NATO konferansını, küresel terörü, Türkiye-İsrail ilişkilerini ve Arap-İsrail sorununu konuştuk. Levy, henüz çocukken Urfa ve Cizre’den göç eden ailesinin hikâyesini de bizlerle paylaştı.




İsrail NATO üyesi bir ülke değil. Türkiye vetosunu kaldırdıktan sonra NATO’da ofis açabildi. Bu İsrail’in katıldığı ilk NATO konferansı mıydı?
Evet, ilk defa İsrail bir temsilciyle NATO konferansına katıldı. Bizim için büyük bir adım. Kendimizi artık küresel dünyanın bir parçası olarak hissediyoruz; üye olmamamıza rağmen NATO’nun bir parçası olarak görüyoruz. Artık toplantılarına katılabiliyor, tartışabiliyoruz. NATO’da ofis sahibi olmak bizim için çok önemli çünkü Ortadoğu’da yaşıyoruz. Etrafımıza baktığınızda her yerde terör var; İsrail’in etrafında hatta İsrail’in içinde. 2000-2004 arasında, İkinci İntifada sırasında Kudüs polis teşkilatının başındaydım. Kudüs’e o zamanlar 52 intihar bombacısı girdi. 12’sini yakalayabildik ama 40’ı kendini patlattı. 256 kişi hayatını kaybetti, 1500’den fazla kişi yaralandı. Terörle savaşmayı biliyoruz. Özgeçmişimde anti-terör bölümünde görevliydim. Bu konudaki tecrübemizi paylaşabiliriz. Bu konuda gelişmiş teknolojimiz, istihbaratımız var. Teröre karşı durmak için işbirliği yapmamız şart. Geleceğe birlikte bakmalıyız.
NATO konferansının ana konusu küresel terör ve IŞİD idi. Bu toplantılar yaralı oldu mu?
IŞİD ana konulardan biriydi ama aynı zamanda PKK, Al Nusra ve El Kaide de konuşuldu. Küresel terör ana sorundu. Türkler daha çok PKK hakkında konuştu. Tabi IŞİD’den de bahsettiler. Bana göre IŞİD hepimiz için tehlike arz ediyor. 30 yıl önce bir Avrupalıya sorsaydın terör onları çok rahatsız etmezdi çünkü Avrupa sakindi o yıllarda. Belki Almanya için önemliydi ama o kadar. Şimdi tüm dünya için tehlikesini anladık. ABD, 11 Eylül ile anladı. Küresel terörü durdurmak için ülkeler arası küresel bir anlaşma lazım. Tek başımıza savaşamayız. İşbirliği, bilgi paylaşımı lazım. Ama yapmıyoruz. Neden? Çünkü korkuyoruz, birbirimize güvenmiyoruz. Bu çok önemli ve bu konuda bir şey yapmak lazım. Konferans çok başarılıydı, her şeyi tartıştık.
IŞİD’i yenecek bir formül var mı? Yenilseler bile buhar olup kaybolmayacaklar. Komşu ülkelere kaçıp orada farklı bir isimle yeniden örgütlenebilirler. ‘Ertesi gün’ nasıl olacak?
Eğer bir şey biliyorsak, bu bilgiyi paylaşırız. Bir ülkede bir şey olacağını öğrenirsek bunu paylaşırız ama bu konuda daha fazla bir şey yapamayız. Şu an karşımızda duran küresel terör. Eğer teröre karşı savaşır ve yenersek gelecek için bir anlaşma imzalamalıyız.
Türkiye ile İsrail arasında istihbarat anlaşması var mı?
Umuyorum ki ileride iki ülke arasında daha fazla işbirliği olsun. Türkiye bizim için çok önemli bir ülke ve Türkiye-İsrail ilişkileri çok çok önemli. On kere ‘çok’ diyebilseydim derdim. Birçok hata yaptık. Mavi Marmara bunun bir örneği. Bu politik bir konuydu. Bugün iki Türk [yardım] gemisi İsrail’e, Aşdod’a geldi ve Türkiye’nin gönderdiği her şeyi Gazze’ye yolladık. Takip ediyor musunuz bilmiyorum ama günde 800 kamyon İsrail’den Gazze’ye geçiyor. Gaz, gıda, çimento, her şeyi yolluyoruz. Fakat ne yazık ki Hamas yollanan çimentoyu bina inşa etmek için değil tünel inşasında kullanıyor.
Hamas’ın gelen çimentoyu tünel yapımında kullandığını biliyorsanız neden yollamaya devam ediyorsunuz?
Bu durum İsrail’in niyetini gösteriyor. Gazzelilerin Hamas tarafından esir tutulduğunu anlıyoruz. Onların teröristlerce idare edilmeleri onların insan olduğunu ve bizim yardımımıza ihtiyaç duydukları gerçeğini değiştirmiyor. Kontrol edemiyoruz ama elimizden geldiğince Gazze’deki sivillerin normal bir hayat yaşamasına yardım etmeye ve terörün tüm bölgeyi ele geçirmemesine çalışıyoruz. Bu İsrail demokrasisinin yaşadığı ikilem.

“GELECEĞİMİZ İÇİN MASAYA OTURMAMIZ LAZIM”
İki devletli çözümü destekliyor musunuz? Bu günümüz için bir çözüm olarak yerini koruyor mu sizce?
Yeş Atid partisine mensubum. Şu an 19 sandalyeyle muhalefetteyiz. İki millet için iki devlet olması gerektiğini düşünüyoruz. Başbakan Netanyahu bile aynı şekilde düşünüyor; bunu Bar İlan Üniversitesindeki konuşmasında ve birkaç yerde daha dile getirdi. Ancak bu konuda fazla bir şey yapmadı. Yarın barış olacağına inanmıyorum. Çünkü Abbas herhangi bir adım atmaya korkuyor. Uluslararası bir komiteye ihtiyacımız var. Bu komitede Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, ABD ve belki iki Avrupa ülkesi olmalı. Ürdün çünkü Ürdünlülerle aynı çıkarlarımız var. Ürdünlülerle konuştuğumuzda “Aman Ürdün Vadisinden çekilmeyin” diyorlar. Neden? Çünkü Ürdün’ün yüzde 70’i Filistinli. Bu nedenle korkuyorlar. Ayrıca IŞİD kuzeyden kapılarına dayanmış. Mısır olmalı çünkü IŞİD artık Sina’da. IŞİD, Hamas, Müslüman Kardeşler’den çekiniyorlar. İsrail ile iyi ilişkileri ve benzer çıkarları var. Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin parası var. Bize vermesinler, Filistinlilere versinler. Eğer Filistinlilerin ekonomisi iyi olursa orası sakin olur diye düşünüyoruz. Tüm bu ülkelerle masaya oturup bir anlaşmaya varmalıyız geleceğimiz için, çocuklarımızın geleceği için, Filistinli çocukların geleceği için. 68 yılda çok güzel bir ülke inşa ettik. Gelişmiş teknoloji, start-up devleti, yüksek sağlık tedavisi, Ortadoğu’da güçlü askeri güç... Şimdi de gaz bulduk. Devletimizi, bu savaşı bir daha kaybetmek istemiyoruz. Çünkü gidecek başka bir yerimiz yok. İsrail’i Yahudi devleti olarak korumamız lazım. Bu nedenle iki devletli çözüme evet diyorum. Eğer bir gün yeniden Holokost benzeri bir şey yaşanırsa, 30 sene önce Arjantin’de yaşanan gibi bir şey yaşanırsa, hatta şimdi Fransa’da yaşanan gibi bir şey yaşanırken bu toprak parçasına ihtiyacımız var. Bu nedenle ayırmamız lazım. Bazı yerlerde duvarla İsrail ve Filistin bölgelerini ayırdık.
Filistinlilerle oturup konuşmamız lazım dediniz. Ancak günümüzde iki Filistin var. Batı Şeria’da Filistin Yönetimi, Gazze’de ise Hamas. Hamas ile masaya oturur musunuz?
Filistin iç işlerine girmek istemiyorum; konum değil.

“SEÇİMLERDEN ÖNCE ÇOK ŞEY SÖYLÜYORLAR AMA SÖZLERİNİ TUTMUYORLAR”
Trump ABD’nin yeni başkanı olmaya hazırlanıyor. ABD-İsrail ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? İki devletli çözümü desteklediğini açıkladı. Ayrıca Kudüs vaadi de var. Amerikan elçiliğini Kudüs’e taşıyacak mı sizce?
Kaç başkan adayının seçimlerden önce bu vaadi tekrarladığını benden daha iyi bilirsiniz. Seçimlerden önce çok şey söylüyorlar ama sözlerini tutmuyorlar. Ne olacağını bilmiyorum ama bizim için önemli.
Gazze’de Hamas ile durumlar nasıl? Sakinliğe karşı sakinlik devam ediyor mu?
Eğer bir şey yapmazlarsa biz de bir şey yapmayız. O taraf sessiz kalırsa İsrail da sessiz kalacaktır. Yarın sabah ne olabileceğini kimse bilemez. Ancak sizi temin ederim ki İsrail ordusu hazır. Eğer bir şey olursa onları yok edecek güce sahibiz.
Abbas’ın başkanlığını nasıl görüyorsunuz? Başkanlığı hakkında birçok söylenti var. İsrail’e karşı diplomatik bir savaş da açtı. Abbas gerçekten bir ‘Barış Adamı’ mı? Ona güvenilebilir mi?
Hiç bir fırsatı değerlendirmedi. Sadece konuşuyor. Livni, öncesinde de Olmert onunla anlaşmaya çalıştı hiç bir şey olmadı. Herhangi bir adım atmaya, geleceğe yönelik bir anlaşma imzalamaya çekiniyor. Avrupa’ya bakın. Artık ülkeler arası sınırları rahatça geçiyorlar. Daha önce pasaport kontrolü olurdu. Tüm bunların aşılması için zamana ihtiyaç var.
İsrail ile Filistinliler arasında bir duvar olursa sizin daha önce belirttiğiniz gibi, iki toplum birbirlerini tanıyamayacaklar. Komşular arasında korku, önyargı ve düşmanlık artacak bu durumda. İki toplum tamamen ayrıldığında işbirliği başlatmak daha zor olmayacak mı?
Öncelikle biz onları tanıyoruz. Unutmayın İsrail vatandaşlarının yüzde 20’sini Araplar oluşturuyor. Geleceğin ne getireceğine bakmak gerek. Umarım bir gün, belki bundan elli yıl sonra, İsrail ile Filistin Yönetimi arasındaki duvar yıkılır. Ne olacağını bilmiyorum. Ama güvenliğimiz bizim önceliğimiz.
Yakın bir tarihte İsrail ile Filistinliler arasında bir barış görüşmesi başlayabilir mi? Kerry bu konuda çok istekliydi...
Şimdi başkanlarını değiştirdiler. Beklememiz gerek. Ne olacağını bilmiyorum. Umarım bir gün gerçekleşir.
İran nükleer anlaşması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu çok zor bir soru. O dönemde bir Amerikan başkanının yapabileceği en iyi anlaşma dendi. Buna katılmıyoruz. Bu konuda endişeliyiz. Bugün bile İranlılar bir gazeteye röportaj verdiklerinde İsrail’i yok etme arzularından bahsediyorlar. Anlaşmadan sonra televizyonlara yansıyan İran halkın neşesini, sevincini gördük. Bunun sebebi yaptırımların kaldırılmasıydı. Ancak anlaşma imzalandıktan sonra bile İran’da gerçekleştirilen protestolarda “Amerika’ya ölüm! İsrail’e ölüm” diye bağırdılar. Onlara güvenebilir miyiz? Kesinlikle hayır. Hazır olmamız gerekiyor. Arap ülkeleri artık “İsrail’i yok etmek istiyoruz” demiyorlar. İnsanların artık barışa, iyi bir ekonomiye ve iyi bir hayata ihtiyacı var.
NATO toplantısı sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile şahsen tanışma fırsatı elde ettiniz...
Evet, çok güzel bir konuşma yaptı. Konuşma sonrası kalabalığı yarıp ona yaklaştım ve kendimi tanıttım. Onu İsrail’e davet ettim. Yakın zamanda gelmeyi umduğunu söyledi. Çok sıcak bir şekilde tokalaştık. İki eli ile elimi tuttu. Konuşmamızın sonunda ona “Tanrı sizi korusun” dedim. Çok rahat görünüyordu, gülümsüyordu. Bu şekilde ona yaklaştığım ve bir hutspa (iyi anlamda kaba olmak) yaptığım için çok mutluyum.
Eğer yanılmıyorsam aileniz Türkiye kökenli...
Evet, annem 5 yaşındayken Urfa’dan, babam da yine 5 yaşındayken Cizre’den göç etmişler. Her iki şehir de Türklere aitti. Kültürlerimiz çok yakın. İsrail Devleti henüz kurulmadan, 1930’larda göç ettiler. İngilizlere karşı savaştılar. Her ikisi de Etzel yeraltı örgütüne mensuptu. İngilizler babamı yakalayıp iki yıl hapsettiler. Çıktıktan sonra annem ile babam evlendiler.
Az da olsa Türkçe biliyor musunuz?
Hayır. Ama eşim Ladino (Judeo-Espanyol) biliyor. Annesi Yunanistan’dan göç etmiş. Yunanistan Yahudiler için önemli bir Osmanlı bölgesiydi. İsrail’de Yunanistan’dan gelenlere ‘gerçek Sefarad’ deriz.
İstanbul’a ilk gelişiniz mi?
Evet, çok güzel, çok beğendim. İlk fırsatta ailemle tekrar gezmek için döneceğim.

Levy ve Barlev, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya geldiler.  Görüşmede Çavuşoğlu Türkiye’nin İsrail ile güçlü bağlar kurmak istediğini ve bu sayede birçok konuda işbirliğinin arttırılmasının arzulandığını belirtti. Dışişleri bakanı ayrıca Türkiye ve İsrail’in geleceğe odaklanıp işbirliklerini güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Basın açıklamasına göre iki taraf güvenlik ve askeri koordinasyonun arttırılması konusunu görüştüler

Toplantı sonrası Erdoğan Mickey Levy ile el sıkıştı. Bu vesileyle Levy, İsrail’e büyükelçi atadığı için teşekkür etti ve İsrail’e davet etti. 


Levy ve Barlev Türk parlamenterlerle de bir araya geldiler. AKP üyeleri ile gerçekleştirilen görüşmede iki ülke parlamentoları arasında işbirliği olanakları görüşüldü, parlamenterlerden oluşan ortak bir dostluk grubu kurulması ele alındı. Bu görüşmeden önce İsrailli ve Türk milletvekilleri uzun süredir bir araya gelmemişlerdi. 


Karel Valansi, Şalom Gazetesi 30 Kasım 2016






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ABD - İran gerginliği ve Türkiye

ABD, İran’a yönelik baskısını arttırmaya devam ediyor. Müttefiklerinin telkinlerine rağmen tek taraflı olarak İran nükleer anlaşmasından ayrılan ABD, geçtiğimiz ay içinde Devrim Muhafızlarını da terör örgütü listesine almıştı. Devlet dışı aktörleri görmeye alıştığımız bu listeye İran ekonomisinin hatırı sayılır bir bölümünü de elinde tutan Devrim Muhafızları’nın eklenmesiyle İran’ın petrolünü satması daha da zorlaşıyor. ABD’nin hedefi, ekonomisi hidrokarbonlara dayalı enerji malları üretimi ve ihracatına bağlı olan İran’ı bu gelirden mahkûm ederek, deyim yerindeyse diz çöktürmek. İçindeki rejim değişikliği isteğini de saklayamıyor. ABD bir destek verse yapay kabul ettiği devrim rejimi çökecek, Amerika dostu İranlılar yönetime geçecek ve eski ‘güzel’ günlere kavuşulacak sanıyor. İran’ın gelirinin önemli bir bölümünün kaynağı olan petrol ihracatını sıfıra indirerek tamamen bitirmeyi amaçlayan ABD Başkanı Donald Trump bunu kademe kademe uygulamaya soktu. Anlaşmadan ayrılma kararının ardı…

İran yaptırımları ters teper mi?

ABD, İran’a yönelik yaptırımlarını gittikçe sıkılaştırıyor. ABD’nin hedefi ekonomisi hidrokarbonlara dayalı enerji malları üretimi ve ihracatına bağlı olan İran’ı bu gelirden mahrum etmek böylece hem bölgedeki etkisini ve gücünü kırmak, hem de nükleer silah sahibi olmasını engellemek. İzlediği yol da bu yönde. En son Devrim Muhafızlarını terör listesine alarak ve muafiyetleri uzatmayarak bu konuda hiçbir şekilde geri adım atmayacağını gösteren Trump, bu hafta da İran'ın bir diğer önemli gelir kaynağı olan demir, çelik, bakır ve alüminyum sektörlerine yönelik yaptırım getiren başkanlık kararını imzaladı.

Petrol konusunda ‘İran yerine Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden alın’ diyen ABD, Türkiye gibi bu ülkelerle pek de sıcak ilişkileri olmayanları veya artacak maliyetlerini pek düşünmüyor. Hatta müttefiklerine dahi yaptırım uygulamaya hazır gözüküyor. Türkiye ise bu konuda bir istisna oluşturamıyor çünkü S400 başta olmak üzere Türkiye-ABD ilişkilerinin durumu ortada.

A…

S-400 gölgesinde temmuz ayı

Açıklamalara göre bu hafta içinde S-400 hava savunma sisteminin ilk teslimatı Rusya’dan gerçekleşecek. ABD tarafı birçok kez ilk teslimat ile birlikte yaptırımların işleme alınacağı konusunda uyardı. Ancak halen ortada cevap bulunması gereken bir çok soru var… Son aylarda gündemimizi yoğunlukla meşgul eden S-400 krizi, Türkiye-ABD arasında ardı ardına çıkan sorunların zirvesini oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz. Türkiye tarafı “hem S-400 alırım hem de F-35” diyerek çıktığı yolda, Amerikan Kongresi’nin sert engellemesiyle karşılaştı. ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan’ın mektubunda, Türkiye'nin S-400 alması durumunda Kongre’nin CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) yaptırımlarını uygulamaya kararlı olduğu yeniden vurgulanıyor ve yol yakınken kararınızdan dönün deniyordu. Yaptırımlar tartışmasında, Türkiye’nin ABD’nin hasımları arasında anılıyor olması ise NATO müttefiki bu iki ülkenin ilişkilerindeki en düşük noktalardan birini gösteriyordu…