Ana içeriğe atla

Reina, Kudüs, Terör

Bu haftanın en güzel haberi hiç kuşkusuz yılbaşı gecesi Reina katliamını gerçekleştiren teröristin yakalanmasıydı. Bu korkunç saldırıyı düzenleyenin şehrimizde, bizimle birlikte yaşamaya devam ettiği, aynı havayı soluduğu, yaptıklarının yanına kâr kaldığı düşüncesinin verdiği rahatsızlığın yanı sıra, artarda gelen terör saldırılarının yarattığı tedirginlik bu sayede bir nebze de olsa azaldı. Derin bir nefes alabildik yeniden, bir daha tekrarlanmamasını dileyerek.
Türkiye’nin önceliği PKK ve FETÖ iken, bu saldırıyla resmen Türkiye’ye savaş açan IŞİD adeta “Beni o kadar hafife almayın!” dedi. Komşumuz Suriye, askeri uzmanlıklar kazandırılan gençlerin ölüm makinelerine dönüştürüldüğü, kontrol edilemeyen bir bataklık halini aldı. Tıpkı Afganistan’da benzer bir eğitim almış olan Reina saldırganı gibi, insafsız profesyoneller yetiştiriliyor orada. Bu kişileri beyinlerine nefret aşılanmış, cesaret hapı alıp terör eylemi gerçekleştiren canlı bombalardan da ayırmak gerekiyor. IŞİD Türkiye’ye savaş açtığını böylesi bir saldırıyla ilan ettiğinde, bunu artık varoluşsal bir tehdit olarak algılayıp ona göre gardımızı almamız gerekiyor.

Dost kara günde belli olur. Reina saldırısı sonrası Türkiye’ye destek mesajları gecikmedi. En görkemlisi Almanya’nın başkenti Berlin’in en önemli sembollerinden tarihi Brandenburg Kapısı’nın dayanışma amacıyla Türk bayrağının renklerine bürünmesiydi. En dikkat çekeni ise İsrail’in üst düzeyinden ardı ardına gelen destek mesajlarıydı. İsrail’in yeni Ankara Büyükelçisi Eitan Na’eh saldırının hemen ardından İngilizce ve Türkçe olarak “İstanbul’daki terör saldırısını şiddetle kınıyor ve kalbi taziyelerimi sunuyorum. Yeni yılda, aynı kararlılıkla: terör asla kazanamayacak” diyordu. Benzer şekilde İsrail Devlet Başkanı Reuven Rivlin de hem İngilizce hem Türkçe olarak saldırıyı kınıyordu; “Kalplerimiz, Türk halkıyla birliktedir. Bu saldırı insanlığa karşı yapılmıştır. Dualarımız, yakınlarını kaybedenlerle ve yaralılarladır.” İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hayatını kaybedenlerin ailelerine taziyelerini sunarken yaralılara acil şifalar diliyordu. İsrail Dışişleri Sözcüsü Emmanuel Nahshon, terör kurbanlarının ailelerine taziyelerini sunarken “Teröristlerden daha güçlüyüz, yaşam ve özgürlük kazanacak,” diyordu. İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörü Yuval Rotem de mevkidaşı Büyükelçi Ümit Yalçın’ı şahsen arayarak taziyelerini bildirmiş, Türk halkının acısını paylaştıklarını ve birlikte yas tuttuklarını ifade ediyordu. Bu saldırıda İsrailli Lian Nasser hayatını kaybetmiş, arkadaşı Roa Mansour ise hafif yaralanmıştı.
Türkiye birkaç gün sonra İzmir için ağlarken, bir terör saldırısı haberi bu sefer İsrail’den geldi. Kudüs’te, bir otobüs durağında yayaların arasına dalan bir kamyon, zorunlu askerlik görevini yapan 20’li yaşlarda üçü kadın dört askeri öldürdü. Daha önce de birçok kez yayaların arasına giren araçlarla terör saldırısı düzenlenmişti İsrail’de, ancak buradaki önemli fark Netanyahu’nun saldırganın daha öncekilerin aksine Filistinli değil, IŞİD ile bağlantılı olduğunu söylemesiydi. Fransa’nın 14 Temmuz’daki ulusal bayramında Nice’te, Noel alışverişi sırasında Berlin’de bir pazarda yaptığı saldırılardan sonra bu sefer IŞİD, Kudüs’teydi.
İsrail kendisine çifte standart uygulandığını hissediyordu. Bu yüzden açık açık ilan etti; “Terör terördür. Berlin ve Nice’teki saldırıyı kınayanların Kudüs’tekini de kınamasını bekliyorum” dedi Rotem. Rotem’in bu sözleri doğrudan Türkiye’yi hedef almasa da, Netanyahu aralık ayında Beşiktaş saldırısını kınarken şöyle demişti; “Teröre karşı savaş karşılıklıdır. Bu kınama mesajı için de, alınacak önlemler için de geçerli. İsrail Türkiye’de meydana gelen tüm terör saldırılarını kınıyor, Türkiye’den de, tıpkı ilişkide olduğumuz diğer ülkelerden beklediğimiz gibi, İsrail’de gerçekleşen terör saldırılarını kınamasını bekliyoruz.”
Mavi Marmara sonrası yaşanan 6 yıllık sıkıntılı zamanı geride bırakmak için çalışan Türkiye ve İsrail, karşılıklı elçilerini atamış, normalleşme sürecine hız vermişti. Ancak tüm bu iyi niyetli adımlara rağmen, iki ülke arasında oluşan hasar henüz giderilememişti.
“Terörün dini, dili, ırkı, vatanı yoktur” diyen Türkiye, Kudüs saldırısı sonrası önemli bir adım attı. Önce Başbakan Binali Yıldırım, Bağdat ve Kudüs’te meydana gelen saldırılarda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diledi. Daha sonra başbakanlığa bağlı Twitter hesabından “Bugün Bağdat’ta ve Kudüs’te DEAŞ’ın üstlendiği terör saldırılarında hayatını kaybedenler için çok üzgünüz” diyen bir mesaj yayınlandı. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek de, İngilizce olarak paylaştığı tweet’inde Kudüs’teki terör saldırısını kınadı ve insanlık için milletlerin teröre karşı mazeretsiz olarak birleşmesi gerektiğini söyledi. İsrail’de yaşanan bir terör saldırısını -hatırladığım kadarıyla- Türkiye ilk defa bu kadar açık bir şekilde kınadı.
Ancak konu İsrail olunca işler farklıydı. Direnişin bir parçası olarak tanımlanan bu saldırının terör saldırısı olarak tanımlanmasına tepkiler gecikmedi. “Kudüs işgal altında kaldığı müddetçe bütün direniş eylemleri meşrudur” diyerek saldırıyı övenler, devlet erkânının bu açıklamalarını skandal olarak nitelediler.
Teröre karşı dayanışma mesajlarına gelen tepkiler, normalleşmenin devlet bazında yapılmaya çalışılmasına rağmen halkın halen buna hazır olmadığının, şimdilerde hızı azalmış olsa da uzun bir süre boyunca pompalanan ve dönem dönem Yahudi düşmanlığına da sıçrayan, bir şekilde normalleştirilmiş İsrail karşıtlığından geri adım atmanın zorluğunu bir kez daha gösteriyor.
Twitter’daki mesajlar mı? Artık yoklar…
Karel Valansi, Şalom Gazetesi OBJEKTİF 18 Ocak 2017
http://www.salom.com.tr/haber-101783-reina_kudus_teror.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Survivor Hayim’in gerçek dünyası - Söyleşi

Hayim, çok sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni. Aklı başında, ne istediğini bilen biri. Askerlik dönüşünde ani bir kararla Survivor yarışmasına katıldığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Pek spor yapmayan, atletik olmayan biri neden zor koşullarda, dayanıklılık, irade ve güç isteyen bir televizyon programına katılır? Bunları konuşurken, sayesinde takip etmeye başladığım Survivor ile ilgili tüm merak ettiklerimi de sordum; kameralara yansımayan gizli bir tuvalet var mıydı, ya da yayın bitince gidilen lüks bir otel? Begüm’le arasında bir yakınlaşma oldu mu, Merve neden pişman oldu yarışmaya katıldığına? İşte Sabah Gazetesinden Yüksel Aytuğ’un teşekkür ettiği, seyircilerin filozof olarak tanımladığı Hayim ve Survivor yarışmasının bilinmeyenleri… Survivor maceran nasıl başladı? Katılmak nereden aklına geldi? Arkadaşlarımla uzun süredir Survivor’u takip ediyorduk. Hep katılmak istiyordum ama televizyona çıkmak beni korkutuyordu. Geçen sene iki yakın arkadaşım Dominik’e gittiler. Yarışmacıları

‘Atatürk akılcılığına sıkı sıkı sarılalım’

Sıra dışı bir adam: Celâl Şengör Dr. Ali Mehmet Celâl Şengör, jeoloji dendiğinde akla gelen ilk isimlerden. Bu konuda 19 kitap, 276 bilimsel makale yayınlamış bir bilim insanı. Tarih ve felsefe ile ilgili de bir çok popüler makalenin sahibi. Biz onu bir de Fatih Altaylı ile yaptığı TV programlarından ve çok farklı, gündem oluşturan açıklamaları ile biliyoruz. Geçtiğimiz pazar günü Limmud’a katılan Şengör’e röportaj teklif ettiğimde hem hemen kabul etti, hem de muhteşem kütüphanesini tanımam için evine davet etti. Bu röportajı bizim o günkü keyifli sohbetimizden derledim. Jeoloji ile ilginiz nasıl başladı, nasıl gelişti? Çok küçükken annem bana bir kitap aldı. Üzerinde bir brontozorun kafası vardı, görmediğim hayvanlar ilginç şeyler diye düşündüm. İlkokul öğretmenim bir fen ve tabiat ansiklopedisi hediye etti. Orada bir paleontoloji bölümü vardı. Çok ilgimi çekti. Meraklıydım. Bir mikroskop seti alındı orada sinekleri inceliyordum. Yazları sık sık Bursa’ya giderdik. Anneannem ve

Bu yılki Elküs Marküs ödüllerine Şalom damgasını vurdu

İki yılda bir düzenlenen ancak pandemi nedeniyle 2020 yılında gerçekleştirilemeyen Elküs Marküs Erdem ve Hayırseverlik Ödül Töreni 30 Mart akşamı çevirim içi olarak gerçekleştirildi. Bir çok dalda ödüllerin dağıtıldığı gecede Şalom Dergi ve Şalom yazarlarına da ödüller yağdı. Fakirleri Koruma Derneği’nin Elküs Marküs Erdem ve Hayırseverlik Ödül Töreni 30 Mart Çarşamba akşamı Zoom üzerinden gerçekleştirildi. İki yılda bir düzenlenen ödül töreni pandemi nedeniyle planlandığı gibi Mart 2020 yılında gerçekleştirilememişti. Ödül töreni dört yıllık zorunlu bir aradan sonra çevirim içi bir törenle sahiplerine teslim edildi, başarıları ödüllendirildi.  Türk Yahudi Toplumunun yegane ödül veren kurumu olan Fakirleri Koruma Derneği, bu ödülü 1916 yılında, dönemin ABD İstanbul Büyükelçisi Abraham Elküs ve Gertrude Elküs’ün henüz 16 yaşındayken hayatını kaybeden kızları Jane Selma Elküs’ün anısını yaşatmak için vermeye başlamıştı. Davranışlarıyla hayranlık uyandıran kişileri onurlandırmak ve bu kiş