Ana içeriğe atla

Yorumlarımla.... Uzmanlar Hariri krizini yorumladı

Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin Suudi Arabistan’da istifa ettikten sonra ülkesine dönmemesi liderliğini yaptığı Müstakbel Hareketi’nde isyana neden oldu. Lübnan’ın başkenti Beyrut’da istifa konusunu görüşmek üzere bir araya gelen partililer Hariri’ye ‘Evine dön’ çağrısı yaptı. Basın toplantısında ortak metni okuyan eski Başbakan ve partinin Grup Başkan Vekili Fuad Sinyora, “Lübnan’ın yurtiçinde ve dışındaki onuru ve saygınlığının tamiri için Başbakan Saad Hariri’nin ülkeye dönmesi gereklidir” açıklamasında bulundu.

Hariri’ye yapılan çağrılar Müstakbel Hareketi ile sınırlı kalmadı. Lübnan’ın önde gelen Dürzi politikacısı Velid Canbolat sosyal medya üzerinden “İster zorla, ister kendi iradesiyle. Lübnan’dan uzakta olan Saad’ın dönmesinin zamanı gelmiştir. Alternatifi yoktur” ifadelerini kullandı. Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun da dün yaptığı açıklamada Hariri’nin istifasının kabul edilemeyecek şartlarda olduğunu duyurdu. Hizbullah lideri Narallah dün yaptığı konuşmada Hariri’ye sahip çıkarak ‘Hariri’nin fikirlerine katılmasak bile ona yapılan saygısızlık tüm Lübnünlıları incitir” diyi konuştu.
DENGE BOZULMASIN İSTENİYOR
Lübnan siyasetindeki farklı bileşenlerin yaptığı ortak çıkış ülkedeki istikrarı koruma çabası olarak yorumlanıyor. Aydınlık’a konuşan 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü uzmanı olan ve Lübnan’a dair kitabı bulunan Dr. Yasin Atlıoğlu, mevcut durumda Hariri’ye alternatif bir liderin bulunmadığına dikkat çekti. Atlıoğlu, mayıs ayında yapılacak seçimleri anımsatarak “Uzlaşma çabaları öne çıkacak. Hariri döndükten sonra pazarlıklar sonucu geçici de olsa görevine devam edebilir” dedi.
HİZBULLAHSIZ ÇÖZÜM YOK
Aynı zamanda Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Dr. Atlıoğlu, Suudi Arabistan’ın arzuladığı Hizbullah’sız hükümet formülünün gerçekçi olmadığını dile getirdi. Dr Atlıoğlu,” Ülkenin cumhurbaşkanı Michel Aoun’u denklemde karşı tarafa itemezler. Bununla birlikte Lübnan’ın Maruni patriği Suudi Arabistan’a davet edilmesine rağmen gitmedi. Oysa Patrik Rai, Suriye’ye gitmiş ve Şam’da temaslarda bulunmuştu. Hizbullah’ı siyaset dışına itmek mümkün gözükmüyor” diye konuştu.
Hizbullah’ın krize yaklaşımını Aydınlık için değerlendiren Lübnan al Akhbar gazetesinden Omar Nashabe ise Hariri’nin son dönemde daha ılımlı bir hat izlediğini hatırlattı. Al Akhbar gazetesinin deneyimli yazarı Nashabe bu kapsamda şu ifadelere yer verdi:
“Seyid Nasrallah, Suudi Arabistan’ın Lübnan’ı istikararsızlaştırma çabasına ortak olmak istemiyor. Nasrallah biliyor ki; Hariri Suudi Arabistan’a gitmeden önce ılımlı bir hat izliyordu. Öyleyse neden Nasrallah, istifanın gerekçelerini tam olarak öğrenmeden onu eleştirsin. Nasrallah, erdemli bir şekilde Suudi Arabistan’a da sert saldırmıyor. Çünkü yaşananların aşılamayacak şeyler olmadığını ispatlamak istiyor. Nasrallah ayrıca ülkede birlikte ibadet eden Sünni ve Şiiler arasında bir mezhep kavgasına mahal vermemek niyetinde”
İSRAİL'DEN 'EN BÜYÜK TATBİKAT’
Suudi Arabistan’ın Lübnan siyasetini istikrarsızlaştırmaya dönük çabasına İsrail’in düzenlediği tatbikat eşlik ediyor. İsrail tarihinin en büyük hava tatbikatına Mavi Bayrak ismi verilirken 8 ülkenin iki hafta süreyle ‘savaş oyunlarına’ katıldığı açıklandı. 100 savaş uçağı ve 1000 askeri personelin yer aldğı tatbikata katılan ülkeler arasında ABD, Almanya, Fransa, Polonya, Yunanistan, İtalya ve Hindistan olarak sıralandı.
Senaryosu İsrailli subaylar tarafından yazılan tatbikatın zamanlaması Türk kamuoyunda ‘Savaş sinyali’ olarak sıralansa da İsrail merkezli Haaretz gazetesi tatbikatın hava güçleri arasındaki ‘savaş oyunu’ olduğunu vurguladı. Haaretz, İsrail’in tatbikat üzerinden kurduğu ittifakı ‘Jet diplomasisi’ ve ‘Yumuşak Güç’ olarak tanımlamayı tercih etti.
‘İSRAİL UZAK DURACAKTIR’
Aydınlık’a konuşan uzmanlar da benzer şekilde, İsrail ve Hizbullah arasındaki savaşın her zaman gündemde olduğunu ancak yakın zamanda savaşın patlak vermeyeceğini dile getirdiler. Hizbullah’ın kazandığı savaş tecrübesinin ve Golan’daki hassas dengenin altını çizen Atlıoğlu “İsrail yakın dönemde saldıramaz. Herhangi bir iç savaşta ise Hizbullah’ın karşısında duracak güç bulunmuyor” dedi.
Aydınlık’a konuşan Şalom gazetesinden Karel Valansi de İsrail’in, Hizbullah’a karşı Suriye politikasının benzerini uygulayacağını ifade etti. Valansi bu kapsamda şunları kaydetti:
“İsrail uzun zamandır İran’a ve Suriye savaşında önemli bir rol üstlenen Hizbullah’a yönelik sıkıntılarını dile getiriyor. Ancak Suriye’de süregelen savaşa kendi kırmızı çizgileri aşılmadığı sürece müdahil olmadı. Hizbullah’a silah gönderilmesi, Golan’da yeni bir cephe açılması ve İsrail’e sınır aşırı saldırıların gerçekleştirilmesi konuları aşılmadığı sürece uzak durdu. Şimdi eninde sonunda olacak denen şey yani yeni bir Hizbullah-İsrail çatışması daha mümkün gözüküyor. Ancak İsrail’in kendisine saldırılmadıkça bir savaş başlatacağını düşünmüyorum. Lübnan, Suudi Arabistan ve İran arasındaki nüfuz savaşının yeni sahnesi olacak gibi duruyor. İsrail gelişmeleri yakından takip ederek, orada oluşacak durumun kendi sınırlarına taşmasını engellemeye öncelik verecektir diye düşünüyorum”
DOLABI ÇEVİREN ABD
İran ile Hizbullah üzerinden hesaplaşma politikasının Washington tarafından tanzim edildiği ABD kamuoyunda gündem maddesi oldu. ABD’nin etkili dış politika dergilerinden Foreign Policy, yaşanan krizde Trump’ın damadı Kushner’e dikkat çekti. ‘Kushner, Salman ve Netanyahu bir dolaplar çeviriyor’ başlığıyla yayımlanan makalede Kushner’in İsrail’le olan yakın ilişkisi ve Riyad ziyareti hatırlatıldı. Makalede ‘Kushner’in rolü göz önüne alınırsa prens Selman ona planları hakkında bilgi verdi mi? Eğer öyleyse Beyaz Saray, Suudileri İranla olan hesaplaşmasında destekleyecek mi? Ya da İsrail, ABD’nin vekalet savaşçısı mı olacak? Bu Başkan, bu Prens ve İsrail’in mevcut başkanı ile her şey mümkün’ denildi.
ABD’nin rolünü Aydınlık için değerlendiren al Akhbar gazetesinden Omar Nashabe, İran politikasının Trump’ın Suudi Arabistan ziyaretinde kararlaştırıldığının altını çizdi. Lübnan ordusu ve Hizbullah’ın Arsel bölgesindeki operasyonlarının Washington’da rahatsızlık yarattığını dile getiren Dr. Atlıoğulu da “ABD bir taraftan Lübnan ordusuna yardım ederken diğer yandan Hizbullah’ı terör örgütü olarak görüyor. Arsel bölgesindeki işbirliğine Hariri’nin engel olmaması kendisinin hareket alanının Washington’da sorgulanmasına yol açmış olabilir” dedi.
Şalom gazetesinden Karel Valansi ise Aydınlık’a yaptığı açıklamada “Suudi Arabistan Trump başkanlığındaki ABD’nin İran karşıtı duruşunu ve İsrail’in halihazırda var olan tehdit algısından güç alarak İran’a Lübnan’da meydan okuyor. Ancak diğer cephelerde yenemediği İran’ı burada yenebileceğinin bir garantisi yok” diye konuştu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Disclaimer: La verdad i las istoryas ke mos kontamos

Bazado sovre la novela de 2015 de Renée Knight, Disclaimer es una seri psikolojika de suspenso, estrenada en Apple TV+ en 2024. Eskrita i dirijida por Alfonso Cuarón, ganador de sinko Premios Oscar, esta mini-seri de syete epizodios eksplora la fuersa de la verdad, de las istoryas ke mos kontamos i de la manera en ke vemos los evenimientos, ambezando tambiyen el peligro de los sekretos. En esta seri ay munchos aktores famozos: Cate Blanchett interpreta a Catherine Ravenscroft; Sacha Baron Cohen su marido Robert; Kodi Smit-McPhee su ijo Nicholas; Kevin Kline da vida a Stephen Brigstocke i Lesley Manville interpreta a su mujer Nancy. La istorya sige a Catherine, una periodista muy konosida. Un dia una novela aparese i empesa a deskuvrir un sekreto muy personal de su pasado.  Los eventos del pasado son kontados desde diferentes puntos de vista, la seri invita al spektator a kestyonar la memoria, la identidad, la persepsion i la relasyon entre la verdad i la manera ke kontamos la mizm...

NATO’s Southern Flank is Becoming a Strategic Frontier

On 8 July, as NATO leaders gathered in Ankara, the ceasefire between the United States and Iran collapsed, with Washington launching renewed strikes as the meeting was underway. The conflict involving Iran that began on 28 February was expected to remain limited in duration and was widely described as a “short-term excursion,” yet, more than six months later—after an April ceasefire, a June memorandum of understanding, and its collapse—the conflict remains unresolved. For Washington, the conflict has become a sustained drain on attention, assets, and Alliance coherence, raising difficult questions about burden sharing and the credibility of U.S. deterrence commitments across the Middle East.   The conflict’s prolongation and intensification, with regionalization still unfolding, have called into question whether NATO’s Southern neighborhood framework—and, by extension, the U.S. force posture underpinning it—is sufficient for the current security environment. The Alliance des...

From the Indo-Pacific to the Middle East: can the NATO’s IP4 Partnership Model work?

Recent proposals to broaden the Abraham Accords have renewed discussion of regional security cooperation in the Middle East. In May 2026, U.S. President Donald Trump publicly called on Saudi Arabia, Qatar, Pakistan, Turkey, Egypt, and Jordan to join the Abraham Accords, in a social media post following phone calls with regional leaders, describing the initiative as an “unparalleled world coalition” (Chiacu and Pamuk 2026). This proposal, although framed in diplomatic and political terms, raises a more structural question: can NATO’s Indo-Pacific Four (IP4) partnership model of selective, issue-based cooperation be adapted to the Abraham Accord countries? The question matters because the Middle East has repeatedly struggled to institutionalize durable and inclusive security arrangements. Existing frameworks such as the Gulf Cooperation Council (GCC) and the Arab League have not developed into effective collective security mechanisms, while more ambitious proposals such as the Middle Eas...