Ana içeriğe atla

“Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimleri barışa engel değil”

İsrail ile Filistinliler arasındaki barış görüşmelerinin en önemli gündem maddelerinden biri Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimleri. Barışın önündeki engel olarak görülen ve birçok kez uluslararası toplum tarafından yenilerinin inşası durdurulmak istenen bu yerleşimlerde yaşayan halk ne düşünüyor? Bu konuyu David Ha’ivri ile konuştuk. Kendisi halkla ilişkiler ve sosyal medya uzmanı, Şomron (Samarya) İrtibat Bürosu’nun kurucusu ve eski direktörü. Ha’ivri, eşi Mollie ve sekiz çocuklarıyla birlikte bir Yahudi yerleşimi olan Kfar Tapuach’ta yaşıyor


ABD doğumlusunuz. Ne zaman İsrail’e göç ettiniz ve yerleşimci oldunuz?
1978 yılında 11 yaşındayken ailemle beraber İsrail’e taşınarak Aliya yaptık. Aliya İbranicede yükselmek anlamına gelir. Yahudi kültüründe İsrail’e geri dönen Yahudilerin daha üst bir seviyeye yükseldiğine inanılır. Hayatımın büyük kısmını İsrail’de geçirdim. İsrail’de liseye gittim, askerliğimi yaptım, evlendim. Bir süre Kudüs’te yaşadıktan sonra 25 yıldır yaşadığımız Kfar Tapuach’a taşındık. Evimizi kurduk, sekiz çocuğumuz oldu. Oğullarımızın ikisi askerde, kızlarımızın bir bölümü öğretmen, bir bölümü öğrenci.

 Sizi bir yerleşimde yaşamaya iten sebepler ne oldu?
Samarya bizim için İsrail’in merkezi, can damarı. Yahudi halkı için burada yaşamak çok anlamlı, ana vatana yeniden bağlanmak demek. Tevrat dersi veriyorum. Tevrat sayesinde Yahudi halkının İsrail topraklarına tarihi, dini ve kültürel bağlarını öğreniyoruz. Tevrat’ta anlatılan her şey burada, Yehuda ve Samarya’da gerçekleşti.(İbranicede Yehuda ve Shomron, İngilizcede Judea and Samaria veya West Bank, Türkçede Batı Şeria olarak da adlandırılan bölge) Tabi buranın İsrail Devleti için güvenlik ve stratejik önemi de var. Sıradan bir kişi olarak cevaplarsam, burayı aile kurmak için güzel bir yer olduğu için seçtik.

 Yahudi yerleşimciler hakkında oluşmuş kanı genelde olumsuz. ‘Fanatik dinciler’ olarak tanıtılıyorlar. Böyleler mi gerçekten?
Yehuda ve Samarya’da veya Batı Şeria’da her düşüncede kişiler yaşamakta. Samarya’daki Yahudi yerleşimcilerin çoğunluğu dindar değil. Burada yaşayanların bazıları fanatik olabilir, bir bölümü de dindar. Onlara fanatik denir mi bilmiyorum ama Yahudi inancının kurallarına uyma konusunda oldukça hassaslar. Benim düşünceme göre tüm İsraillilerin -dini bir kenara bıraktığımızda bile- Yahudi kültürüne ve mirasına bağları var. Yehuda ve Samarya’daki Yahudi yerleşimlerinde oturanların pozitif kişiler olduğunu ve İsrail toplumuna katkıda bulunduğunu düşünüyorum.


 Samarya’da günlük hayat nasıl? Burada yaşamak tehlikeli mi? Geçen yıl okuldan evlerine dönmek için otobüs bekleyen üç çocuk Kudüs’e çok yakın Gush Etzion’da kaçırılmıştı. Bu şiddeti tırmandırmış ve en sonunda Gazze Savaşına sebebiyet vermişti…
Samarya’daki hayat her yerdeki günlük hayata çok benzer. Tehlikeli mi? Her yer tehlikeli. Terörizm ve şiddet dünyanın her yerinde mevcut. Geçtiğimiz hafta Güney Carolina’da bir kiliseye karşı girişilen korkunç terör saldırısını gördük. Dua eden kişilere karşı hasta ruhlu bir kişinin gerçekleştirdiği bir olaydı. Irak’ta terör saldırısı oldu, Müslüman Müslümanı öldürdü.
Burada da terör ve şiddet olayları oluyor. Bir öğrenci otobüsüne saldırıldı Ürdün Vadisi’nde. Altını çizmek istediğim, tehlike her yerde var, aşırı görüşte insanlar her yerde var. Bu bizim yaşadığımız bölgeyi de pas geçmiyor. Ama genel anlamda hayat iyi. Pozitif bir toplumumuz, çocuklarımızı yetiştireceğimiz güzel bir atmosfer var. Eğitim sistemi de çok iyi. Dikkatli olmalıyız. Oluşabilecek tehlikelere karşı uyanık olmalı, ailemizi korumalı ve hayatımızı sürdürmeye devam etmeliyiz.

 Filistinlilere karşı şiddet olayları ile ilgili haberler de duyuyoruz…
Bence bunlar, gördüğümüz haberler, başlıklar buradaki gerçeği yansıtmıyor. İsrail’de bir Arap’a karşı girişilen herhangi bir vandalizme hemen müdahale ediliyor. Fakat bu tür durumlar İsrail’de bizim yaşam tecrübemizin genelini temsil etmiyor. Genellikle insanlar kendi hayatlarını sürdürüyorlar ve şiddete karışmıyorlar; ne suçlu olarak ne de kurban olarak. Medya her zaman bu tür şiddeti öne çıkarıyor. Medyada hep Yahudilerin şiddetini bulup ön plana çıkarıyor. Bu tarz hikâyeden daha çok manşet çıkıyor çünkü.

 1967’de İsrail’in ele geçirdiği topraklardaki Yahudi yerleşimlerinin kanun dışı olduğu ve 4. Cenevre Sözleşmesini ihlal ettiği uluslararası toplum tarafından dile getiriliyor. İsrail ise bu sözleşmenin sadece egemen bir devletin toprakları işgal edilirse geçerli olduğunu savunuyor. Öte yandan yerleşimler Filistinlilerle barışın önündeki bir engel olarak tanımlanıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
4. Cenevre Sözleşmesinin İsrail’in 1967’de aldığı Yehuda ve Samarya veya Batı Şeria için geçerli olmadığı savını destekliyorum. Batı Şeria terimi 1948 yılında oluştu. Ürdün (Mavera-i Ürdün) Haşemi Krallığı, Ürdün Nehrini geçerek bu İsrail toprağını 19 yıl boyunca illegal bir şekilde kontrol etti. Ürdün bu bölgeye Batı Şeria dedi çünkü Haşemi krallığı Doğu Şeria idi.
Samarya’daki Yahudi yerleşimlerinin barışa bir engel olduğunu düşünmüyorum. Bu konuyu gündeme getirenler barış ile ilgilenmiyorlar. “Seninle barış yapmak istiyorum ama sen burada yaşama,” demek inanılmaz, çok çirkin. Bunun neresi barışçıl? Yahudi halkının İsrail’in merkezi olan bu topraklarda yaşamaya her türlü hakkı var. Buralar dini İsrail toprakları.
1967 yılında İsrail üç Arap komşusu tarafından savaşa zorlandı; Mısır, Suriye, Ürdün. Ve İsrail Batı Şeria’yı Ürdün’den aldı. 4. Cenevre Sözleşmesi hangi şartlarda işgal edilen topraklara halkını yerleştireceğinin uygun olmadığı durumları belirtir. Bu, topraklar egemen ve tanınmış bir devletin toprakları söz konusuysa geçerlidir. Ürdün bu toprağın sahibi olarak tanınmıyordu. Ürdün bu toprakları 1948’de ele geçirdi ve ilhak etti. Ve sadece iki ülke bu topraklar üzerindeki iddiasını tanıdı; İngiltere ve Pakistan. Arap Birliği bile Batı Şeria üzerindeki Ürdün kontrolünü tanımadı. İsrail bu toprakları bir savunma savaşında, 1967’de ele geçirdi. 4. Cenevre Sözleşmesi İsrail’in buraya Yahudileri yerleştirmesini yasaklamıyor. Tartışmalı alan olarak görülebilir en fazla. Bu bölgede hiçbir zaman bir Filistin Devleti yoktu ve benim fikrimce burada bir Filistin Devleti kurmak hatalı olur.
Yahudi yerleşimler barışa bir engel değil. Yahudi yerleşimler bölgeye hem Yahudi, hem Arap, hem de Hıristiyanların kullanabildiği bir altyapı sağlıyor. Uluslararası toplum Yehuda ve Samarya’da daha fazla Yahudi yerleşimi kurulması için destek olmalıdır.

 Yerleşimler İsrail’de nasıl görülüyor? Görüşme masasında Kudüs kesinlikle ayrılmaz fikri ağır basarken, konu Batı Şeria olduğunda ‘toprak karşılığı barış’ formülü dile getiriliyor…
Yahudi toplumunda çok farklı fikirler vardır ve bu aslında bir sürpriz değil. Bir söz vardır, eğer bir yerde iki Yahudi varsa üç farklı fikir de vardır, diye. 2005’teki Gazze’den tek taraflı çekilmeden sonra ‘toprak için barış’ fikri artık eskisi gibi ilgi çekici gelmiyor. Barışı ilerletmek için toprak verme fikrini savunanların, Gazze tecrübesinden sonra, hatalı oldukları kanıtlandı. İsrail Gazze’den çekildiğinde oradaki tüm Yahudi yerleşimlerini yok etti ve orada yaşayan halkı göç etmeye zorladı. Bunun sonrasında Filistinliler demokratik seçimlere gittiler ve İslami Hamas’ı seçtiler. O günden beri çatışma bir alevlenip bir sönerek devam ediyor. Binlerce roket atılıyor Gazze’den İsrail’e. Sanırım çok az İsrailli bu deneyimi ikinci defa Batı Şeria’da tecrübe etmek ister.

 İki Devletli Çözüm konusunda ne düşünüyorsunuz? Yahudi devletini tanıyan demilitarize bir Filistin Devleti hakkında?
İsrail toprağının iki devlete bölünmesine karşıyım. İsrail, Ürdün Nehrinden Akdeniz’e kadar 70 km. İki devlet için yeterli yer yok. İsrail bölünemez. İsrail ve Filistin halkı o kadar iç içe geçti ki onları ayırmak da imkânsız. Bu fikrin zamanı geçti, şu an uygulanabilir değil. Yehuda ve Samarya İsrail’in kalbi,  bu yüzden itiraz ediyorum. Ve burada yaşayan yüz binlerce İsrailli var. 

 İsrail’in Yahudi olmayan vatandaşları hakkında ne düşünüyorsunuz? Araplar İsrail toplumunun bir parçası olarak kalmalı mı?
İsrail’de Yahudi olmayan önemli bir nüfus var ve bu kişiler tam vatandaşlığa sahip. Birçoğu İsrail devletine bağlı ve hakim, askeri lider, hükümet üyesi olarak önemli görevler alıyor. Her ülkede farklı etnik gruplar vardır. İsrail de etnik bir Yahudi devleti. Dünyadaki tek Yahudi devleti. Ülkenin Yahudi karakteri gelecek için korunmalı. Azınlıkların özel hakları olmalı ancak ülkenin kültür ve karakterini değiştirmeye hakları yok.

 Bölgeye gerçek barış nasıl gelebilir?
Bölgeye gerçek barış ancak Ortadoğu İsrail’i kendi parçası olarak kabul ederse gelebilir. İsrail’in de Ortadoğu’nun bir parçası olduğunu anlaması gerek. Günümüzde İsrail Batı eğilimli ve Batı’ya bakıyor. Oysa İsrail nerede olduğunun farkına varması gerekir. Ortadoğu’nun tam ortasındayız. Komşularımıza saygı göstermeli ve onlardan da saygı görmeliyiz. Ancak karşılıklı saygı Ortadoğu’ya özlenen barışı getirebilir.

Karel Valansi Şalom Gazetesi 7 Temmuz 2015

Yorumlar

Isaac Haskiya dedi ki…
Yahudi tarihinde Batı Şeria denilen bir yer yoktur. Bu bölgenin ismi Yudea ve Samaryadır.Birincisi bu! İsmin önemi bölgenin kime ait olduğunu göstermektir.
İkincisi de 'Filistinliler' kelimesinin asıl mânasının Filistin Arapları olmasıdır, aynen 1948 den evvel Filistin Yahudileri denildiği gibi. Kısaltmalarla konuşulduğu zaman asıl anlam kaybolur!
Ücüncüsü de bölgenin Oslo anlaşması ile üçe bölündüğüdür. Bölge A ve B Filistin Araplarının idâresindedir. Bölge C ise İsrail idâresindedir. Bu bölgede kurulan yerleşimler İsrail kânunlarına göre inşâ edilir. Birinci kâide tapudur. Filistin Araplarına tapulu olarak âit olan yerlerde yerleşim yasaktır. Yıkılan yerleşimler bu kâidenin sonucudur.
Isaac Haskiya

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Türkiye-İsrail rekabetinin doğal bir jeopolitik gereklilik olduğunu düşünmüyorum”

EDAM Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü Dr. Can Kasapoğlu ile Türk savunma sanayini, Türk SİHA´larına yönelik artan ilgiyi ve yapay zekanın kullanıldığı drone´lar meselesini konuştuk. Ayrıca, Azerbaycan´ın artan bölgesel gücünün yanı sıra, Türkiye´nin ABD, Rusya ve İsrail ile ilişkisi de söyleşimizin gündemindeydi... Türk Savunma Sanayi ve özellikle Türk SİHA’ları bugünlerde bir hayli tartışılıyor, bir savunma başarısı olarak tanımlanıyor. Türk drone’larının teknik yapısı üzerinden yetenekleri neler?  Türk sistemlerinin başarısının arkasında yatan birkaç temel var. Bunlardan ilki, fiyat-kalite dengesi diyebileceğimiz, savunma ekonomilerinin üzerine getirdikleri yük ve muharip kapasite. Libya, Suriye, Irak, terörle mücadele operasyonları örneğinde, en son Karabağ’da, bir konvansiyonel harp durumunda, Türk drone sistemlerinin binlerce uçuş saatine dayanan çok ciddi bir tecrübeyle geldiğini görüyoruz. Bu muharip tecrübe, uluslararası silah pazarlarında çok öne çıkan bir özellik. Türk

İsrail-Arap ilişkileri gelişirken, Türkiye ile normalleşme bir türlü kurulamıyor

Bir sene önce imzalanan İbrahim Anlaşması ( Abraham Accords ) meyvelerini vermeye devam ediyor. İsrail’in imzacı ülkelerle ilişkileri -Trump’ın eksikliğine, Biden’ın ilgisizliğine rağmen- gelişmeye devam ediyor. İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid yaz aylarını Körfez ülkelerini ziyaret ederek geçirdi. Temmuz ayında Birleşik Arap Emirliklerini ziyaret eden ilk İsrailli bakan olan Lapid, ziyareti sırasında Abu Dabi’de İsrail büyükelçiliğini, Dubai’de konsolosluğu açtı. İsrail ayrıca geçtiğimiz günlerde Dubai’de gerçekleşen Expo 2020’ye de katıldı. İlk kez İsrail pavyonu bir Arap ülkesinde yer aldı. Ağustos ayına geldiğimizde ise Lapid Fas’taydı. İki ülke arasındaki bu ilk üst düzey görüşme, işbirliği olanaklarının artırılmasını da beraberinde getirdi. Sonbahar ise İsrail için ilklerin yaşandığı bir dönem olmaya devam ediyor. İlk önce Bahreyn İsrail’e ilk büyükelçisini atadı. Ardından eylül ayı sonunda Lapid, Bahreyn’in başkenti Manama’yı ziyaret etti. Bu ziyaret bir İsrailli bakanın ülkey

Turkey has flipped the script on its regional isolation. But will it amount to real change?

Turkey has been working away at recalibrating its foreign policy by tracking down new allies and issuing conciliatory statements—and it’s a crucial part of the country’s bid to become a regional leader, energy hub, and economic powerhouse. But are Ankara’s steps toward recalibration big enough to really change the regional landscape? Last month, Turkish Deputy Foreign Minister Sedat Önal hosted his Egyptian counterpart in  Ankara for rapprochement talks focusing on regional issues. The latest talks follow a first-round visit to  Cairo  in May, where Turkey and Egypt hashed out bilateral concerns. It’s a remarkable moment, since these visits marked the first high-level political consultations between the two powers since the 2013 military coup in Egypt, an event that led to a rapid deterioration in Cairo’s relationship with Ankara. But the recalibration isn’t just with Egypt. For several months now, Ankara has taken steps to normalize regional relationships that had been fraught with pr